- Kategori
- Edebiyat
Portreler-2 Hüseyin Daniş (1870-1943)

Hüseyin Daniş Pedrama ait bir resim Galatasaray yıllarından.
Üniversiteyi uzatmaları oynamadan tamamlamaya çalıştığım günler...Hocam Özgül ağırlığıyla bir bitirme ödevi bulmam gerektiğini söylediğinde, belli belirsiz sebeplerle öne çıkarılan üç beş ismin ve devrin hudutlarına hapsedilen edebiyat tarihimizde ismi yine aynı sebeplerden ötürü pek anılmayan Hüseyin Danişte karar kılmıştım.
Hüseyin Danişin bütün şiirlerini topladığı Karvan-ı Ömr (1925) adlı kitabı çözülmesi zor bir bilmece gibi önümde duruyordu; çünkü Daniş, hususi derslerle Arapça,Farsça,Fransızcayı ve İngilizceyi ileri düzeyde öğrenmiş,Farsça makalaler ve kitaplar kaleme almış, Düyun-ı Umumiyede çevirmen olarak görevlendirilmiş,Prens Sabahattin'e ders vermiş,Galatasaray Lisesi,Tahran Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesinde hocalık yapmış,siyasi hayatın içine de Tahran elçisi olarak girmiş çok yönlü bir şahsiyetti.
Şiirlerini İkdam gazetesinin yanısıra Servet-i Fünun dergisinde yayınlayarak bu edebi mektebin içinde süregelen dostluklara ve münakaşalara dahil olur.Fuat Körülü ile uzayıp giden tartışmalarını Münazaratım adlı kitabında toplar.Tevfik Fikret,Abdülhak Hamit ve Recaizede Mahmet Ekrem'in yanında yer alarak yeni edebiyat tarafını tutar.Batı ve Doğu dillerine hakim olduğundan bu edebiyatları yakından tanıması ona Firdevsi,Sadi Şirazi,Hafız,Ömer Hayyam;Rudyard Kipling, Shakespeare, La Fontaine gibi yazarlardan beslenme imkanını sağlar.
Danişin şiirleri kaynakları,zengin yaşamı ve kültürel birikimiyle geniş bir dünya görüşünün izlerini taşır.Şairin üslubu ve pürüzlü dili bu izlere gölge düşürse de bu, bazı edebiyat araştırmacılarının onun şiirlerinin ''kayda değer bir nitelik taşımadığı'' gibi yargılara varmalarını haklı çıkarmaz.Aslında bu yazıya sebep olan şeyin biraz da bu rahatsızlık olduğunu söylemeliyim.
Gelelim sözkonusu şiirlere.Birinci Dünya Savaşının kanlı vahşeti ve dehşetine tanık olarak:
Milel-arz geçdi birbirine,
Biçdi yek-digerin misâl-i alef;
Bana vahşet değil, temeddündür
Desin isterse sonra nesl-i halef.
(Kapak şiiri)
dizeleriyle medeniyet denen tek dişi kalmış canavarı işaret etmekle kalmıyor; bütün ilerigörüşlülüğüyle savaşa sebep olanların kurdukları ''barış'' örgütlerinin yeni yıkımlara çare olamayacaklarını da bir başka şiirinde ilan ediyor:
Kalır mı kimsede artık ümid-i istikbal
Nizam-ı alemi ettikçe akviya derhem?
Bu şartlarda barınılmak cihanda ömr-i muhal,
Değil bu derde hezaran salibler merhem!
(Bahar Çiçeği s.66)
Kendisi hat dersleri almış olan Daniş, sahiden nefis levhalara yazılabilecek mısralarla ve özdeyişlerle de gönlümüzü aydınlatıyor:
Tekevvünden gelen şeyler harab olmakla kaimdir;
Teselli bundadır yalnız: hayat-ı fikr daimdir.
(Medlul-ı Hayat s.33)
Biz bir şeb-i tarikde girdaba düşmüş rakibiz;
Emvaca sahilden bakan bilmez nedir çılgın deniz.
(Hafız-ı Şirazi s.120)
Aynı şiirin bir başka dizesinde adeta Yunus Emreyi buluyor ve eminim çoğumuz bu özdeyişe ''temiz kalbimizle'' yürekten katılıyoruz:
İncitmedikse kimseyi her cürme vardır mazeret.
(Hafız-ı Şirazi s. 120)
Handiyse toplum olarak sanatı ve sanatçıyı yeterince takdir edemediğimiz malum:
Mümin İrani Ömer hayyam’ı takdir eyleyemez
Garbın erbab-ı kemali fahr eder üstad ile.
(Tevfik Fikret’in Muarızlarına s.52)
Nihayet Ömer Hayyam rubailerini Rıza Tevfik ile beraber Türkçeye çeviren Hüseyin Danişin Doğu ve Batı edebiyatları arasında Hayyam ve Shakespeare ile köprü kurduğu şu rubaisi son gülenin iyi güleceğini bize söyler mi dersiniz?
Madem ki bir gün gelecek ey ser deran,
Boşluklarına hep dolacak hak ile haşak.
İç durma heman, fırsatı fevt etme ki dolsun
Toprak dolacak yerlere sahba-yı tarabnak.
(Ömer Hayyam ve Şekspir s.133)