- Kategori
- Güncel
Potpori. Michael Jackson ya da “Sanık, havada asılı kal!”

Potpori
Gündem yine dolu, dopdolu!
Hangi bir konu üzerinde yazmalı, ne üzerine ahkam kesmeli?
En iyisi, ilginç konulara kısaca değinerek bir potpori yapalım bu sefer de!
Michael Jackson öldürüldü mü?
Bir kere gazete sayfalarından düşmeyen Michael Jackson meselesi var. Pop ikonu 26 Haziran’da dünyaya veda etti, her gün hakkında yeni bir dedikodu ortaya atılıyor. Cenaze töreni yapıldıktan sonra ailesi birdenbire Michael’in cinayete kurban gittiğini iddia etmeye başladı. Bu günlerde Los Angeles polisi de ciddi bir şekilde öldürüldüğü konusunu araştırmaya başladı. Özellikle doktoru Conrad Murray üzerinde duruluyor. İkinci ilginç husus, Michael’in hayaletinin görüldüğü haberleri. Neverland’da yapılan çekimlerde, ortalığı ayağa kaldıran gölgeden sonra, şimdi de Gary Sloggett isimli bir adam, satmak üzere resimlerini çektiği otosunun camlarında beliren Jackson’un görüntüsü ile şaşkına döndü. Resimler Michael’in ölümünden 13 saat sonra çekilmiş. Sloggett kendisi görüntünün bulutların aksinden ibaret olduğunu sanıyormuş ama The Sun gazetesi vasıtasıyla fotoların tüm dünyaya yayılmasına da birşey dememiş. Fotoları gören herkes görüntünün Michael Jackson olduğunu söylüyormuş. Hatta görüntünün kanatları bile varmış!
Bu arada Jackson için çeşitli törenler yapıldı ama medyada defnedildiğine dair hala hiçbir haber yok. Bu olay gitgide, toplum psikolojisi açısından araştırılmaya değer hale gelmekte.
Ünlü İngiliz orkestra şefi eşiyle birlikte İsviçre’de bir ölüm kliniğinde ötanazi yaptırdı!
85 yaşındaki orkestra şefi Edward Downes ve 74 yaşındaki karısı birlikte ölmeye karar verdiler. Downes’ın gözleri artık görmüyor, kulakları işitmiyormuş, karısı da kansermiş. Çocukları, 54 yıl birlikte mutlu yaşamış çiftin, sağlık sorunlarıyla uğraşmak istemediği için bu yolu seçtiklerini bildirmişler.
İsviçre kanunları yardımla ölmeye izin veriyor. Bu yüzden çeşitli ülkelerden insanlar böyle bir karar verince, İsviçre’ye gidiyorlar. Hatta ölüm turizminden söz ediliyor.
Tartışmalı bir konu. İntihar birçok dinlerce tasvip edilmeyen birşey. Burada söz konusu olan, sağlık durumu dolayısile daha fazla acı çekmek istemeyen ve akli dengesi yerinde olan bir kişinin, doktor yardımı ile ölmeyi seçmesi. İntihar etmek herkesin yapabileceği birşey olmadığından, İsviçre kanunları, kendi arzusu ile ölmeyi seçen umarsız hastalara, bu şekilde bir kurtulma olanağı sağlıyor. “İnsanca yaşamak, insanca ölmek” şeklinde bir sloganı da var bu olanağın. Önemli olan da, herhangi bir sebepten, her aklına esene değil, doktor raporlarıyla umarsız hastalığı kanıtlanmış olanlara bu imkanın sunulması.
Yaşam da bazen isteğini belirtir!
Yine İngiltere’den bir haber: Bundan on sene önce henüz sekiz aylık olan Hannah Clark’a kalp yetmezliği teşhisi konur. İki yaşına geldiğinde, bedenine sağlam bir kalp nakli yapılır, ancak çalışmayan kalbi de yerinden çıkarılmaz. Hannah oniki yaşına geldiğinde, bağışıklığını kuvvetlendirmek için verilen ilaçların bedeninde kanser meydana getirmiş olduğu görülür. İlaçlar kesilir. Doktorlar ne yapacaklarını şaşırırlar. Tek çare sonradan takılan kalbi ameliyatla tekrar geri almaktır. Ama o zaman Hannah yaşayacak mıdır? Tam o sırada bir mucize olur ve Hannah’ın on yıldır atmayan kendi kalbi birden çalışmaya başlar. İkinci kalbe artık ihtiyaç kalmamıştır.
Herşey bir tesadüften mi ibaret? Yoksa görünmeyen bir el yaşamımızın belli yerlerinde, kesin bir biçimde yönümüzü işaret mi etmekte?
Sanık ayağa kalk ya da görünür ol ve havada asılı kal!
Bu güzellik de Suudi Arabistan’dan:
Suudi bir aile, kendilerini rahatsız ettiği ve eşyalarını çaldığı iddiasıyla bir cini mahkemeye vermiş! El-Vatan gazetesinin haberine göre, cin aileye tehdit içerikli ses mesajları bırakıyor, cep telefonlarını çalıyor ve akşamları evden ayrıldıklarında aile fertlerini taşlıyormuş! Yerel mahkeme başkanı Şeyh Amr el Salmi, ailenin tüm fertleri ayni şikayetlerde bulunduğu için davayı kabul ettiklerini söylemiş. Mahkeme bitinceye kadar aile başka bir eve taşınmış.
Bu mahkemenin dinleyici salonunda bulunmak kimbilir ne enteresan olurdu! Acaba cinin salona gelmesini nasıl sağlayacaklar? Acaba cin kendine bir avukat tutacak mı? Avukatı peri mi yoksa insan mı olacak? Mahkemeden mahkumiyet kararı çıkarsa, cini nerede tutacaklar? Şişede mi acaba?
Yok, herhalde yüzyılın en ilginç davası bu! Orada olmak vardı!
Kedi mama istiyor!
Sussex Üniversitesi araştırma ekibi başkanı Karen MacComb, sabahları kendisini ısrarlı seslerle uyandıran kedisinden yola çıkarak, kedi sahipleriyle yaptığı bir araştırmada, kedilerin insanları yönettiğini ortaya çıkarmış! Kediler, karınları açıktığı zaman, insan bebeklerinin ağlama sesini andıran çok etkileyici sesler çıkartarak, sahiplerinin her işi bırakıp, uykudaysa uyanıp, onlara yiyecek vermeye koşmalarını sağlıyorlarmış. Kedilerin bunu yaparken sarfettikleri enerji miktarı artıyor ve ses frekansları da yükseliyormuş. Bu rahat vermeyen sese hiçbir insan, hatta kedi sahibi olmayanlar bile dayanamıyorlarmış! Kediler, bu yöntemle taleplerine cevap aldıklarını anlar anlamaz, seslerini çarpıcı bir şekilde abartmayı öğreniyorlarmış.
Bu kadar araştırmaya ne gerek vardı? Bana sorsalardı, onlara kestirmeden kedilerin bizi ne kadar akıllıca yönettiklerini hemen söylerdim!
Başka ilginç konular da var tabii. Ama şimdi bitirmeliyim çünkü hemen yapmam gereken çok önemli ve asla tehir edilemeyecek bir işim var.
Kedim mama istiyor!
(Kaynak: Milliyet)