- Kategori
- Spor
Roberto Carlos'un açıklamalarının şifreleri...

Takım oyunlarında en önemli unsur “takım” olabilmektir. Ancak yine takım oyunlarındaki en büyük risklerden ve bölünmelerden bir tanesi de o takımın içindeki yıldız oyuncuların varlığı, onun takım içindeki rolüdür. Yıldız oyuncular bazen takımın bir parçası olur, kiminde de başarısızlığın temel nedeni. Buna bazen o takımın yöneticileri, teknik adamları neden olurlar. Dışarıda bütün bu olup bitenlerden habersiz olanlar da sadece sonuçlara bakarak içeridekilerden habersiz tonla gereksiz, saçma yorum yaparlar.
Altyapıda mücadele eden küçük yaş bir basketbol takımından bir örnek vermek istiyorum.
Bu takım oyuncuları neredeyse beş yıldır bir arada, basketbol okulundan bu yana bir arada oynuyor. Başarıları onları okuldan bir takıma doğru geliştirdi. Bu sene de yaşlarına uygun bir ligde oynamaya başladılar. Bir sene sonra da yine yaşlarına uygun bir başka ligde mücadele edecekler. İçlerinden bazıları bu yolun belli yerinde terk edecek; çok küçük bir azınlık belki de üst düzeyde bir takımda kendilerine yer bulacak.
Takımın son maçlarında bir gelişme oldu. Gruplarından çıkabilmek için önlerinde kazanmaları gereken bir maç vardı ve bu maç çok önemliydi. Takımın yöneticileri spor okulunun bir diğer takımından bu maç için iki oyuncu transfer edip takıma yerleştirdiler. Bu iki oyuncu takıma ait değildi; ancak çok iyi oynuyorlardı. Maçın kazanılmasında da etkili oldular. Maç sonunda takımın koçu bu oyunculardan birinin ismini vererek, "oynamasaydı bu maçı kazanamazdık" yorumunu yaptı.
Kuşkusuz bu takım için iyi bir şeydi. Ancak takımın içinde ister istemez bir huzursuzluk yaşanmasına da neden oldu.
O takıma ait olmayan birini yücelterek yarın o olmadan oynamak zorunda kalacağı esas takım oyuncularının emeğini belki düşünmeden küçük görüyordu.
Bu oyuncular yıllardır bir arada mücadele ediyorlardı ve birçok maç kazanmışlardı. Aynı zamanda da kaybetmişlerdi. Bu maçı onlarsız kazanıp kazanamayacaklarını hiçbir zaman bilmeyecekler. Bunun ne kadar önemli bir şey olduğunu ancak o takımın içindeki küçük basketbol sevdalıları bilir.
Bugün kazanılması gereken bir maç kazanılmıştır; ancak oyunun gerçek kuralını onlara öğretip bunu uygulatanlar yoluyla bozulması nedeniyle yarın takım içinde hesap edilmesi önceden imkânsız bir çok kargaşa yaşanacaktır, anlaşılmaz başarısızlıklar gelecektir.
"Sporun içinde bu da var," diyebiliriz.
Ancak Roberto Carlos’un Milliyet Gazetesi’ne verdiği özel röportajın içindeki samimi açıklamaları sanki sporun içindeki bu "adaletsiz" yanı yüzümüze vurdu.
Roberto Carlos çok özel bir futbolcudur. Ne dediği önemlidir. Hele konu bir futbol takımının içinde olup bitenlerle ilgiliyse daha da dikkat edilmelidir, atlanmamalıdır.
Fenerbahçe’nin 2008 Şampiyonlar Ligi başarısı bir tesadüf değildi. -Ancak devamlı olamadı!
Bu takım olmanın bir sonucuydu. Yukarıda yeterince altını çizmedim, bir takımın içinde yıldız oyuncular vardır ve takım onların değerini bilir. Çünkü takım yıldızı, emekçisi, güçlüsü, zayıfı, görev adamlarıyla birlikte oluşur. Dünyanın en yetenekli oyuncularından oluşan bir Galaktikos’a sahip olmak başarıyı garantilemez.
Takım başka bir şey olmalıdır.
Roberto Carlos’un açıklamaları kuşkusuz en çok Fenerbahçe yönetimini sinirlendirecektir. Ancak yönetimin içinde büyük bir devamlılık sağlayan bu gücün futbolda, basketbolda neden bu istikrarı bir türlü yakalayamıyor olduğu da sanki bu büyük dünya yıldızının kelimelerinin arasında şifrelenmiştir.
Hemen bir ekleme yapalım, bu açıklamaların içindeki maddi konularla ilgilenmiyoruz. Açıkçası bu büyük paraların hesabını tutmak da istemiyorum.
Fenerbahçe’ye son on yıl içinde dört önemli futbolcu geldi.
Birincisi Ortega’ydı. Takımdan neredeyse kaçtı. Sonra Pierre Van Hooijdonk geldi. Çok önemli profesyonellik dersleri verdi. Ancak yönetimle ve Daum’la ters düşerek çok sevdiği takımından ayrılmak zorunda kaldı. Anelka’nın gelişi ve gidişi de sanki Roberto Carlos’unkine uyuyordu.
Hep transferlerle ilgileniyoruz. Neden gidiyor olduklarını fazla sorgulamıyoruz.
Zico da Fenerbahçe için çok büyük bir vizyon ve şanstı. On dört yıl önce takımın başından kaçarcasına giden Parreira gibi...
Roberto Carlos söyledikleriyle hem takımının içindeki istikrarsızlığın nedenini ortaya koyuyor hem de gelecek için çok öğretici bir yol gösteriyor.
Kuşkusuz doğru tarafından bakanlar için...
Uzay Gökerman