- Kategori
- Gündelik Yaşam
Pir Sultan Abdal oyununda ve Rusya-Sahalin’de başıma gelen iki olay

Geçtiğimiz yıllarda Caddebostan’da bir Pir Sultan Abdal derneği tiyatro olarak onun yaşantısını canlandırıyordu. Ben de gitmiştim. Bayağı da izleyici vardı. Amatör gençler oynuyorlar. Işıklar söndü, oyun başladı. Her şey iyi, güzel gidiyordu. Oyunun ortalarına doğru bir sahne oldu. Bir genç sedir gibi uzun bir yere oturmuş, saz çalıyor. Ayakta uzun saçlı bir genç kız ve elinde, şamdan üzerinde yanar bir mum tutan bir genç vardı. Bunlar sedire yan yana oturdular. Mum tutan çocuk mumu kızın arkasına bıraktı.
Ben eyvah dedim içimden, ya bir şey olursa? Aradan birkaç saniye geçti. Mumun ışığı arttı. Kızın arkasında olduğu için neresinin tutuştuğu görünmüyordu.
Ben oturduğum yerden “Hey!” diye bağırdım. Oralı olmadılar, oyun devam ediyor. Ben bir daha “Hey! Hey!” diye bağırdım. Yerimden kalktım, sahneye fırlayacaktım. Mumu bırakan genç uyandı. Kızı kaldırdı dumanlar çıkmaya başlamıştı. Saçları tutuşmuş. Pat küt söndürdüler. Neyse bir şey olmadan atlatıldı. Benim de kalkmama gerek kalmadı. Oyunu prova ederken herhalde mumu yakmadan oynamış olacaklar. Bir de amatör oyunculuk heyecanı olsa gerek, oyunu iyi oynayıp aksatmamaya çalışıyorlardı herhalde.
Sonra ara oldu, ışıklar yandı. Herkes dönmüş bana bakıyor. Kendimi bir suç işlemiş gibi hissettim. Halbuki aynı şeyleri diğer izleyiciler de gördüğü halde hiçbir şey yapmadılar. Orada kız yanıp kül olsa, sanki oturdukları yerden izleyecekler.
Buna benzer olaylar iş hayatında da başıma geldi. Bir tanesinde Rusya’nın Sahalin adasında çalışırken şantiyede yangın çıktı, sigara izmaritinden veya kaynak makinesinden. Ben de şantiye şefiydim. İşveren Amerikan Exxon Mobil firmasıydı. Emniyet kurallarına göre yangına müdahale etmeyip itfaiyeyi beklememiz gerekiyordu. Ben gerekli yerlere haber verdim, ofisten yangın tüplerini jipe yükledim, öyle yangın yerine gittim. Depoda evlerin duvarında kullanılan ısı izolasyon malzemesinin naylon ambalajları yanıyordu. İzolasyonun kendisi tutuşmuyor, için için yanıyordu. Tüpler çabucak bitti, itfaiye geldi, su sıktı, bir işe yaramadı. Depo çok büyüktü ve çok malzeme vardı. Tıka basa doluydu. İşçilerden iki sıra oluşturdum. Bir sıra işçi elden ele yanan malzemeyi dışarı çıkardı. Bir sıra işçi başka bir kapıdan yanan ve yanmayan malzemenin arasını kesmek üzere yine elden ele dışarı malzeme çıkardı. Ben bunları yaparken tanımadığım bir Amerikalı gelip aynı filmlerdeki kötü adam tipi gibi “Müdahaleyi bırak yoksa seni işten attırırım” dedi. Dinlemedim. 2-3 saatlik bir çalışma sonunda yangını söndürdük, deponun üçte ikisini kurtardık. Yangına müdahale ettik diye kimseye bir şey olmadı (Tehlikeye girmemeleri için onları sürekli gözlüyordum. Bazı işçiler çok gözü kara bir şekilde dalıyordu, onlara engel oluyordum). Malzeme kurtarıldığı için şantiyede çalışma durmadı. Daha sonra eksik tamamlandı. Her şey yansaydı şantiyeyi kapatmak gerekecekti. Şirketimiz çok zarara uğrayacaktı.
Bu iki olaydan çıkaracağımız hisse:
Çevrenize duyarsız kalmayın. Olayları akışına bırakmayın. Küçük bir müdahale bir kazayı veya kazanın büyümesini engelleyebilir. Ayrıntı denebilecek şeyler hayati önem taşıyabilir. Soğukkanlılık çok önemlidir. Önemli olan olayı en az zararla atlatmaktır.
Seni işten attılar mı diye merak ederseniz, evet. Olay Mart 2006’da oldu, Nisan 2006’da İstanbul’daydım. Ama aynı olay olsun, yine aynı şeyi yaparım. Bu da belki benim yanlışım.