- Kategori
- Spor
Özgüveni tavan yapmış Mustafa Denizli'nin derbiye etkisi...

Geçtiğimiz günlerde Digitürk’te yayınlanan özel röportajın içinde Mustafa Denizli çok özel mesajlar verdi. Derbi öncesinde böylesi kritik açıklamaların uygun olup olmadığı her zaman tartışma konusudur. Mustafa Denizli de belki de bir risk alarak kameraların önüne geçerek çok samimi bir sohbet yaptı.
Denizli’yi dinleyen futbolla yakın teması olmayan, sıradan bir kişinin; teknik direktörün olup biten her şeye hakim olduğu, bütün olasılıkları hesap ederek yoluna devam ettiğini, sezon başında yaşanan kayıpların bu olasılıklar içinde yer aldığını, ancak telafisinin de çok kolay, herkesin gözleri önünde yine bunu ispat edeceğini düşünecektir. Mustafa Denizli’nin yirmi yıllık teknik adamlık tecrübesi “kuşkusuz” bunu başaracak güçtedir.
Bu söyleşinin Beşiktaş’ın 1+5’lik bir kazanma periyodunun hemen ertesinde yapılmış olmasının teknik adamın bu özgüveni yeniden kazanmış duruşuna çok güçlü etkisi olduğunu düşünüyorum. Özellikle Trabzonspor maçının 2-0 gibi bir skorla kazanılması Mustafa Denizli’yi havaya sokmuş durumda.
Mustafa Denizli’yi ve Fatih Terim’i diğer tüm teknik adamlardan ayıran fark da bu duruştan kaynaklanıyor.
Bu duruşun sınırı iyi ayarlandığında her iki teknik adam da belki olanaksız görünen şeylerin altından kalkma başarısı gösteriyor. Geçmişlerinde böylesi inişler ve çıkışlar var.
Mustafa Denizli geçen sene Beşiktaş’a geldiğinde ortam tam onun istediği bir kıvama gelmişti. Beşiktaş’ın eksik olan özgüven duygusu takımı bir anda kendine getirmekle kalmadı, iki kupalı gösterişli bir zafere imza attırdı. Kuşkusuz bütün takıma bu havayı verebilmek için Mustafa Denizli saha kenarında bir basketbol koçu gibi her adımda takımının hareketlerini kontrol etti. Çok yoruldu. Kendisi “böyle bırakmam imkânsızdı” diyor ancak o Çeşme günlerinde, yaşadığı yoğun konsantrasyonlu zihin yorgunluğundan sonra bu işi tadında bırakma arzusunun ağır bastığını tahmin ediyorum.
Bu yorgunluk onu sezona kafaca yeterince dikkat vermesine ve belli bir sisteme odaklanmasına engel oldu. Örneğin Tabata transferinde Mustafa Denizli’nin eylemsiz olduğunu gördük. Beşiktaş’ın o yüksek maliyetli oyuncuya vereceği parasının olduğunu bilseydi belki de hakkını yurtdışından başka bir futbolcuda kullanmak isterdi.
“Beşiktaş’ın Tabata’ya ihtiyacı var mıydı?” Sorusuna Mustafa Denizli net ve inandırıcı bir açıklama yapamıyor, bence geçiştiriyor.
Sezona her ne karmaşıklıkta veya basitlikte sahip olduğu taktiğe ve sisteme doğru şekilde hazırlanan takımların başarısı ortadadır.
Sezon başından bu yana bir iki maçı hariç hepsini izlediğim Beşiktaş’ın bende bıraktığı izlenim, bu takımın herhangi bir sistem üzerine ciddi şekilde çalışmadığı yönündeydi.
Örneğin, Galatasaray ve Beşiktaş karşısında izlediğimiz, Trabzonluların beğenmeyip burun kıvırdıkları Broos’un Trabzonspor’unun bile bir sistemi olduğunu çok yakıcı bir şekilde gözlemleyebiliyorsunuz. Ancak futbolun gizemli perisinin oynadığı oyun, Broos’u değil, sanki Mustafa Denizli’yi haklı göstermek için o akşam Trabzon’da elinden geleni yapacaktır.
Beşiktaş’ın maçlarında tek bir duran top organizasyonu hatırlayan var mı? Çoğu korner atışı bizim yirmi sene önce izlediğimiz şekilde kullanılıyor. Hatta Mustafa Denizli’nin futbolculuk yıllarında attığı o gösterişli korner ve serbest atışlardan eser göremiyoruz. Oysa Fenerbahçe ve Galatasaray korner atışlarına çok ciddi hazırlık yapıyorlar ve önem veriyorlar. Kim bilir yine o futbol perisi hafta sonu derbide Beşiktaş’a duran toptan bir gol attırır bu yazdıklarımızı bize kapak yapar.
Beşiktaş’ın istikrarlı bir oyuncu kadrosu yakalayamamış olmasının arka planında da Mustafa Denizli’nin sezona hazırlıksız ve kafaca yorgun olarak girmesinin büyük etkisi vardı.
Bence Mustafa Denizli bizden bu gerçeği saklanmaya çalışıyor ve özellikle bu sezon biraz cepten yemişe benziyor.
Beşiktaş’ın kötü bir kadrosu olduğunu söylemek mümkün değil. Bu kadronun kendi haline bırakıldığında bile doğru bir dizilişe ister istemez gelmesi çok normaldir. Hele ki Mustafa Denizli gibi kurt bir teknik direktörün elinde ilerisi için umut verici bir istikrara da kavuşabilir.
Yani Mustafa Denizli bu söyleşiyi kaybettiği Kayserispor maçından sonra yapsa böyle rahat cümleler kuramazdı.
Ancak yine de bu söyleşinin zamanlamasını hatalı bulduğumu söylemek istiyorum.
Birçok görünmez etkisi olabilir.
- Böylesi röportajlar öncesinde kişi daha önce düşünmediği şeyleri söyler, konu başka gelişir, sohbetin havası bir anda böylesi bir şeye yönlendirir. Bu sohbet izlenmesi çok keyifliydi, kim bilir içinde olanlara neler yaşatmıştır. Mustafa Denizli’nin rahatlığı bence ilk olarak Mustafa Denizli’nin konsantrasyonunu bozabilir.
- Bu takım içinde farklı algılanabilir. Bir takım futbolcuların isminin fazla tekrarlanması, bazı mesajlar takımın senkronizasyonunu etkileyebilir.
- Teknik direktörünün bu rahatlığını izleyen futbolcu ve yöneticilerinden çok iddialı açıklamalar gelebilir.
- Rakip takıma karşı motivasyon etkisi yaratabilir, özellikle teknik adamı için. Birçok meslekte karşı tarafın ne düşündüğünden çok nasıl bir ruh halinde olduğunu bilmek başka kritik kilitleri çözen anahtarların ortaya çıkmasına neden olur. Sporda psikolojik etkinin ne kadar güçlü olduğunu burada tekrarlamaya gerek var mıdır? Mustafa Denizli bence çok fazla detay verdi o söyleşide.
Cumartesi günü bu soruların cevabını bulacağız. Maça kadar her iki takımın birçok noktasını mercek altına almayı sürdüreceğiz; Mustafa Denizli ile başlamış olduk.
Uzay Gökerman