- Kategori
- Kültür - Sanat
Sabahattin Kudret Aksal'ın Öyküleri Üzerine Bir Deneme VII

Sabahattin Kudret Aksal
Hikayelerin tematik incelenmesi: Sevgi…İnsanları insan yapan doğayı, ve hayvanları sevdiren, içinde kutsiyet taşıyan sevgi , yaşamın nirengi noktalarından biri olup olmazsa olmaz diyebileceğimiz Tanrı tarafından verilen en temel kavramdır. Sabahattin Kudret Aksal’ın sevgi temasıyla oluşturduğu hikâyeler şunlardır :
Bir Dostluk, Bizim Olan Sokaklar , Meydan, Gazoz Ağacı , Düşüncemin Konuklarından Biri adlı hikâyelerdir. Sevgi temasının öyküden öyküye farklı nitelikler sahip taşıdığını belirtmek gerekir . Bu hikayeler aşk , ölüm , yalnızlık temleriyle iç içe girmiş olup sevgi temasıyla ilintilidir.
Yazar, Bir Dostluk hikâyesinde bir kadın ve bir erkeğin yalnızlık duyguları içinde birbirilerine bağlanışlarını ‘’Daha çok bir suç ortaklığını andırıyordu ‘’ dostluk adında vermeye çalışmış bunların bir odada birlikte olmalarının suç olmadığını dostluğun sevgi içinde eridiğini söylemek ister.Yazar dostluğun sevgiden daha kalıcı olduğunu şöyle ifade eder :
‘’Sevginin daha başka şekilleri vardır.Sonra sevgi neydi? İki insanın birbirinden hoşlanması, birbirini beğenmesi, görmeden olamaması değil mi ? Bir zaman sonra da geçer gider , ardında bir şey bırakmazdı . çok kere de bir pişmanlık , bir kin kalırdı geriye . Birbirlerini uzun zaman sevdikten sonra bir tesadüf sonunda görünce, ya hiç aldırmadan geçilir ya da o insanda geçirilen, boş yere harcanan zamana acınır , belli belirsiz ama içten bir kin duyulurdu.Dostluk çok daha güzel bir kelimeydi .’’(‘’Bir Dostluk ‘’, GA., s.14)
Aslında bu iki kişi sevgisiz kalmıştır kimseyi sevmemektedirler asıl onlar için önemli olan dostluktur.Sevginin önemli, olmadığını savunan yazar, dostluğun kalıcılığını savunarak bize böyle güzel bir örnek vermiştir.
Bizim Olan Sokaklar , kahraman anlatıcının geçmişe dönerek sevdiği arkadaşıyla eski serüvenlerini anlatan hikâyelerinde onları geçmişte en çok konuştukları konu kadındır bir bakışma , bir ilgi onların kalplerinin hızlı hızlı atmasına yeter ama kahraman anlatıcıyı üzen artık yanında arkadaşının olmamasıdır.Arkadaşını, geçmiş günleri, konuştukları kadınları aramaktadır.bunlar olmayınca artık gezdiği sokağın anlamı yoktur.Sokakların bizim olması için bir arkadaşım , hatırlanacak bir kadının olması gerektiğini hikâye vurgular .
‘’Belki tuhafınıza gidecek şeylerden biri de düşüncelerinizin boyuna kadınlarla ilgili oluşu , gecelerimizi hep bu konuda konuşmalarımızın doldurması olabilir . Bir balıma doğrudur da. Konuşacak başka konumuz , sözünü edecek başka derdimiz mi yoktu ?Vardı. Hem de pek çok vardı . Ama şunu da hatırlamalı ki her şeyi bir kızın , ya da bir kadın açısından görecek , her derdimizi bir kadınla birlikte düşünecek yaşlardaydık . Geleceği , gelecek için kurduğumuz umutları hülyaları , tek başlarına yalın olarak düşünemiyorduk.’’(‘’Bizim Olan Sokaklar’’, GA., s44)
Sevginin en güzelini işleyen Meydan hikâyesi insanları , doğayı , bulunduğumuz şehri , dünyayı , evreni kısaca her şeyi sevmemizi aşılayan güzel bir hikâyedir . Tiyatro görüşüne de yer verdiği bu hikâyede yazar sevginin en güzelini işler . Vapur bekleyen kahraman anlatıcı insanlarla dolu meydanı gözleyerek düşüncelerini açıklar, her şeyi sevdiğini söyler .
‘’Bütün bunlardan iki yıl sonra ben yine aynı meydanda , geciken bir vapuru beklerken, bütün geçmiş zamanlarımın , beni çıldırtan bu güzel havayı, insanları, sandalları , karşıdaki telefon direğine türeyen kuşları , şu bir kenara çekilmiş saman yüklü arabayı , uzaktan geçen deniz motorlarının tekdüze sesini, İstanbul’u ne kadar seviyorum .’’(‘’Meydan ‘’, GA., s.49)
Bir çocuğun yüreği kadar saf olan bu sevgiyi kendinde duyan kahraman anlatıcı meydanı bir tiyatro gibi görür. Bize birkaç insan manzarası anlatır. Tek katlı bir evde ihtiyar anneannesi ile yaşayan bir çocuk, türkü çağıran bostancının oğlu , el işi öğretmeni , emlak tellâlı gibi insan manzaralarından örnek sunana kahraman anlatıcı bu insanları kendi muhayyilesinde yorumlayarak bu insanlara sevgiyle bakmaktadır . Yaşamın güzelliklerinden kesitler sunan kahraman anlatıcı insan sevgisinin doğallığını anlatarak dünyayı bir tiyatro alanına benzetir .Bu sahnede olan her şey sevgi ile beslenmektedir. Bunu bize aşılayarak her şeyi sevmemizi nasihat eder .
‘’Yeter ki her şeyi , her şeyi , insanları , duyularımızı , eşyayı sevelim . Bir çocuğun dış dünya karşısında duyduğu hayranlık olsun içimizde . En küçük bir yağmur damlasına bile ilgi duyalım . ‘’(‘’Meydan’’, GA., s.51)
Aksal , Gazoz Ağacı’nda bir umudun aşka, sevgiye dönüştüğünü sonra bu umudun nasıl hayal kırıklığına uğradığını verir. Hikâyenin baş kişisi Saim, lakabı gazoz ağacıdır – annesinin emekli parası ile geçinen serkeş, avare , başıboş genç bir insandır. Gününü Hacı Emin’in kahvesinde pişpirik oynayarak geçiren Saim , kahvenin karşısındaki evde oturan
Melahat’a aşıktır. Bu aşk onu o kadar kendinden geçirmiştir ki oynadığı her oyunu kaybeder. Bunun için ona ‘’gazoz ağacı ‘’derler , çünkü her kaybettiğinde kazanana bir gazoz ısmarlar .
‘’O kız olmasaydı , ya da evleri kahvenin karşısında olmasaydı , boyuna pencereleri açıp açıp , kapamasaydı , Saim her oyunda , ama her oyunda elin acemisine yenilir, adı gazoz ağacına çıkarmıydı .’’(‘’Gazoz Ağacı ‘’, s.71)
Bu iki kişinin birbirini sevdiğini duyan mahalle halkı sanki kendileri sevmiş gibi mutlu olurlar aşk onlara yaşamın güzelliğini hatırlattığı için bunun gibi aşk haberleri sevinçli hadiselere yol açar .
‘’Birinin birine sevdalandığı haberi bereket gibi yağmur gibi karşılanır, bir dirilik , çoktan beri özlenen bir dirilik getirir gönüllere.’’(‘’Gazoz Ağacı, s71)
Birbirlerini seven ve birbirlerine kaçan Saim ile Melahat’ın bir süre sonra sevgileri sıcakta duran buz gibi eriyip yok olmaya başlar yalnızlığın verdiği iç hesaplaşma Melahat’in eski isteklerini yeniden kıpraştırır. Umduğunu bulamayan Melahat , Madam Bovary gibi hayallerini gerçekleştirmek için yeniden harekete geçer . Saim’i bırakır , genç bir çırakla kaçar.
‘’Aylarca önce bir adam sevmiş , sevgi , iyilik , rahatlık , güzellik, her şey , her şeyin çevrelerinden dışarıda , başka bir yerde , pek tanımadıkları bir semtte olduklarını sanarak , üstelik bıraktıkları yere dönmeyi bir daha aklına getirmeyerek buraya gelmiştir . ‘’(‘’Gazoz Ağacı’’, s. 99)
Sevginin hayat boyunca insanda daima var olacağı tezini işleyen Sezai Beyefendi hikâyesinde altmış beşlik Sezai Beyefendi’nin yüreği bir kuş kalbi gibi çarpmaktadır. O , on altılık bir lise kızına gönlünü kaptırmıştır. Platonik de olsa o, aşkı, sevgiyi yeniden tatmak istemiş ve o kızı yaşlı kalbiyle deli gibi sevmiştir. Her yerde onu düşünür .
‘’Hem de nasıl ?Hem de nasıl ? Uyanır uyanmaz aklımda o , bütün gün çıkmıyor . Bonda , briçte , tavlada , yarış programını yaparken bile onu düşünüyorum.’’(‘’Sezai Beyefendi ‘’, YH., s.127)
Düşüncemin Konuklarından Biri , yalnız bir insanın bir sinema artistine tutkusunu anlatır. Sevginin bu en saf örneği gerçekten ilgi çekicidir . Yalnızlıkla iç içe olan bu sevgi hikâyesi tek taraflı platonik bir aşk da olsa insanın sevgisiz kalamayacağı en bariz bir biçimde vurgulanmak istenmiştir . Kahraman anlatıcının gözünde verilen bu kahraman ‘’Greta Garbo’’ya âşıktır .
‘’Greta Garbo’ya aşıktır bu . Bütün kış sinemalarda kestirir , uyur .Greta Garbo’nun filmi geldi mi bir hafta , on beş gün , ne kadar oynarsa her gece oradadır .’’(‘’Düşüncemin Konuklarından Biri’’, SÖ., s.190)