- Kategori
- Güncel
Öznur

ÖZNUR
Beşir Atalay meğerse ne kadar haklıymış da biz kendisini anlamamışız. Hani sayın Bakan, ''Yabancıların deprem sonrası yardımlarını geri çevirdik çünkü kendi potansiyelimizi görmek istedik'' demişti ya. Vallahi düşünüyorum da, iyi ki de çevirmişiz yoksa ilk büyük depremin ardından ''Sağlamdır rahatça kalabilirsiniz'' denilen otelin enkazı altında kalarak ölen kahraman Japon dostumuz doktor Atsushi Miyazaki'ler çoğalsaydı, nasıl bakardık dünyanın yüzüne, kime ne anlatabilirdik, kim artık bizi ciddiye alır da dinlerdi?
Bir yandan kalkınma hızınla dünya devletlerine örnek ol, Avrupalılar zamanında Türkiye'yi birliklerine almadıkları için kafalarını duvarlara vursunlar, Amerika senin Başbakanının Avrupalı devlet başkanlarına acıyarak baktığı fotoğrafını dergilerine kapak yapıp ''Türkiye olmasa biz ne yapardık?'' falan diye manşetler atsın, sonra da sen yardımına gelmiş bir 'gönüllü'nün hayatını koruyama, olacak iş mi?
Bizler Miyazaki'ye ağıtlar yakıp, Japon ulusunun önünde yerlere kadar eğilip özürler dilerken meğer aslında başımıza gelecek büyük utancın daha farkında bile değilmişiz. Doktor Atsushi'ye gözyaşı dökerken, 'Çocukların açlık ve soğuk yüzünden çadırlarda öldüğü ülke' olarak anılmamıza sadece ramak kalmışmış meğerse.
Van depremi öncesi 'Çimento Fabrikası'nda işçi olarak çalışan Cemil Örgün'ün, kirada oturdukları evlerinin depremde ağır hasar görmesi sonucu, eşi ve 3 çocuğuyla birlikte yerleştikleri deprem çadırında bir 'felaket' yaşandı.
6,5 yaşlarındaki kızları Öznur, soğuktan ve açlıktan öldü, Öz'üne döndü, nur'lara karıştı.
Somali'ye 'bile' sanatçılarıyla, işadamlarıyla uçarak gidip her türlü yardımı yapan, bölgenin lider ülkesi, Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye'nin mirasçısı Türkiye Cumhuriyeti'nin dünyalara nam salmış hükümeti de başımızda olmasına rağmen, ne yazıktır ki misafirlerinin can güvenliğini sağlayamama ayıbını da geçip Ali'leri, Osman'ları, Öznur'ları, çocuklarımızı açlıktan ve soğuktan koruyabilip, ölmelerinin önüne geçemedik.
Bir ülkede yaşayan herbir vatandaş; ister kendisinin, ister komşusunun, isterse de akrabasının ya da anası babası her kim olursa olsun velhasıl ülke çocuklarının, eğer açlık ve soğuktan ölmesini engelleyemediği gibi bir de devletin en başından, en sıradan vatandaşına kadar ''O zaman biz ne işe yarıyoruz?'' sorusunu hem kendisine hem de bu ihmalin sorumlularına, yanıtını bulana dek sormuyorsa, o ülke için söylenecek pek bir şey kalmamıştır ki aslında belki de birileri de bize, bir süredir planlı programlı olarak zaten bu cümleyi söyletmeye çalışıyor bile olabilirler.
Amaç buysa, ''Evet başardınız''. 'Tarım alanında kendi kendine yetebilen dünyadaki birkaç ülkeden biri' masallarıyla büyüdüğümüz ülkemde, açlık ve soğuktan çadırda ölen bir çocuk, beni de öldürdü. Çocuklarına sahip olamayan insanlarla aynı zaman diliminde sahip olduğum ülke vatandaşlığım, yüzümü kızarttı.
Kimse havaya bakıp ıslık çalmasın, herkes hatalı, herkes suçlu. Kimsenin en ufak bir mazereti bile olamaz.
Değil mi ki bir çocuğu sokakta ölüme terk ettik, sürülerle kurban da kessek, başımız yerden kalkmamacasına namazlar kılıp, susmamacasına dualar da etsek artık nafile. Bu günahın ağırlığını, yaşadığımız sürece vicdanlarımızda, ahirette de sırtımızda hissedeceğiz. Bu öyle ellerimizi yıkamakla kurtulabileceğimiz ya da akşam yatıp, sabah unutacağımız bir şey değil.
İnsanlık suçu işledik işlemesine de, bu kabahatimizi anlayıp bir şeyler yapmak için bile, içimizde birazcık insanlık kalmış olması gereği de, sanırım olayın en 'trajik' yönü.