- Kategori
- Gezi - Tatil
Rodos'ta bir İstanbul' lu

Rüzgar saçlarımı tarıyor. Temmuz sıcağı yalayıp geçiyor yüzümü. Denizden kalkıp gelen bir esinti var , teşekkür etmek için bakınıyorum rüzgara . Yunan müziği çığırıyor fondan. Her renkten insan bir şeyler yapıyor. Rodos'ta bir İstanbul'luyum. İki gündür trafik derdim yok. Derim dökülecek, alışkın değilim huzura!
İki gündür Türk kahvesi içmemişim. Hangi mekana gidip'' Türk kahvesi'' desek bakışları değişiyor. Bazıları ota bakar gibi bakıyor, yüzünü bir garip yapıp, ekşitiyor. İçimdeki deli yeniçeri- kalk şuna bas tokatı diyor. - Osmanlısından olsun bi zahmet. Greek kahve canım işine gelirse demeye getiriyorlar. Ne grek kahvesi lan ? 500 sene içtiğiniz şeyin adı neydi? diyorum arkasından.
İçmiyorum hiçbir yerde kahve, mahve. Oysa hergün bir tane içmeden olmaz. Üçüncü gün eski çarşı denen yerde dolaşmaktan yoruluyoruz. Eski bazaar dedikleri yer, her şeyiyle Osmanlı olan Kapalıçarşı'nın açığı . Eski Osmanlı evleri, camiler, mescitler, çeşmeler bağırıyor arkanızdan.'' Kardeş Türkmüsün?''
Yorulduk. Bizim kahvelere benzer, mistik ve rustik havası olan bir yere girdik. Hem cafe hem de öbür tarafı Dükkan. Kimseye dert anlatacak takatim yok. Gelen kır saçlı, yaşı yetmişe yakın bir amca. '' Two grek kahve iki su'' diyorum. Cevap hiç beklemediğim gibi geliyor.'' Şekerli mi olsun ? Az şekerli mi?'' Nee .. Sen Türkmüsün be amca?
Ali Baba yetmiş yaşında. Yedi sülalesi Türk. Hiçbir yerlere göçmemiş. Kalmış öylece. Mutsuzluğundan bahsediyor. Soyadlarını değiştirmişler, Okullarda Türkçe eğitim ve konuşmak yasak, camiler kapalı. Asimilize etmeye çalışmışlar Türkleri. Kaçan , göçen gitmiş. Kalanlar her türlü sıkıntı ile çevirmişler hayat tekerini. 1974'de Ecevit burayada çıkaydı tamam idi iş'' diyor Ali Baba. Ah! be Ali Baba diyorum içimden. Çıkılacak o kadar yer varki kös kös baktığımız.
Kahve çok pahalı Rodos'ta. Ama Ali Baba Türk. Hem de Dükkanı açık tutma savaşı veriyor. Her gün uğruyoruz o günden sonra Ali Baba'ya. Fazla fazla veriyorum kahve paralarını ; gurbette sana para lazım olur hesabı. Ali Babaya ne istersin Vatan'dan diyorum. '' Mevlana- Yunus CD'leri olursa seviniriz'' diyor. Kafamı bir kaldırıyorum mekan Osmanlı dergahı gibi. Her yer tarih kokuyor. Eşim - amma abarttın ama diyor. İki adım Marmaris şurası. Adamı da bir tuhaf ettin diyor. Sonra yolluyorum hemen o CD'leri Ali Babaya.
Adanın her tarafında refah var. Kimse Turistlerle ilgilenmiyor. Bizdeki gibi adamı çekiştiren, kocasının yanında karısına el ense çeken, annesinin elinden bağırta çağırta kızını koparmaya çalışan yok. Kuyumcular kadınları değil kadınlar kuyumları inceliyor. Bizde malumunuz tam tersi. Dükkanların önünde değnekçiler yok. Kim nereyi merak ediyorsa o dükkana giriyor. Nedense bizde böyle bir salaklık var. Senin tipin bizim dükkana göre , geh!!
Saat 24.00 olunca tüm Adalı kadın, erkek birşeyler içip, eğlenmeye gidiyor. Kadınlar bakımlı ve alımlı. Hani Ertuğrul Özkök'ün aklına takılan '' Bizde kadınlar niye böyle değil diye?'' Arabanızı istediğiniz yere koyamıyorsunuz. Cart diye bir polis çıkıp ceza yazıyor. Biz yabancıyız kardeş diyemiyoruz tabii. Desek Türk olduğumuz için duble kesecek cezayı. Her yere parkomat koymuşlar. Böylelikle bizdeki gibi yollarda saçma görüntüler yok. Yola çıktığınız anda arabalar duruyor. Bizde daha yeni Alanyada 3 Almanı ezip öldürdü , frenin yerini bilmeyen bir ülke yaşayanımız.
Eşim ''Bir daha seninle, Osmanlı izi olan bir yere tatile gitmem diyor. 1 haftadır vıdı vıdı kafamın etini yedin.'' Kafamın etini yedin dediği; nereye baksam Osmanlı. Neden Vatan olmamış buralar 450 senede? Ne de zor almışız üstelik , Kudretli Kanuni bile köpürmüş sinirden bir kerede alınmayınca. Bu Cami niye kapalı? Bu ev niye girilmez? Bir haftayı böyle ettik.
Ne trafik derdi vardı, ne de AB'ye bizi almayacaklar derdi. Ne sefil köpekler gördüm ne de kediler. Bütün dükkan sahipleri kapının önünde besliyorlardı hepsini. İçim burkulmadan, acımadan güzel güzel dolaştım. Her yer temiz, pak, güzeldi. Ama genede Vatanı özledim deli gibi. Köfte yemeden, canım yemekleri tatmadan , bizim havayı solumadan olmuyor.
Bir de şu aymazlığımız olmasa. İnsanımızı adam gibi eğitsek. Herkes bakacağı kadar çocuk yapsa. Herşeyi dozunda yaşasak. Tadından yenmeyecek ya neyse.