Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Hakan Karaduman (Akdenizli)

http://blog.milliyet.com.tr/akdenizli

02 Eylül '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
306
 

Pazar pazarı (3) -yaz'ar-

Pazar pazarı (3) -yaz'ar-
 

Çok az insan "kendi" gibi yazar. Yani kendi nasılsa, kelimeleri de kendi gibi dizer. Ama büyük çoğunluk içindeki kahramanına yazdırır, arada bir kendi girer çıkar yazısına ama parmaklar, içindeki kahramana aittir. Doğal olmasının nedeni'hali insanın kendisiyle başbaşa kaldığı ender anlardan biridir yazı yazma hali. Ressamın resim yaparken yaşadığı gibi, veya heykeltraşın konsantrasyonundaki gibi. Ancak yazarken kelimelerin ve seslerin, hatta şu ünlü-ünsüz bağdaşların çekiciliği de dahil, içinde dolaşırken, bir resimdeki bilinmez ayrıntı veya bir heykelin tanımlanamayan figüründeki ayrıntı örneğin barışçıl karşılanırken, yazı ile anlattığınız şeylerin bumerang gibi size çok hızlıca "kadevedahil" geri döneceğini bilen korku çatılı evimizde, beynimiz, kahramanı çağırarak kalemi "ele" verir.

Bazen bilek kalınlaşır, parmaklar kaslanır, beyin bir sünger gibi sıkılır, gerginlik oluşur ama, ortaya yumuşacık bir taş çıkar. Kafa yarmaz, işe yaramaz ama enderdir, süngerimsi bir taş'tır.

Bazı parmaklarda ise kalem bencillleşir, laubalileşir, hatta köleleşir.

Bazı kalemler mazoşisttir, kendini hem döver hem durur.

Bazı kalemler hem mazoşist hem de sadisttir; hem kendini döver hem de kendini dövdürür. "Ama sadizm tanımına uymuyor ikinci örneklemeniz" derseniz, yanılıyorsunuz derim: İnsanın kendini dövdürmesi, bilerek bunu yapması ve ardından dayak yiyen kendinden sadistçe keyif alması anlamında.

Bazı kalemler tencere kapaktır; gezdiğini-yediğini anlatır. Bu grup, askeri müdehalelerde sabah rahat rahat uykularına devam edebilirler. Çünkü evlerini kimse basmayacaktır.

Yine bazı kalemler ise, kalemi palyaço gibi kullanır. Genelde tarzları hep aynı olduğundan sürekli yazarlar. Hep alaycıdırlar. Örneğin "dünyanın sonu geliyormuş" dediklerindeki yüz hallerine bakarsanız kesin alaycı bir gülümseme görürsünüz yüzlerinde.

Yine yine bazı kalemler ise, kalem büyücüleridir. Öyle güzel yazarlar ki, onları okurken beyininizdeki kıvrımların tatlı bir esintiyle dolduğunu hissedersiniz.

Bir yazar türü daha vardır. Bu grup iki başlığa toplanırlar; "yüzlerinden yazanlar" ve "dillerinden yazanlar". Yüzlerinden yazanların mutlaka yazma nedenleri vardır. O yüz'den yazarlar. "Dillerinden yazarlar" daha çok kelimelere ses verip sizinle konuşmak isteyen yazarlardır. Ama çok konuştuklarından pek dinlemeye ehemmiyetleri yoktur.

Ama bazı yazarlar vardır ki, heybelerinde avuçlarına iyi oturan taşlar taşırlar. Her bir taş "siz dışarılarda gezip dolaşırken ben oturup kalın kalın kitaplar bitirdim, özümledim, özümsedim, bir dünya görüşü geliştirip benimsedim. Tabiki sezinlemelerim, gözlemlerim ve ö-n-zsezilerim sizden önde duracak ve durmalı. Üstelik siz bildik yaşamanıza döndüğünüzde, dünyanın birçok ülkesinde gezindim, süpürgemi sürüttüm" diyen mihenk taşlarıdır. Eşsiz zeka, yaşananlar ve entelektüelizmin eline bir de kalem tutuşturduğunuzda ortaya çıkanlardır bizim kadın köşe yazarlarımız. Onları okumayı seviyorum. Hemcinslerimin kaba, diretmeli, alaysı yazıları yerine, keskin çizgili kadın yazarlarımızı okumaya herzaman öncelik veririm. Aslında kadınlar bizden daha iyi yazıyorlar bile diyebilirim. Tıpkı kadınların sanatta daha iyi olmaları gibi.

İddialı olacak belki ama; masalları da kadınlar yazarlar dersem sanıyorum yanılmış olmam. Küçükken annenizin veya ninenizin size ninni okurken söylediği birer masal değil midir?

Masal, rüya, hâyâl aynı heybenin malı; değil mi yoksa?

Pazar sabahı gazetelere bakınıyorum. Tabi önce sevdiğim yazarları okuyorum. Önce sayın Ece Temelkuran. Ardından sayın Perihan Mağden, sayın Elif Şafak (bugün yazmamış). Sayın Nuray Mert'e bakınıyorum. Uzun süredir yazmıyor -sıradan olanı çok iyi gözlemliyor-. Ardından, Cumhuriyet'e aboneliğim uzun zamandır bitmiş olmasından sadece anasayfasına bakabiliyorum. Nedense dağıtım sorunlarını çözmediklerinden-çözmediklerinden- koca ilçede Cumhuriyet gazetesi bulamıyorum. Diğer gazetelerde de gezindikten sonra yeryüzü merkezinde yeni birşey yok derkeeen, Milliyet İnternet ana sayfada sayın Ece Hanımın gayet hoş bir resmiyle -bence bu yazısı vasattı- bugünkü yazısını yeniden görüyorum.

Pazarları eğer çalışmıyorsanız esnemek lazım; yumurta, peynir, çay, Habertürk falan.

***

Sayın Perihan Mağden köşesine bizdeki okur sayısını gösteren -ama asla geri gitmeyen- okuyucu sayacı koymuş. Altına da puanlama levhası. Hani şu Niçe'nin Zerdüş'ünde(t), Hristiyan öğretilerini silme herşeyin sorumlusu tuttuğu kırmızı tebeşirle yazılmış ve papazların boyunlarına astığı levhalara benziyor. Hem üstten hem de alttan tam bir okur denetimine almış yazdıklarını. Yazdıklarını derken, fikirlerinden kaba sığmayanlar değil de "alın sizin anlayacağınız kadar ortalamadan birkaç kelam" zevkiyle...

not: şimdi sayın mağden bu yazıyı okuyorsa eminim şöyle düşünüyordur; "acaba bana hakaret mi etti yoksa edecek? dur bakalım". sayın mağden'in yazılarını seviyorum. aklımdan bile geçmez.

Sevgiden söz edince;

sayın Temelkuran'ı çok seviyorum. Cumhuriyet-gazetesi- okulundan gelme, sağlam ve çağdaş bir solcudur. Son derece yerinde ince sızı gözlemlerini okuduğunuzda, kelimelere dökemeyeceğinizi düşündüğünüz hal ve durumları sizi tatmin ederek "açıklar" anlatır. Size göre yanlış olanlar "en nazik ve kelle götürücü" konulardan oluşuyorsa, en zor kalemi tutuyorsunuz demektir. Bizdeki duruma benzer. Doktorluğun kaymağını küçük branşlardaki muayenehane hekimleri yerken, gecegündüz hastaneden çıkmayan dahiliyeci doktorlar gibi işin zorlu kısmında kalanlar hekimliğin ağırlığını çekerler. Örneğin bir hastanın mide kanaması geçirip geçirmediğinin en kısa ve hızlı anlama yollarından biridir makattan muayene. Yemek saatidir, akşama kadar tek lokma girmemiştir boğazınıza ve hastanın makatından sonra, parmağınızdaki dışkı parçacıklarından kanama izi-siyah- ve kokusunu ararsınız.

Sayın Temelkuran da elindeki tüm entelektüel birikimini, tecrübelerini, zekasını hayatın içine sokuyor; daha kibar bir anlatımla, arı kovanı benzetmesi gibi. Arı kovanına keyfinizden elinizi sokuyorsanız mantıksızdır. Bir tarafa tüm kendinizi, düşüncelerinizi, inançlarınızı, birikimlerinizi koyup, diğer tarafa kaleminizi tutan parmağınızı koysanız; o parmak hayatı çok fazla kurcalayacaktır. ..bu bölümü çıkardım yazımdan..

"Hernekadar" çözümlere katılmasa da onu çok değerli buluyorum.

not: islam rejimi yarı sosyalist bir rejimdir. "kadınlar'ın ortalıkta ayak bağı" olmaları dışında temel hak ve paylaşımı esas alır. o yüzden che'nin güney amerika motor turuyla, islam toplumlarında yapacağı turun sonunda en belirgin şu ayrıma varacaktı: empreyalistler güney amerikayı sömürürlerken "tüm halkların" çoğu içtenlikle bu sömürüye katılır. ama islam ülkelerinden geçeceği motor turunda göreceği, sömürüyü algılamayan veya daha çok dünyanın ötesine giden yaşam biçimleriyle yüzleşecekti.

****

Geçenlerde bir dostum yazdıklarımın deneme türünde olabileceğini söyledi. Hoşuma gitti aslında. Deniyoruz işte; deneme :)

Pazar günü esneme günümüzken, terleme günümüz olmasın, derken, kırıldı yelken!

:)Yöreselliği seviyorum aslında. "Sur söylemindeki" soğuk köpüğü alır kısacık anlatımlarında.

Ama yine de "sur" edebiyatını çok önemserim. Dil'de ortak bir kurallar zincirimiz bizleri birbirimize bağlamalı ama zincir de boğazımızı sıkmamalı.

Şu sıralar "de'da" yazılar moda, tutuyor blogda. Bu arkadaşlara şu önerim var: Eğer okuduğunuz bir yazıda "de, da, ki" gibi, bağlaç, imleç, ekleçlerde bir hata görürlerse, lütfen o yazının altına yorum yazarak açıklamalarını yazsınlar. Hadi bakalım cesur dilciler...

Türkçeyi germeyin efendiler.

Türkçemiz dünyanın en zengin dilidir. Surların içinden ezberlerle, tanımlamalarınızla bu zengin dili sayın Çetin Altan'ın diline düşürmeyiniz, kızdırıp da...

not: sur dili: türkçeyi istanbullulaştırmaya çalışan sapkın anlayış, batıbağlı, gözü kapalı, romantik, "arapsaçıtürkçe".

iyi pazarlar, sağlıcakla...

not: seçkim; malick'den "yeni dünya". duysal ve görsel şölen...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

ben sana ne diyeyim. Mal bulmus Magribi gibi Ece'nin yazisina sigindim bugün. Kendimi Che gibi Latin Amerika'yi kesfetmis sandim. Ama heyhaaat... Bir de bu yazini okuyunca, düsündüklerimin havagazi oldugunu gördüm. Önerim sana göre degilmis, geri aliyorum. Cünkü sen bir kafa dinlemek icin pazar mazar tanimiyorsun. Yanlis mi okudum yoksa seni?.. Yav abi, az bir dur, nefes al... Bu kadar zit tiperiz yani sen ve ben. Kaniti ortada: Ece'den sen ne cikartmissin, ben ne cikartmisim? Yani -sana verdigim bir örnektir- elimizdeki kipkirmizi, ye beni diyen bir elmayi, kendi sagligimiz icin arada bir de olsa, üreticisinin dertlerine kafa yormadan "harrrt" diye isirip tadina varmayi da cok görmemeliyiz kendimize. Zira biz, hem kendimize, hem baskalarina cok lazimiz daha. Sevgiyle ve iyi pazarlar dileklerimle.

pirmete 
 02.09.2007 16:26
Cevap :
düşünmek su üzerinde yürümeye benzer. düşündüğünüzü anladığınızda cuupp suya:) serin sular bekler oldu ağabey, sağlıcakla kalın.  02.09.2007 17:01
 

Yazınız çok güzel...E.Temelkuran bence de en iyisi. Bir şey dikkatimi çekti,Temelkuran büyük harfle başlıyor,Mağden niye küçük?Dediniz ya yorumlara yazın diye,onun için yazıyorum...bilerek mi yazdınız? Bizi kategorize etmediniz değil mi?...Selamlar sevgiyle kalın!

Fatma Köse  
 02.09.2007 16:20
Cevap :
harikasınız. "not" dedikten sonra fısıltı eklenti olacağından, küçük harfle başlar giderim. eğer bir dilekte bulunacaksam, örneğin "sağlıcakla" gibi, gönülden; alçak gönüllülüğünü anlatabilmek için de küçük harfle başlarım. teşekkür ederim, sağlıcakla kalın.  02.09.2007 16:28
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 470
Toplam yorum
: 1750
Toplam mesaj
: 25
Ort. okunma sayısı
: 549
Kayıt tarihi
: 28.08.06
 
 

Ateşten denizleri mumdan gemilerle geçmeye" benzer hayatımız. Mutlaka mavi gökyüzü görünecektir. Gid..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster