- Kategori
- Öykü
Peyote'de ilkbahar - Bölüm 19

arkası yarın...
BÖLÜM 19 - Yazı ile "ondokuz"
- Üstelik “yarın yine burada göreceksiniz beni” diye tehditler de savurmuş kaçarken.
-Vay şerefsiz vay! Ne adi adammış be! diye tepki verdi Bay Ciem, sırıtarak.
Dirim, Bay Ciem’e olayı anlatmaya devam ediyordu:
-Henüz polise haber vermedim Bay Ciem. Sizin aksi bir görüşünüz yoksa cinayete teşebbüsten arama emri çıkartmak istiyorum.
-Dur bakalım Dirim. O kadar acele etme, diye yanıtladı Bay Ciem. Dirim’e göre gayet sakin bir duruşu vardı.
-Acele etmezsek cezaya gireceğiz ama. Olay olalı neredeyse iki saat oldu. Üç saat daha haber vermeden geçirirsek ceza ödemek zorunda kalacağız.
-Belki de polisi buna hiç karıştırmadan olayı tatlıya bağlar ve affederiz. Herkes de bu olayı unutur, diye önerdi Bay Ciem. Dirim ise halen heyecanına engel olamıyordu:
-Buna karar vermesi gereken kişinin Mürdüm olması gerekmez mi Bay Ciem? Belki bir daha çalışamayacak. Ondan ekmek parası bekleyen ailesine bakamayacak. Belki de hayatını kaybedecek. Bunu nasıl biz affederiz?
-Biz affetmeyeceğiz ki. Yine o affedecek. Git bir ziyaret et bakalım adamcağızı hastanede. Biraz ilgilen, hatırını sor. Biraz para sıkıştır eline. ”Kapatalım, unutalım bu olayı” de. “Bütün hastane masrafların karşılandı, sen dert etme” de. Bakalım adam şikayetçi olacak mı? Hala mırın kırın ediyorsa biz de biraz gözünü korkuturuz. Benim senin yaşın kadar tecrübem var Dirim. Sen genç ve heyecanlı bir arkadaşsın. Ama tecrüben eksik. Bu da gökten paraşütle inmiyor. Yıllarla kazanılıyor. Ben böyle çok olay gördüm. Sen belki ilk kez karşılaşıyorsun. Bu sebeple heyecanlı olman çok doğal. Ama aceleci olma. Haydi şimdi bir hastaneye git gel bakalım. Sonra tekrar konuşalım.
-Konuşacak pek bir şey yok Bay Ciem. Siz bu olayı kendi tecrübe ve yöntemlerinizle çözecekseniz hastaneye de siz gidin. Özür dilerim ama ben bu isteğinizi yerine getiremeyeceğim. Dirim’in ses tonu cesur ve kararlıydı. Aynı tonla konuşmasına devam etti:
-Çünkü dediğinizi yaparsam ben kendimi oynamamış oluyorum. Sizin Dirim’inizi oynuyorum. Bunu başaracağıma garanti veremem Bay Ciem. Hem bu adi herifi niye koruyoruz ki?!
-Yahu sen beni hiç dinlemiyorsun! Bay Ciem de sukunetini bozmuştu. Az önce ne dedim ben? Senin yaşın kadar tecrübem var demedim mi? Bu olayları biz çok gördük. Senin düşüncelerin çok acemice. İnsana doğrusu buymuş gibi gelir hep ama yap bakalım neler olacak. Adam Bay Boriz’in adamı. Yarın Bay Boriz bana bir telefon açsa; bir adam gönderdik çalışsın diye, siz adama hakim olamadınız; bir de adamı polise şikayet etmişsiniz dese – ki emin ol der- bana da ceketimi alıp gitmek düşer. Gitmemi ister misin?
Dirim birkaç saniye sessiz kaldı. Aslında ne diyeceğini bilemiyordu.
-Elbette hayır, diyebildi, ama konuyu saptırıyorsunuz.
-Anlamak istemiyorsun! Seninle çok farklı düşünüyoruz Dirim! Bay Ciem sesini yükseltmişti.
-Evet öyle, dedi Dirim sesinin çıkabildiği en kısık tonla ve cesaretinden kalan son parçayı da kullanarak.
-Git şantiyene Dirim ve sadece işinle ilgilen! Ben her şeyi hallederim. Anlaşıldı.
-Peki, yarın o adi herif şantiyeye gelmeye kalkarsa? diye sordu Dirim.
-O senin işçindir. Ona olması gerektiği gibi ve diğerlerinden farksız davranacaksın. Eğer gelirse tabii.
-Hiç şüpheniz olmasın ki gelecek. Sizin gibiler olduğu sürece, diye mırıldandı Dirim.
-Efendim?! diye sordu Bay Ciem sert bir ses tonuyla ve Dirim’in söylediklerini duymazlıktan gelerek.
-Yok bi şey Bay Ciem. Muhtemelen gelecektir, dedim.
Bay Ciem cevap vermedi. Sadece “sabrımı zorlama” der gibi baktı Dirim’e.
Dirim ofisten ayrılırken, ağzındaki kaşar peynirli çörek parçasını depodaki farelere götürmeye çalışan Teko’nun yanından sessiz adımlarla geçişini fark edemeyecek kadar sinirliydi.