​ Peyote'de ilkbahar - Bölüm 21 / Öykü / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Mayıs '09

 
Kategori
Öykü
 

Peyote'de ilkbahar - Bölüm 21

Peyote'de ilkbahar - Bölüm 21
 

arkası yarın...


Bölüm 21 - Ölümü 2'ye bölersen 1 kalır. Bazen tam bölünür, bazen 3 artar...

Dirim, ellerini önünde ve buluşabilecekleri en alt noktada birbirine kavuşturmuş, başını önüne eğmiş, cenazenin genel havasına uyan herkes gibi din adamının söylediklerini dinliyordu,

- …genç yaşında aramızdan ayrıldı. O hepimizin bildiği gibi fedakar bir insandı. Zaten ölüm sebebi de bunu açıkça ortaya koyuyor. Kardeşimiz çalıştığı şantiyede özverili çalışması sonucu bir kazaya uğramıştır ve ne yazık ki kaldırıldığı hastanede tüm çabalara rağmen kurtarılamamıştır.

Dirim’le Bay Ciem göz göze geldiler. Bay Ciem gözündeki siyah camlı gözlüklere rağmen Dirim'in göz göze geldiklerinin farkına vardığını anlamış olacak ki, başını tekrar öne eğip din adamının konuşmasını dinlemeye devam etti. Suçluluk hissediyordu. Çünkü Mürdüm’le anlaşmış ve şantiyede çalışırken çukura düştüğünü ve karnına demir saplandığını kabul eden bir yazı imzalatmıştı. Karşılığında şirket Mürdüm’ün bakım masraflarının tamamını üstlenecek ve ona bir şey olması durumunda ailesine altı aylık maaşını her ay düzenli olarak ödeyecekti. Peki ya altı ay sonrası..?

Mürdüm’ün eşi iki yanında duran küçük çocuklarına sarılmış sessizce ağlıyordu. Büyük olan kız çocuğu hıçkırıklarına hakim olamıyordu ama henüz dört- beş yaşlarında olan erkek çocuk, sadece başını önüne eğmiş sessizce olan biteni anlamaya çalışıyordu. Mürdüm’ün annesinin feryatları ise dayanılır türden değildi. Din adamı konuşmasını bitirdi ve törende bulunanlar hep bir ağızdan ilahiler söylemeye başladılar. O sırada üç küçük kız çocuğu, ellerindeki büyük balonlarla törenin yapıldığı yere doğru yürüyorlardı. Her biri de birer melek gibi giyinmişlerdi. Altın renkli balon cennetin yüce değerini, gümüş renkli balon dünyada yaşamış olduğu hayatın aynasını, beyaz renkli balon da ölen kişinin ruhunun temizliğini ve saflığını temsil ediyordu. Üç küçük kız tören alanına gelip durdular. Din adamı ilahinin bitmesini bekledi. Ardından gür bir sesle dua okumaya başladı. Aynı anda din adamının yardımcısı, içinde Mürdüm’ün küllerinin olduğu küçük beyaz kutuyu akmerin üzerinden aldı. Akmer diye isimlendirilen taş, alt tarafı 20x20 santim olan kare bir yüzeyin ortasından yükselen, yaklaşık bir buçuk metre uzunluğunda, el işlemeli bir sütun ve sütunun üzerine kül kutusunun konulmasına yarayan alt kısımdan daha geniş bir kareden oluşan, genelde beyaz renkli bir taştı. Tören alanına getirilmesi cenazeyi düzenleyen din görevlileri tarafından organize ediliyordu. Cenaze sahiplerinin maddi durumunun iyiliğiyle doğru orantılı olarak, bu taşın üzerindeki el işlemeleri de o denli ince ve güzel oluyordu.

Din adamı üç küçük kızın elindeki balonları aldı. Ardından yardımcısı yanına geldi ve beyaz kutuyu şeffaf naylon iplerden yapılma bir filenin içine koydu. Filenin ağzına üç balonu dikkatlice bağladılar ve son duayı okuduktan sonra törende bulunanların “Dualar prensi sesimizi duy, bizi diğer hayatımızda kavuştur, ” sesleri arasında balonlara bağlı beyaz kutuyu gökyüzüne bıraktılar. Kutu gökyüzünde belirli bir yüksekliğe eriştiğinde hava basıncından dolayı alt kapağını açıyor ve küller havaya savruluyordu. Bunun hep böyle olduğu sanılıyordu ama gerçekte böyle olup olmadığını o zamana kadar hiç gören olmamıştı. Herkes bu konuda din adamlarının söylediklerine inanmayı yeğliyordu. Balonlar artık gözle zor görülür bir noktaya ulaştıklarında din adamı “Küller savruldu, ” dedi. ”Şimdi melekler hoş esen bir yel gibi gelip onu Tanrının katına uçuracaklar.”

Tören sona ermişti. Mürdüm’ün babası üç küçük kıza bahşiş veriyordu. Din adamının yardımcısı da bu bahşişlerden nasibini almak için sıradaydı. Durumu fark eden Bay Ciem yardımcının kolundan tutup kenara çekti. Dirim arabasına doğru giderken Mürdüm’ün ailesine son bir kez başsağlığı diledi.

Tören alanında kalan bir kaç kişi baygınlık geçiren Mürdüm’ün annesini yatıştırmaya çalışıyordu. Bay Ciem’in yardımcı ile yaptığı tartışma ise bu sesleri bastırıyordu.

- Anladım da, ne için bu kadar para istiyorsunuz? diye sordu Bay Ciem.

- Akmer taşı kirası, otopark parası, kolluk parası...

- Sizin bu işi din adına ücretsiz yapmanız lazım aslında. İnsanların gönlünden ne koparsa onu vermeli.

- İyi söylüyorsun da bey kardeşim, devletin verdiği parayla biz ne yiyip ne içeceğiz onu söylemiyorsun, dedi yardımcı alaylı alaylı gülümseyerek.

Dirim arabasına bindi ve çalıştırmadan önce camını açtı. Camdan içeriye hoş kokulu bir rüzgar girdi. Rüzgar tıpkı gökyüzündeki külleri Tanrının katına uçuran melekler gibi kokuyordu.

 
Toplam blog
: 30
: 777
Kayıt tarihi
: 01.11.08
 
 

Elektronik mühendisiyim. Peyote'de İlkbahar adlı romanın yazarıyım. Özel bir şirkette iş birimi müdü..