- Kategori
- Felsefe
Özümden sızan düşlerin yazıya bürünmesi...

Kendimi okuduğum masallardaki tek cümlede geçen karakterlerin yerine koymak istiyorum sanki, o bile rahatlatmazdı beni çünkü masalın kahramanını kahraman yapma yolundaki en önemli köprü gibi o bir cümledeki tek kelimelik karakter…İstesekte olmuyor hayattaki yerimizin görünmez olmasını sağlamak, muhakkak kaçışı olmayan bu “var” olma görüntüsü… Sesimizi biraz açsak, görüntümüzü biraz renklendirsek, birazda ışık(gün işığı ne güzel değdi tenime) işte varsın demelerinin bir sebebi…Varmış gibi yapsan gözlerde seni yargılamanın kurulan mahkemesi, yokmuş gibi yapsan anlamsızlaşmanın çelişkisi… iş, güç, hırs işte egonun elbisesini giymenin ta kendisi, soyunup egolarından çıplak çıksan karşında idam mangası gibi insancılık oynayan celladın sureti… Cin Ali hadi getir topunuda yuvarlak olan dünyayı tekmeleyip içimizi rahatlatmanın bahanesi…s en doğu ben batı ama dünya yuvarlak diyen şarkıcının uzaklıkların öneminin anlamsızlığına iğneli göndermesi…içimizdeki kendimize olan uzakların birbirine dikilme hikayesi…Ondandır belkide insanoğlunun hayata dikiş tuturamama sefaleti… Dünya sahnesinde tiyatronun simgesi ağlayan ve gülen maskların birbirlerine bakıp somurtma ihtimali… Sabaha koşturan gecenin bir ara gözlerimde durup soluk soluğa dinlenmesi…
Bir dolu yağan harflerin dikiş tutmaz birleşmesi ve cümlelerin çorap söküğü gibi paragraftan ayrılma hikayesi…
Okuyucu yazıyı nasıl bitirebilirim diye düşünürken yere düşen kitapta kapısı açılan cümlenin hikayenin sonuna girmesi…
“İKİ İNSANIN SARILARAK GEÇİRDİĞİ SARSINTI, ÖZÜ OLMALI EVRENİN”…