Pak Bahadır'a ağlamak / İzmir / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Mayıs '09

 
Kategori
İzmir
 

Pak Bahadır'a ağlamak

Pak Bahadır'a ağlamak
 

kaynak:internet


Geçen haftasonu National Geographic'de "Filllerin Kaçışı" adında bir belgesel izledim. Tayland'dan Avustralya'ya götürelecek fillerin hikayesini anlatıyordu. Taylandlı ve Avustralyalı bakıcılıların gözetiminde 6 hafta geçirip, hayatlarının geri kalanını yaşayacakları doğal parka gidecekken, Taylandlı çevreci örgütlerin açtığı davalarla süreç yıllara uzanmıştı. Ama konum bu değil. O fillerin bana hatırlattığı...

İzmir'de yaşayıp da Fuar'a gitmeyen, Fuar'a gidip de Hayvanat Bahçesine girmeyen, girip de Pak Bahadır'ı görmeyen, bilmeyen yoktur.

Bilmeyenler için kısa bilgi: Pak Bahadır İzmir'in simgelerinden, bir Asya filidir. 1948 yılında Pakistan'da başladığı yaşamının 6 yaşından sonraki süresini (tam 53 yılını) İzmir'de geçirmiştir. Sadece İzmirlilerin değil, özellikle eski Fuar zamanlarında, o 1 aylık sürede çevre illerden gelenlerin de sevgilisi olmuş, İzmir'in simgelerinden biri haline gelmiştir. İzmir'deki 53 yıllık yaşamı boyunca genci yaşlısı, 7'den 77'ye herkesin ilgi odağı olmuştur. Fuar ziyaretlerinde mutlaka O'na da bir zaman ayrılmıştır. Öyleki babasının sırtında O'nu görenler, gün gelmiş çocuğuyla, gün gelmiş torunuyla Bahadır'u ziyaret etmiştir.

O belgeselde fillerin yaşayacakları doğal ortamı, sonrasında da fillerin o ortama getirildikten sonraki davranışlarını görünce içim birkez daha cız etti.

Pak Bahadır'ı yaşattığımız yer. Beton dökülmüş bir alan, alanın kenarlarında su hendekleri, olur da gelirse ayağını basıp canı yansın geri çekilsin diye konulan hendek kenarlarındaki demirden kapanlar...

Senelerce böyle yaşadı ama sevgimize hep karşılık verdi O, içindeki acıları bize göstermeyerek. Gücümüz yettiğince, yemesi için O'na birşeyler atardık, koca hortumuyla uzanıp ağzına götürürdü. Bazen o hortumuyla sular fışkırtıp bize sevgisini gösterdi. Kavurucu sıcaklarda gireceği bir havuz yapmak yerine, bakıcısının hortumla su tutup yıkamasına bile razı olmuştu. Hatta bir aralar Begümcan'ı getirmişlerdi O'na ama pek sevememişti.

Seneler sonra, Doğal Yaşam Parkı geçeğe dönüştürülünce çok sevinmiştim, eziyetten kurtulacak diye. Ama...

O beton üzerinde geçen 53 yıl, eklemlerinde iltihap yapmış ve ağrıları artmıştı. Operasyon için uyuttukları Pak Bahadur, o uykudan uyanamamış daha derin bir uykuya dalmıştı. Sonra da o koca gövdesini salına salına gezeceği Doğal Yaşam Parkı'nın topraklarına gömmüşlerdi.

Haberi gazeteden okuduğumda gözyaşlarına boğulmuştum, ailemden birini kaybetmişcesine. Öyleydi zaten, O koskoca İzmir ailesinin en sevilenlerinden biriydi. İsyanım, söylediklerim hepsi aklımda ama buraya yazmaya gerek yok...

Ey gidi Bahadır, çocukluğumun devi...

Hani bazen maillerde birşeyler dolanıyor ya: "kumru sizin için sadece bir kuş değilse, gevrek... siz izmirlisiniz" diye.

Belki bu maile şu ekleri de yapmak lazım:
...
Eğer Pak Bahadır'ın arkasından ağladıysanız
Eğer ölümünü duyunca toprağı bol olsun, mekanı cennete olsun dediyseniz
Eğer ölümünün ardından başımız sağolsun diye eş dostu aradıysanız

Siz İzmirlisiniz....
 
Toplam blog
: 24
: 743
Kayıt tarihi
: 24.03.09
 
 

İzmirliyim, ve İzmirli olmaktan gurur duyuyorum. İşlerimden fırsat buldukça kitap okumayı çok seviyo..