​ Rezalete dönüşen tv programları / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Eylül '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Rezalete dönüşen tv programları

Rezalete dönüşen tv programları
 

Düşünen adam


Özellikle son zamanlarda, birçok TV kanalları; reyting uğruna, para kazanma uğruna; insani, vicdani ve ahlaki değerleri hiçe sayıp, bazı zavallıları kandırarak, televizyona çıkarıyorlar. Onlara yaşadığı bir olayı anlattırıp, milyonların önünde köşeye sıkıştırıyorlar. Onur, şeref ve haysiyetini ayaklar altına alıp, hakaret ediyorlar. Yetkileri olmadığı halde yargılama yapıyorlar. Onu gerek stüdyodaki seyirciler ve gerekse telefonla katılanlar tarafından yerin dibine batırıyorlar

Stüdyodaki seyirciler arasından söz alma fırsatı bulanlar da ellerine geçirdikleri bu fırsatı sonuna kadar kullanıp, gösteriye dönüştürerek, mantıklı, mantıksız, el kol hareketleriyle ağzına geleni söylüyor.

Programın sunucusu da bu rezalete göz yumup seyircilerle birlikte reyting uğruna, bu göstericilere alkış tutuyor.

Bu duruma düşen ve iyice köşeye sıkıştırılan o zavallı da ne yapacağını bilemeksizin, savunmasız bir şekilde renkten renge giriyor. Ben buraya hakaretlere maruz kalmak için gelmedim. Kendinize gelin diyemiyor.

Yasalarımıza göre, birisini öldürüp, elinde bıçağıyla, şahitli, ispatlı yakalanıp; karakola götürülen bir adama bile; yargılanarak hüküm giymediği surece, katil diyemiyorsunuz.

Televizyon programı yapan bu kişiler; kandırıp ekrana çıkardıkları bu zavallı kişileri acaba hangi hakla milyonların karşısına geçirip yargılayabiliyorlar?

Hangi hakla onu mahkûm edip, gerek stüdyodakilerin ve gerekse dışarıdakilerin hakaretlerine maruz bırakabiliyorlar?

Hangi hak ve yetkiye dayanarak teşhir edebiliyorlar.

Dün bir program seyrettim. Genelde hoşlanmam bu tip programlardan. Sunucusunu ve kanal adını vermeyeceğim.

Çocukları olmayan, devamlı düşük yapan bir çift, 25 milyar lira karşılığında taşıyıcı anne olması için bir kadınla anlaşarak, kendi yumurta ve spermlerini tıbbi ortamda döllendirtip, onun rahmine yerleştirtiyorlar.

9 ay süreyle, doğacak çocuğun yumurta annesi ve sperm babası taşıyıcı annenin her şeyiyle ilgilenip, masraflarını karşılayarak, sağlıklı bir çocuk dünyaya getirmesi için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Çocuğun yumurta annesi bu durumu o kadar benimsemiş ki; devamlı taşıyıcı annenin yanında, eli onun karnında ve çocuğun tekme atmalarından bile heyecan duymakta.

Taşıyıcı anne; psikolojik olarak o hale getirilmiş ki; doğacak çocuğun karnında kuluçka makinesindeymiş gibi gelişmekte olduğuna inandırılmış, kendisini aynen bir kuluçka makinesi gibi hissediyor.

Zamanı gelince de çocuk sezaryenle alınıp, taşıyıcı anneye gösterilmeden ve cinsiyeti bile söylenmeden sahiplerine teslim ediliyor.

Doğumdan sonra kuluçka makinesi görevi yapan kadın bu işi benimseyip, kendi kocası ile birlikte başka bir müşteri bulma yoluna gidiyorlar.

Bu: İşin başka bir boyutu…

* *

*

Biz TV deki sunucuya dönelim.

Programda bir din adamı, bir hukukçu, bir de tıp profesörü var.

Din adamı bu işin ahlaki ve vicdani yönünü ele alıp veriyor veriştiriyor. Kadına olmadık hakaretlerde bulunuyor ve onu yerin dibine batırıyor.

Hukukçu; bunun yasalarımıza göre suç olduğunu, buna ihtiyaç duyanların; Kıbrıs’ta ya da Yunanistan’da bu işi yaptırdıklarını, oralarda kanunen serbest olduğunu, oradaki kanun koyucuların gerekçelerine bakılması gerektiğini söylüyor.

Tip profesörü; bu durumda doğacak olan çocuğun gerçek ana babasının yumurta sahibi ile spermi veren kişiler olduğunu, taşıyıcı kadının sadece kuluçka makinesi görevi yaptığını, DNA sı bakımından esas annesi olamayacağını izaha çalışıyor.

Sunucu da bu kadının yaptığının doğru olmadığına inanmış, kendi düşüncesi yönünde sorularla seyircileri kışkırtıyor.

İzleyenlerden bazı anneler de; sunucunun gaz vermesiyle kadının ne kadar vicdansız ve ahlaksız olduğunu, insanın, 9 ay karnında taşıdığı çocuğunu nasıl bir başkasına verebileceğini, kendisinin hiç mi vicdan sahibi olmadığını sorguluyor.

O çocuğun, taşıyıcı annenin kendi yumurtasından olmadığını düşünmeden, milyonların önünde; coşuyor ve el kol hareketleriyle kadına hakaretler yağdırıyor.

Sunucu Hanımefendi de; reyting uğruna, bu hakaretlere göz yumup alkış tutuyor.

Burada taşıyıcı kadının savunmasını yapacak değilim. Onu ayrı bir konu olarak ele alacağım.

Seyircileri de fazla eleştirme düşüncem yok. Hissiyatlarına mağlup oluyor ve TV de görünüp gösteri yapmak hevesiyle, ağızlarına geleni söylüyorlar.

Sözüm bu tip programları yapanlara.

Amacım televizyon programlarında; reyting uğruna, para kazanma uğruna insanların hislerinin bu derece istismar edilmemesini, onur, şeref, haysiyet ve izzeti nefisleriyle bu derecede oynanmamasını, milyonların önünde teşhir ve rencide edilmemesini sağlamak. Onları kınıyorum.

Olayın irdelemesine gelince;

Bir çift düşünelim ki: Çok iyi anlaşıyorlar ama çocukları olmuyor. Kadının rahmi çocuk tutmuyor. Hamile kalıyor ama 3–4 ay sonra çocuk düşüyor. Çeşitli tedavilere rağmen bir türlü çocuk sahibi olmayı başaramıyorlar. Çocuk sahibi olmak ve onu kucaklamak için de milyarlar vermeye hazırlar.

Tıbbi ortamda kendi yumurta ve spermlerini döllendirip bir başka rahimde yetiştirmek mümkün ise; bu olanaktan niçin yararlanılmasın?

Taşıyıcı anne adını verdiğimiz kadın; karnında taşıdığı çocuğun kendi yumurtasından olmadığını biliyorsa, bu işi bir başkası adına yapıyor ve psikolojik olarak kendisinin kuluçka makinesi görevi yaptığına inandırılmış ise; neden ahlaksızlık ve vicdansızlıkla suçlanıp, milyonların önünde, neden bu derecede ağır hakaretlere maruz bırakılıyor?

Ve neden reyting uğruna, Para hırsıyla bazı insanların şerefi, onuru, haysiyeti ve izzeti nefsiyle bu derecede oynanıyor? 16 Eylül 2008

 
Toplam blog
: 104
: 722
Kayıt tarihi
: 11.04.07
 
 

6 Mayıs 1927 Simav doğumlu, İstanbul Yıldız Teknik Okulu’nun ( Bu günkü Yıldız Üniversitesi) son sın..