- Kategori
- Deneme
Özgürlük yanılsaması

Çalış/ Fethiye
Özgür olma adına yapılan yanlış başlangıçlar vardır. Kaçıp kurtulmayı düşündüğümüz yer yeni bir esarettir. Bunu görmeyecek kadar körsek özgürlük algımızda bir sorun vardır. Akla gelen soru: özgürlük nedir?
Bence yaşamın sınırlılığı içinde sonsuzluk duygusunu hissettiğimiz bir an sadece. Yani o bir duygu . Bir var bir yok. Sonsuza kadar sürsün isteriz tıpkı aşk gibi. Aslında yaşamda kalıcı olan ne var ki? Her canlı gibi insanın da gelip geçici olduğu bir yerde kalıcı olan duyguların peşindeyiz.
Özgürlüğü yaşamın sınırlılığında aramamak lazım ya da bir başkasının bize bahşettiği bir şey olmadığını bilmek gerekir. Biz istediğimizde, bazı anlarda içimize doluvermeli.. . Örneğin, düşünelim özgür hissettiğimiz anlar hangi anlardır. Sanırım aklımıza ilk gelen doğayla iç içe olduğumuz anlardır. Yamaçlardan engin bir maviliğe bakarken, patika bir yolda bisikletle yol alırken, bir dağın doruklarına bakarken, en güzeli de başımızı kaldırıp gökyüzünü seyrederken hissettiğimiz o bir anlık sonsuzluk duygusudur. Sonsuzluk bana hep özgürlük sözcüğünü çağrıştırır. Bizi sınırlayan ne varsa aşma isteği ve sonsuza doğru uzanış.
Benim için ve benim gibi düşünenler için de düşüncenin sınırlarını zorladığımız yazma anı bir özgürleşme çabasıdır. Düşünsel bir eylemdir. Yaşamın bize çizdiği sınırları içimizde yerle bir etmedir. Yine de bunlar sadece anlarımızdır ve asıl gerçek insanoğlunun özgür bir varlık olmadığıdır. Yaşama bağlı olmak bile onun bize sunduğu ne varsa kabul etmedir.
Özürlüğü indirgediğimiz biçimsellik gerçek bir özgürlük değil sadece bir yanılsamadır. Gerçekte orada başka bir şeyin esareti bizi bekler. Ne zaman bu sözcük üzerinde düşünsem aklıma hep Melih Cevdet Anday’ın şu dizeleri gelir.
Mevsimler kurgularla oyaladı bizi
Tarlaya bırakılmış bir at gibi
Bağlı, yalnız ve özgür.
Umudumuz sabrın tutamadığı bir ırmak
Umutsuzluğumuz insan kalmak içindi.
Benim de çoğu zaman hissettiğim şey bu: ‘Tarlaya bırakılmış bir at gibi bağlı, yalnız ve özgür.’ Dünyaya geliş şeklimizle başlıyor her şey. Bir toplumun içinde, bir cinsiyetle, bize öğretilen onca yaşam bilgisiyle başladığımız dünyada özgür olmak için bizi bağlayan ipleri zorladıkça acı çekiyoruz. Modern yaşamın getirdiği doğadan uzaklaşma zorunluluğu, kentleşme ise cabası. Hangi metropolde özgürlük duygusu hisseder ki insan. Toplu taşıma araçlarına sıkıştırılmış yaşamlar, yüksek binaların içine hapsedilmiş insan yığınları, yol boyu sıkışan trafiğin içinde gerilen sinirler. Saatlere bölünmüş yirmi dört saat boyunca hep yetişme çabası.
Yine de bütün bu zorluklar bir kabullenişe götürmemeli bizi. Birçok şey için çabaladığımız gibi onun içinde bir çabamız elbette olacak. Bizi saran ayrık otlarını hiç bıkmadan temizlemeliyiz. Onlar içimizde taze filizlenen güzel düşünceleri, iyi duyguları öldürmeden temizlemeliyiz. Yoksa ilk önce düşüncelerimizi esir alırlar. Duygularımızı nasıl yaşayacağımızı öğretmeye kalkarlar. Ne giyeceğimize, nasıl konuşacağımıza karışırlar. Eğer soracak bir sorumuz yoksa başkalarının sorusuna da üstün körü cevaplarımız olur daima. Özgürlük bana göre kendi sorularını sorabilme becerisidir aynı zamanda. Düşünce özgürleşmeyince beden buna uyum sağlayamaz. Ruhun özgürce yol bulamıyorsa ölüdür. Düşünce, ruh ve bedenin özgürleşmesi farklı alanlarda ve farklı çabaların sonucudur. Bence özgürlük bir ağaç gibi köklerin seni toprağa bağlarken gökyüzüne doğru uzanma isteğidir.