- Kategori
- Öykü
Peyote'de ilkbahar - Bölüm 9

arkası yarın...
BÖLÜM 9 - Zarif bir beyin hareketi
-Bu Jetro olmalı, dedi Dirim.
-Sonunda gelebildi, dedi Pastel, kapıyı açmaya doğru giderken.
İçeri giren Jetro'nun boynuna sarıldı ve bir anne edasıyla “nerede kaldın sen bakayım?” diye azarladı onu. Merak ettik seni.
-Onu merak etme. Mutlaka yolda eski bir kız arkadaşına rastlamıştır, diye takıldı Dirim.
-Günahımı alıyorsun Dirim! Bizim mahallenin yollarıyla ilgili belediyenin bir referandumu vardı. Onun için oy kullanıp geldim, diye açıklama yaptı Jetro.
-Buradan da kullanabilirdin oyunu Jetro, dedi Pastel. Telefonumun senin kimliğine itiraz edeceğini hiç sanmam.
-Ya boş ver, sonuçta kullandım işte, diye kestirip attı Jet kanepenin en rahat yerine otururken.
-Ne yoluymuş bu? diye sordu Dirim.
-Abi ne bileyim işte. Kalan bütçeyle köprülü kavşak mı yapılsın yoksa mevcut yolların onarımı ve refüj çalışmaları mı olsun diye bir referandum. Ben de mevcut yolları onarılması için oy kullandım. Önce onu bir halletsinler, sonra köprü möprü ne yapacaklarsa yaparlar. Bakalım bu gece 12'de belli olur. Neyse ya, boş verin şimdi yolları. Pastel kardeşimizi uzak yollara göndereceğiz yarın. Onu konuşalım.
Dirim , Jetro'nun bardağını da yeşil biberli votkayla doldurdu. Pastel, mısır gevrekli, sütlü malibu içmeyi tercih etmişti. Anılardan konuştular. Eski günlerin ne kadar güzel olduğundan, insanların büyüdükçe artık eski zevk aldıkları şeylerden zevk alamamalarından, bunun sebeplerinden, insan hayatındaki sorumlulukların insanları nasıl esir aldığından ve bu sorumluluklardan kurtulma şansı bulunduğunda, hele hele de bu şans eski günlerindeki heyecan ve mutlulukları hatırlatan bir türdense, insanların buna nasıl da dört elle sarıldıklarından…
-Biliyor musunuz , dedi Dirim. Aslında dünyadaki bütün sorunlar insanların fazla üremesinden kaynaklanıyor. Biz üredikçe, bu kadar çok nüfusu kontrol etmek ve yasaları uygulamak da zorlaşıyor.
-Çok doğru, diye katıldı Pastel. Dünyaya sığmaz olduk. Şimdi de başka bir gezegende şehirler inşa etmek için milyonlarca kişiyi aylarca doyuracak kadar para harcıyorlar. Birileri bu güzel dünyayı bırakıp, taş yığını bir gezegene kaçsın diye minicik yavrular anne sütü içemeden ölüyorlar. Bir insan nasıl açlıktan ölür? Sanırım bunu anlamak bin yıl önce çok zordu. Bir balığın boğulmasını anlayabilmek gibi bir şey…
Dirim, devam etti:
-Oysa şimdi ne kadar normal değil mi bir balığın boğulmasını anlayabilmek? Bir kurdun soluğu kesilinceye dek koşabileceği alanının, bir kartalın bina görmeden uçabileceği gökyüzünün, bir deniz kaplumbağasının yumurtalarını bırakabileceği ıssız bir sahilin, bir ağacın toz ve duman solumadan büyüyebileceği toprak parçasının kalmadığını anlamak kadar kolay. Ürüyoruz, istiyoruz ve düşünmüyoruz. İşte dünyanın temel sorunu bu!
-Benim bütün sorunum işe gitmek, dedi Jetro. Önce hayatımın en güzel yıllarını ileriki zamanlarda hiçbir işime yaramayacak bir çok şey öğrenmek için harcadım. Şimdi de geriye kalan küçük güzellikleri çalışma esareti içinde tüketiyorum. Bu beni temelde mutsuz yapıyor. Her ne kadar güzel bir olay olursa olsun hayatımda, sonuçta yine aynı çemberin içinde olduğumu bilmek o mutluluğu doyasıya yaşamamı engelliyor. İstediğimizi yapamıyoruz, yeterince özgür değiliz. Bu mu en akıllı yaratık insanın kendine yaratmış olduğu dünya? Kimse bunları yapmak istemiyor ama herkes yapıyor ve çocuklarını da yapmaya zorluyor.
-Para kazanıp hayatını devam ettirebilmek ve istediklerini yapabilmek için bunlara katlanmak zorundasın Jet, diye yanıtladı Pastel. Dirim ise, gözleri koltuğun üzerinde kıvrılıp uyuyan Kızım'a dalmış, Jetro'nun söylediklerini düşünüyordu. Jetro devam etti:
-Yapma Pastel! Para kazanmadan da peki ala yaşayabilirsin. Karnını doyurmak için sebzeler ekersin toprağa, üşümemek için giyisiler bulursun doğadan ve barınmak için de ahşap bir ev yaparsın kendine. Niçin yapamıyoruz bunu? Söyleyeyim: Çünkü barlara gidip bira içmeye çok alıştık da ondan. Sinemaya gitmeye, internette dolaşmaya, televizyon dizilerini ve yarışmaları seyretmeye çok alıştık. Söylesene kazandığın parayı nereye harcıyorsun? Seni evde ve sokakta giydiğin giysilerinle kabul etmeyip sadece bu sebep yüzünden kapı dışarı edebilecek işyerin için aldığın kıyafetlere mi? Yoksa vergilerine mi? Ya da yaşadığın çevreyi güzelleştirsin diye aldığın ama aslında hiç bir işe yaramayan süs eşyaları için mi? Kalan paranla ne yapıyorsun? Tabii ki karnını doyurman ve sağlık harcamaları yapman lazım. Bir de güzelliğin için bir şeyler harcamalısın. Hala daha paran artmışsa eğer, eğlenmeye çalışıyorsun. Eğlenemediğin zamanlarının acısını çıkartırcasına. Neden iki kahkaha, üç zıplama için bu kadar para harcıyoruz? Çalışmanın verdiği stresi ve esaret duygusunu üzerimizden atmak için. Yani para harcama sebebinden dolayı evine tekar geri dönüyor. Senin elindeyse gerçekten kendin için yapılmış bir şey yok. Bütün bir hayatını zaten sana ait olan koskoca dünyanın yüz metrekaresini almak için harcamak ne kadar saçma değil mi?
Dirim gülümseyerek söz aldı:
-Hem çalışmaktan şikayet ediyorsun Jet, hem de part-time çalışmana rağmen sabah dokuz-akşam altı işe gidiyorsun. Bu durumda senin esaret dediğin şeye aslında fazla üremenin yaratmış olduğu zorunlu rekabet ortamı diyebilir miyiz?
-Bence diyebiliriz, dedi Pastel Dirim’e katılarak ve gülümseyerek. Yalnız kalan Jet, açıklama ihtiyacı hissetti:
-Para biriktirmem lazım ve saat ücreti ile çalıştığım için şu sıralar biraz fazla çalışıyorum.
-Ne diye para biriktiriyorsun ki? diye sordu Dirim. Ne gerek var paraya? Az önce böyle söylemiyor muydun?
-Kendime göre planlarım var işte, diye mırıldanarak yanıtladı Jet. Bu Dirim ve Pastel’i daha da güldürmüştü.
-Planların var demek! diye üzerine gitti Pastel.
-Ne yapayım, oyunun kuralları böyle ve bir kelimesini bile ben yazmadım! Jet, kendisine gülünmesine bozulmuştu. Şunu bilin ki arkadaşlar, eğer bu iyiyle kötünün, Tanrıyla şeytanın savaşıysa, şeytan her geçen gün güçleniyor ve kuralları kendisine göre değiştiriyor!
-Bu da nerden çıktı? diye sordu Dirim. Jet, soruya soruyla karşılık verdi:
-Bütün doğadaki canlılar içinde düşünüp karar verme ve plan yapma gibi yeteneklere sahip olan hangisi? Dirim dudağının kenarını bükerek:
-İnsan tabii ki, diye yanıtladı.
-Yani diğer canlılar düşünüp gelecekle ilgili plan yapma özelliklerine sahip değiller, diye tekrarladı Jet. Peki nasıl oluyor da böylesi uyum içindeler? Nasıl oluyor da böylesi bir denge ve düzene sahipler? İçgüdüleri ile diyeceksin. Şeytan içgüdüde yoktur dostum. Şeytanın hükmedebildiği tek canlı insandır ve insan, nihayet bütün doğayı mahvetmiş, dünyayı hırsı yüzünden yaşanmaz bir yer haline getirmiştir. Savaşmış, yıkmış, çıkar için kendisini bile katletmiştir. Dirim Jet’in sözünü kesti:
-Sen dünyanın en büyük sorunu "insan" diyorsun, ben de "çok insan" diyorum.
-İnsanlar azken de zararlıydı Dirim. Birbirlerine sınırlar çizip, birbirlerini yok etmek için uğraştılar. Birinin yaptığını diğeri gelip yıktı. Güçlüler tarihin her döneminde güçsüzlerden aldı. Her defasında da ihtiyaçları olandan fazlasını…
-Belki de doğru olanı yapan diğer canlılardı. Ama biz onlardan bir şeyler öğreneceğimize, onları yok ettik öyle mi? diye sordu Dirim.
-Hem de her saniye en az bir türü yeryüzünden silerek, diye onayladı Jetro.
-Sadece Kızılderililer bunu yapmadı. Ama biz onları da yok ettik. Dirim, Jetro’ya yaklaşmaya başlamıştı.
-Oysa ki insanların da doğayla beraber yaşayabileceğini ispatlıyorlardı onlar değil mi Dirim? Tıpkı doğada olduğu gibi çocuklarını kendileri eğitiyorlar, ihtiyaçları kadarını doğadan alıyorlar, saat ve takvim yerine yer ve gökteki işaretleri kullanıyorlardı. Sen benden daha iyi bilirsin Kızılderilileri.
-Sanırım öyle, dedi Dirim. Onlarla ilgili çok şey okudum. Belki de biz insanların doğayla ve Tanrıyla olan tek bağlantısıydı onlar. Beyaz adam, onları da diğer canlılar gibi yok edene dek.
-Bu şeytanın işi değil de nedir dostum? Savaşı şeytan kazanıyor, farkında değiliz. Dünyaya getirdiğimiz her bebek, aslında Tanrıya ihanettir!
-Ayyy! Bırakın şimdi şu insan-şeytan muhabbetlerini yaa! diye bağırdı Pastel. İtiraf etmeliyim ki sizin beyin fırtınanıza bayılıyorum ve çok özleyeceğim. Ama ben yarın gidiyorum çocuklar. Bir daha kim bilir ne zaman görüşürüz.
-Özür dileriz Pastel. Yine kaptırdık kendimizi.
-Evet Dirim. Aynen öyle yaptınız! dedi Pastel.
Üç arkadaş, yeniden neşeli sohbetlerine dönüp eski günlerde yaşadıkları eğlenceli anıları konuşmaya başladılar. Sohbetin koyuluğundan olacak, saatle ikinin yarışının hiç farkında değillerdi ve saat sonunda ikiyi geçmişti.
-Biliyor musunuz arkadaşlar? Sanırım uzun süredir ilk defa birinden gerçek anlamda hoşlanıyorum, dedi Dirim. Adı Polen.
-Polen de kim? diye sordu Pastel, gözbebeklerinde yanıp sönen soru işaretleriyle.
-Tatlı bir kız, diye cevapladı Dirim.
-Ne zaman tanıştın baba? Niye bizden sakladın ha? diye takıldı Jetro.
-Saklamadım Jet! Seninle Lucifer'a gittiğimiz gece tanıştık onunla. Sen erken ayrıldığın için bilmezsin tabii. Sahi senin kız ne oldu? Hala beraber misiniz?
-Yok canım! İnanmayacaksın ama ilk defa bir kız beni terk etti; ben ondan ayrılmadan önce. Yeterince param yokmuş, yani onu mutlu edecek kadar. Ne acı değil mi?
-Bence değil, dedi Dirim. Öyle bir kız için zaman kaybetmeye değmezdi.
-Yapma canım! Bir kaç kez daha beraber olsak fena mı olurdu? Bir kahkaha patlattı Jetro.
-Hayvansın Jetro! dedi Pastel, Jet'in eline bir tokat şaplatarak. Ardından Dirim’e döndü:
-Eeee Dirim… Anlatsana şu hatunu biraz bakalım. Sen pek kolayca hoşlanmazsın birilerinden. Pastel meraklanmıştı.
-Daha anlatacak bir şey yok. Sadece güzel şeyler hissediyorum şu anda. Gelişmeler olursa seni haberdar ederim.
-Peki, öyle olsun. Bana sık sık yazın çocuklar yaa. Sizi çok özleyeceğim.
-Madem özleyeceksin, gitme o zaman, dedi Jet.
-Sus Jetro! Zaten çok zor verdim gitme kararını. Buradan ayrılmak kolay olmayacak, biliyorum. Bana destek olmaya çalışın biraz lütfen.
Üç, henüz ikiyi çeyrek geçen yelkovanı alt kıskacıyla kıstırmış ilerlemesine engel oluyordu. Böylece saatin de kendisini geçmesine izin vermiyordu. Beş, bu duruma içten içten sevinse de dördün umurunda bile değildi. Güneş ışıkları Pastel'in evinin camlarına dek ulaşmış, içeri girebilmek için bu didişmeden yelkovanın üstün çıkmasını bekliyorlardı. Pastel'le Jetro hala sohbet ediyorlardı. Dirim ise sarı bir balona sarılmış ve yorgunluktan sızmıştı.
-Demek istediğim şu, dedi Jet: Hiçbir hayvan, saat gibi karmaşık mekanizmayı icat edecek kadar akıllı değil henüz. Ama, icat etmiş olsaydı eğer, bunu sabah uykusunun en güzel anında zır zır ötmesi için kullanmazdı. Bu sözlerin ardından Jetro, sigarasını Dirim’in sarıldığı balona değdirdi. Balon patladı. Dirim uyandı. Kediler sıçradı. Üç, kedilerin bu ani sıçrayışından ürktü ve kıskacını açtı. Yelkovan üçün kıskacından kurtuldu. Saat önce üçü, bir kaç dakika içinde de dört, beş ve altıyı geçti. Güneşin ilk ışıkları odanın içinde dans etmeye başlamıştı. Sabah olmuştu.