​ Ramo'ya "Başımızda şimdi hangi padişah var?" dedik. "Sultan Tayyip" dedi.. / Turizm / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Eylül '13

 
Kategori
Turizm
 

Ramo'ya "Başımızda şimdi hangi padişah var?" dedik. "Sultan Tayyip" dedi..

Ramo'ya  "Başımızda şimdi hangi padişah var?" dedik. "Sultan Tayyip" dedi..
 

Su, kristal gibi. Sofralar, denizin içinde kuruluyor.


Adı Ramazan. Kısacası “ Ramo” Sinop’tan 7 yaşlarında gelmiş. O gün bu gün bu sahillerde tek başına, bu sahillerdeki güzelliklere sahip en kral kişi. Denizi göstererek: “ Hilton’da bile böyle büyük havuz yok!” diyor. Benim mekanım, Hilton’dan  daha alımlı diyor.

NEREDE Mİ ?   Ayvalık-Cunda’dan bir yol ayrılıyor. “Patriça Koyu” diyerek. 10 Km.lik yolun yarısında bu tesis var. Daha az ilerisinde de  iki tesis daha var. Yol toprak. Su billurdan. Bir kristal ayna sanki. Dokunuverseniz paramparça  olacak gibi. Deniz, enginlere kadar aynı durgunluk, aynı dinginlik içinde uzanıyor taaa ötelere.. Sizi içine çeker gibi fısıl fısıl çevrenizden sesleniyor size. Şaşkına dönüyorsunuz. O kristal deniz, sizi çağırıyor.

BU PLAJ VE TESİSLERİ,  HİLTONDAN NAMLI. SAHİBİ ÖYLE DİYOR. RESİMDE, "RECEPTİON"

NEDEN ALIMLI?  Bir öküz kafası var, asmış o kuru kemiği yatak  odasının  kapısına. Bir gemi dümeni var, yarısı kopuk. Onu da bağlamış damın saçağına, sarkık, öylecene duruyor.. Bir kurbağa iskeleti var  dam başında sere serpe uyuyor.

O, BİR ASİ ADAM :   Bütün zararı kendisine. Kafasına göre takılıyor, kafasına göre turizm yapıyor. Kafasına göre yaşıyor. İç ve dış dünya ile  irtibatlar kopuk. O boşlukta yürüyor. “O, bir zorba.” Kötülüğü de sade ve sadece kendisine. Onu ayakta tutan, “okuma aşkı”

Eline ne geçerse, atmış dam başına. “Kışın rahat”edermiş. Yağmuru geçirmezmiş. Eski urbacıkların dükkanı gibi. Kim eline ne geçirdiyse, yememiş, içmemiş dükkanımızın aksesuarı olsun diye getirip, elindekileri münasip yerlere asmış, takmış, yamamış, sokmuş, sokuşturmuş. Olmuş size burası bir çöpten  bir kaşane. Her taraf aksesuarla dolu.

Sağlam bir tek şey yok burada. Ya çatlak, ya patlak, ya yarısı yok ya da altı kaval, üstü şişhane. Her taraf dekor. Burada iki kişiler. Ahçıbaşı ve şef garson. Hepsi bu. Hepsi de dekoratör, tasarımcı, uydurukçu. Ama köfteyi, papalinayı,    salatayı iyi biliyorlar. İyi yapıyorlar.

Masanızda yiyorsunuzdur. Ayak altında, mırmır da mırmır, kedi dolaşır. Gelir gelir sürtünür. Gözünü, füze gibi size sabitler, heykelleri oynar, dakikalarca. Bir şeyler bekler atasınız da yesin.

BU  BALIKLAR, DÜRTER İNSANI:  Burada ise suya kurmuşsunuzdur sofrayı. Sandalye ve masa, suya atılıdır. Kedi gelemez. Bir kere sudan ödü kopar. Onun yerine siz yerken, küçük balıkları, çıplak ayaklarınızın, bileklerinizde hissedersiniz. Dürterler de insanı. Kedinin yerine geçmişlerdir. Atarsınız onlara da öteberi. Sebeplenirler.

Burada herkes, birbirinden sebepleniyor zaten. Aşağı kurtarmıyor.                                                             

Tek başına dünyaya küs, yaşayıp gidiyor. Tam 15 yıldır buranın kahrını çekiyor. Biz gittiğimizde, yatağında yan gelmiş, hem rakısını yudumluyor, hem de kalın bir kitabın sayfalarını çeviriyordu.  Okuduğu kitabın adı: “Diriliş” Turgut Özakman’ın kitabı.  “En iyi arkadaşım kitap” diyor. Okuduğu  kitapların haddi hesabı yok.

PROFESÖR OLACAK:“ Profesör olup, burada gömülmek istiyor. Herkese küs. Ne radyosu var, ne televizyonu, ne de telefonu. Dünya ile alakasını kesmiş. Buralar     SİT alanı olduğu için, inşaat yaptırmıyorlar. O da burada çerden çöpten mekan kurmuş. Plaj işletiyor. Bozuk arabaların kasalarından tuvaletler, bulaşık hane  ve mutfak yapmışlar

GÜNLÜK YAŞIYOR:   Ne Londra konferansı. Ne 5G Zirvesi, Yandan Halimem yandan. Te işte o ka! Başka da bir şey bilmiyor, bilmek istemiyor, öğrenmek istemiyor. Bunca yıl yaşamış. Ramo ne yaşar, ne yaşamaz. Binmiş bir kayığa. Ne kürek, ne dümen, ne yelken. Hiçbir şey yok! Teknenin dibini kendi delmiş. Ki mahsustan. “Ölümümüz arpadan  değil, denizden olsun” demeğe getiriyor. İç dünyasının antenler, dış antenleri kopuk ve sökük. İşte bu ka! Daha nasıl tarif edelim adamı. Di mi ama!

TV. LERE ÇIKMIŞ:  Buraların bir balığı var. Hamsiden ufak, hamsi gibi tava yapılıyor. Bütün olarak ağza atılıyor. Adı “ Papalina” Kanal Türk Televizyoncuları çekmiş buraları “Papalina nasıl pişirilir” diyerekten. Çekime zor razı olmuş üstelik.

Ramo, sulara sandalye masa atmış. Servis ortaya yapıyorlar. Ayak bileklerinize kadar denize grip, masanızda yiyorsunuz. Deniz dibi kumsalı asfalt gibi. Dümdüz uzanıyor.

HAYATA  KÜS: Hayata neden küs? Neden karısını kovalamış? Neden kendini kitaba vermiş? Neden elektrikli aletlerden uzak? Soramadık bunları.

Doğuda mağarada yaşayan bir kadına röportaj için gelenlere kadın sormuş:  “Şimdi başımızda hangi padişah Efendimiz var?” diye. Aklıma o geldi. Dünyadan elini ayağını, eteğini çekmiş Ramo’ya, muziplik olsun diye, biraz da “test” yapalım diye. “ Başımızda şimdi hangi padişah var?” dedim. Kitap kurdu Ramo, işte o zaman bıyık altından gülümsedi ve kamburunu dikleştirerek:  “Sultan  Tayip Var” demesin mi? İlahi…

Ört ki, ölem !

RAMO' NUN  KOVALADIĞI ALMAN KARISI. İSMİNİ ÖĞRENEMEDİK.

 

 

 
Toplam blog
: 1616
: 918
Kayıt tarihi
: 13.08.06
 
 

Hayatın dikenli yollarından geçmenin  sırrı, aralarından çabuk geçmektir. Ümit, naylon çorap giyd..