Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Mayıs '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
570
 

Pencere önü çiçeği

Pencere önü çiçeği
 

Tozlu ama her zaman derli toplu evinde, köşeşinde oturmuş sokağı seyrediyordu içeri girdiğimde. Saçlarını yılların alışkanlığıyla taramış ve açık bırakmıştı. Dalgalı bir denize benziyordu saçları. Kimbilir kaç kişi boğulmuştu, kaç ceset saklıyordu buklelerinde? Sağ eli koltuğun kenarına yerleşmişti. Yorgun ve kırışıklar içinde. Uzun zamandır dışarı çıkmaması iki renge dönüşmesine sebep olmuştu saçlarının ve yüzünün. Boyası akmış saçlarında beyazlar içinde kızıllıklar vardı. Yüzünde yeni uyanmış yanakların allığı ve sonbahar sarılığı vardı.

İki yıl öncesine kadar misafir eksik olmazdı evinden. Kalabalık hergün- sanki gelmek bir zorunlulukmuş gibi- partilere katılır ve artık herşey yenilip içilip tüketildikten sonra sigara, içki ve içi geçmiş bir şehvet kokusuyla başbaşa bırakırlardı Madame'ı. Genç adamlar, yılların ve yüzlerindeki kat kat boyanın yıprattığı kadınlar, dünyayı kurtaracaklar, iki kadeh viski ve güzel mezelerin kokusuna gelen sinekler ve yeni yetme ama işvede cilvede değme kadınlara taş çıkartan gencecik kızlar. Hepsi bir toz bulutu gibi gelirler ve artık sessizliğin hakim olması gereken saatlere kadar olur olmaz birsürü şeyler yaparlardı. Ortalıkta horoz gibi gezinen genç adamlara bakan geçkinler, dokunmanın tadını unutmamak için savaşırlardı. Çok uzak geçmişlerinden gelen ama ölseler de yüzlerinden hiç silinmeyecek en fettan bakışlarıyla, genç rakibeleriyle savaşa tutuşurlardı. Herkesin bir meraklısı vardı ama genç adamların en büyük merakı paraydı. Ve geçkin kadınların geçkin erkeklerinde de ondan bolca vardı.

Aranmaması gereken şeylere boşuna bakınıp durmazdı Madame. O zamanlarda bile hangi duygunun hangi ortamda büyüyüp besleneceğini, nerelerde kendisini saklayacağını çok iyi bilirdi. Yıllardır aynı bahçeyle ilgilenen bahçıvan gibi, içiyle ilgilenirdi. Temizler, düzenler, sarmaşıkları ve yabani otları ayırır ve seçtiği bir çiçeğin büyümesi serpilmesi için ne gerekirse verirdi.

En güzel çiçeği solduktan sonra çocuk düşürmüş bir kadının boşluğu vardı içinde. Avunmak için telefon defterindeki sayfaların ve olur olmaz ziyaretlerin sayısını arttırdı bir zaman. Bu ev partileri, bu ziyaretlerin iadesiydi bir anlamda. Tabii raf ömrü dolana kadar. Çok sözler karıştı boşluğa o uzun gecelerde, çok sevişti, çok güldü, çok adamı mutlu etti ve çok kadının nefretini üzerinde hissetti. Garip bir mutluluk duyuyordu bundan. Ancak böyle bir nefretten hoşlanabilirdi sanırım bir insan ve o her duygusunu sahiplenirdi.

Çok yoruldu. Bedeni yine diriydi ama ruhunu kat kat soymak gerekiyordu ortaya çıkarmak için hala yaşayanı. Vakti dardı, gelenin farkındaydı. Yine kendi hayatını çekip çeviriyordu, hep tanıdığım bildiğim gibi. Ama gidenlerin çokluğu artık idare edilecek pek bir hayat da bırakmamıştı ortada.

Şimdi buğulu camın arkasından sokağı seyrediyordu. Akıp giden sokağı. Genç adamlar geçiyordu, yanlarında genç kadınlar. Geçkin kadınlar ellerinde pazar çantalarıyla geçiyorlardı geç gelecek adamlarına yemek yapmaya koşturarak. Çocuklar akranlarıyla oynuyordu çelik-çomağı. Kimse savaşmıyordu kimseyle. Geçkin kadınlar unutmuştu dokunmanın lezzetini. Genç kadınlar dişilikleriyle kolay avladıkları adamlarla geçitte mağrurdular. Adamlar birbirlerini süzüyordu "en güzeli benimki" der gibi. Hayat akıyordu ve izliyordu Madame. Herşey yolundaydı artık, rayına oturmuştu alem. Ama tek penceresi vardı Madame'ın ve gördüğü tek sokak. Hayatı daha yeni işe başlayan bir bahçıvankenki gibi biliyordu. Ve Madame belki ilk kez bu kadar yanılıyordu. Yetiştirebildiği tek çiçeği getirip bir pencerenin önüne koyuyordu. Sokak akıp giderken hem de. Kendisini bir pencerenin buğusuna hapsediyordu Madame. Madame artık beklemiyor, gelecek olana doğru koşuyordu.

Dudaklarına çok yakışan sigarasını ve en koyusundan şarabını koydum sehpasının üstüne. Pek birşey söylemeye gerek yoktu. Baktım, baktı. Gülümsemeye fırsat bulamadan gülümsedi. Bir hayalet geçti gözlerinden. En utanmaz sözlerle sevişen, seke seke yürüyüşüyle bütün esnafı sokağa döken, efil efil etekli, saçları rüzgar bir genç kadının hayaleti. Bir göründü ve gitti. Son gemiyi de batırdı Madame ve son bir sigara daha yaktı...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ben...... Seni bekliyorum gelir konarsın diye Paylaşmak için vakit erken sayılmaz Unutma ki yalnız sayılmaz insan tekse yalnız sayar kendini! Kapılar açık pencereler kuşlar için bardaktakı su taşık, masa örtüsü ıslak Masanın kabuğu kalkacak kimin umrumda Açlık sevmek varsa kalbinde.... Sanma ki o bardağı koparacağım güller için doldurdum sadece sen gelene kadar Ne kadar buharlaşacak onu merak ediyorum....... Belki pencereler bir hile için açık üşütüyorum İlk bahar tozlarında çiçekler gelecekler Bir daha ki bahara bekliyorum kapılar açık pencereler serçeler için Unutma ki sevgili hiç bir kırlangıç saltanatı bir serçeye kalmaz! Seni bekledim şimdi sana geliyorum....

siyahh 
 14.06.2007 14:19
Cevap :
yazılarımı değil senin yorumlarını okuyacak insanlar artık :) çok sağol bu kadar kıymetli kıldığın için kelimelerimi, sağol eksiltmek yerine artırdığın için  15.06.2007 9:33
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 23
Toplam yorum
: 140
Toplam mesaj
: 20
Ort. okunma sayısı
: 576
Kayıt tarihi
: 19.04.07
 
 

30'a yakın yaştayım. Denize yakın yerde büyüdüm. Şiire yakınım, sabahın erken saatlerine uzağım. İst..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster