Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 

16 Ağustos '08

 
Kategori
Kültür - Sanat
 

Sabahattin Kudret Aksal'ın Öyküleri Üzerine Bir Deneme XI

Sabahattin Kudret Aksal'ın Öyküleri Üzerine Bir Deneme XI
 

Sabahattin Kudret Aksal


Hikayelerde ortak yapı III:

Birkaç hikâye de mekân tanıtılması ile başlar. Aşk konusunu ele alan Gazoz Ağacı hikâyesi bakkal dükkanının tanıtılması ile başlar.

<ı>‘’Şehrin bitiminde , denize yakın mahallenin çocuklarının rüyası da, gerçeği de bir bakkal dükkanıydı . Mavi , kırmızı , sarı , yeşil

<ı>renklerle, kağıtlarla, uçurtmalar, uçurtma kuyruklarıyla , türlü kutular, fenerleriyle bir bakkal dükkanı , bir mahalle bakkalı , çocukları büyüler , çeker kendine . ‘’ (‘’ Gazoz Ağacı’’, s.70)

<ı>

<ı>Hercai yaşlı bir insan anlatıldığı Sezai Beyefendi adlı hikâyesinde kahvenin tanıtılmasıyla hikâyeye başlanır.

<ı>‘’Kahve sakin , rahat bütün bir günün uğultusunun dibe çöktüğü şehirden günlerce uzakta bir ülkedir .’’(‘’Sezai Beyefendi’’, YH., s.123)

Hayalleri olan avare bir gencin anlatıldığı Hüseyin Feyzullah’ın Evlenmesi , geniş bir mekân tasviri ile başlar.

<ı>

<ı>‘’Hüseyin Feyzullah , Langa’da , ahtapot gibi bir evde oturuyordu. Ahtapot gibi bir ev , çünkü iki yanında , sağından , solundan destekleyici direklerle ayakta duruyordu bu ev , yıkılmak içinde kasırgayı bekliyordu . İki katlıydı , ahşap , sokağına başından bakana sancılı bir diş gibi görünürdü. Küçüktü, ama küçüklüğüne göre oransız denecek kerte, büyük bir bahçenin sokağa yakın bir yerinde duruyordu . ..’’(‘’Hüseyin Feyzullah’ın Evlenmesi’’, SÖ., s.214)

<ı>

<ı>Aksal , hikâyelerini bitirirken genellikle kendi düşüncelerine dayalı bir sonuç verir. Nadir de olsa bunun dışına çıktığı görülür, ama mutlak bir sonuçla biter hikâyeleri . Dostluk ihtiyacı içinde birbirlerine bağlanmış bir erkek bir kadından oluşan Bir Dostluk hikâyesinde yazar sonucu kendi düşünceleri ile bitirir.

<ı>‘’Her şey bir rüyanın karmakarışık havası içinde sona erip gidecek, belki de kendileri bile , uyanılınca , can sıkıcı gelecek olan , bu kötü evden görülen rüyaya karşı içlerinde bir tiksinti duyacaklardı . Ama dostlukları sürecekti .’’(‘’Bir Dostluk ‘’, GA., s.17)

<ı>

<ı>Hayriye Hanım’ın yaşamını kendi muhayyilesinde canlandırıp bize öyle sunan Aksal , hikâyenin sonuç paragrafında yine kendi düşüncesine dayalı bir sonuç vermiştir.

<ı>‘’Yo , hayır , belki de o değildi demeyin . İyice biliyorum ben bunun böyle olduğunu .’’(‘’Hayriye Hanım’’, GA., s.23)

<ı>

<ı>Bazı hikâyelerde sonuç verilmeden biter. İki Kişi Arasında hikâyesinde sonuç paragrafı verilmemiştir.

- 34 -

<ı>‘’Eğlenme Allah aşkına ‘’ diye mırıldandım ‘’(‘’İki Kişi Arasında’’, YH., s.133)

<ı>

Hovarda hikâyesi de aynı şekildedir .

<ı>‘’Hangi şırfıntıylaydın gene nerde? diye bağırıyordu .’’ Beykoz Çayırı’nda mı, Göksu’da mı , Kuşdili’nde mi yoksa, hangi seyran yerinde , söyle nerde ?’’(‘’Hovarda ‘’, SÖ., s.258)

<ı>

<ı>Eski hikâye tarzına bu yönüyle bağlı olan Aksal, yapı bakımından daha çok Çehovvari hikâye tarzını kullanmıştır . İyi kurguladığı hikâyeler konu bakımından dikkat edildiğinde post-modernist anlayışla oluşturulduğu görülür. Dış dünyanın görüntüleri , toplum – insan bağlantısı ve ilişkileri Aksal’ı fazla ilgilendirmez . Onu bireyin içsel dünyası, psikolojik çatışmaları daha çok ilgilendirir. Bunun için onun hikâyelerine vak’a hikâyesi demek tam uygun olmaz . Hikâyelerinin hemen hepsi durum ağırlıklıdır . Aksal , büyük tutkulardan doğan yüksek çatışmaları işleyen vak’aları işlemez . İçinde yaşadığımız dünyanın belli bir kesimini sunan Aksal’ı , küçük olaylar ve durumlar ilgilendirir. Onun için bu , vak’ayı oluşturmada yeterlidir. Sabahattin Kudret , kahramanların iç dünyalarının karanlığına bir ışık yakarak onların küçük yüreklerini dikkate sunar . Küçük adamlar yaşamın içinde olup , sessizce bir yere çekilip dünyayı gözlemektedirler. Onlara bir projektör çeviren Aksal , onların sessiz ve karanlık dünyalarını aydınlatarak yaşamda var olduklarını gösterir. Bir sinemada , bir kahvede , bir pencerenin başında , bir sokakta bulunan küçük adamlara felsefe eğitimi de gördüğü için derinlemesine yaklaşan Sabahattin Kudret , dili bir imbikten geçirerek , kurguya ayrı bir önem vererek , anlatımı güçlendirip seçkinleştirerek yarattığı dünyasını, yetkin bir yere taşımaktadır .

Anımsal olan hikâyelerin çoğu doğal olarak ‘ben’ anlatıcı tarafından anlatılmaktadır . Geçmişle hiçbir zaman bağı kesilmeyen kahramanlar dış dünyaya karşı etkisiz ve pasiftirler . Mücadeleci ruhu olmayan bu küçük adamları, yaşamın acı gerçekleri ilgilendirmez . Onlar için önemli olan , bir ölüm , emeklilik hüznü , aşk , yıllarca yapılmamış bir ukde , bir saat , güzel bir aktrist , bir dost ya da belirsiz bir kuruntudur. Yani bu küçük adamlar hiçbir şeyin farkında değildirler . Aksal’ın amacı da bu pasifliği göstererek dış dünyanın acımasız gerçeğini bir yönden anlatmak istemesidir . Bu da aslında bir bakıma hayatın zorluklara karşı çıkışıdır; bir sitem , bir haykırıştır. Aslında bir şair olan Aksal dönemin modasına ayak uydurarak hikâye yazmıştır. Bunu yaparken de dil bilincini ustaca hikâyeye uydurarak güzel hikâyeler ortaya çıkarmıştır. Sessizce dış dünyayı gözlemleyerek bu gözlemlediklerini düş gücü ile katmerleyerek işe biraz da felsefe karıştırarak hikâyelerini yazan Aksal , gerçekleri Sabahattin Ali , Oktay Akbal , Samim Kocagöz gibi aynen vermeyerek dolaylı yoldan sezdirmeye çalışır . Küçük adamlara yönelip onların iç dünyalarını , ruhsal çatışmalarını , küçücük şeylere bile üzülmelerini vererek dolaylı yoldan yaşama gider. Direkt sosyal hayata girmeyerek ondan uzak gözükse de aslında oda kıyıdan köşeden sosyal gerçekçilik akımına girmeye çalışmıştır .

<ı>‘’Bu kalabalık , kimsenin kimseden haberi olmadığı , kimsenin kimseye aldırmadığı , insanlar arasında ilgilerin iyi niyetlerle başlasa da gittikçe güçleneceği yerde zayıfladığı .. ‘’(‘’Bir Dostluk ‘’, GA., s.13)

<ı>

<ı>Bu hiciv süre giden yalnızlığın bir karşı çıkışıdır.

<ı>‘’Ne önemi vardı düşüncelerimin aydınlığının yaşamın gerçeği karşısında’’ (‘’Bir Trende Gidenler’’, YH., s.138)

<ı>

İnsan ne kadar iyi düşünürse düşünsün yaşam gerçeği gelip insanın ümüğünden sıkar. Gerçekten kaçış yoktur. Bu düşüncelerin bir birine bağlı ilmekleri öyle sıkıdır ki önceleri anlayamazsınız hikâyelerinde sanatsal bir yapı söz konusudur. Bu da dili iyi kullanmasından ileri gelir. Estetize bir edebiyat peşinde olan , eserlerinde dilsel bir yapı kurmaya çalışan Aksal , hikâyelerinde de bu yoldan gitmiştir. Hikâyelerinde doğaya , gerçek yaşama , hayvanlara ait izler görülmez .Bunlardan doğa ve yaşam kıyıdan köşeden hikâyelere girerek yoğun bir sis içinde kalmışlar, hikâyelerinin kahramanlarının iç dünyaları için bir alt örge olmaktan öteye gidememişlerdir .

Aksal’ın hikâyelerinin hemen hepsine bir yaşama sevinci sinmiştir. Kayıp giden tekdüze , sessiz yaşamların arkasında sanki birisi bağırır :’’Hey kardeşim ! Yaşamak çok güzeldir.’’Meydan adlı hikâye buna çok güzel bir örnektir . İnsanları , doğayı , hayatı sevmemizi öğütleyen yazarın amacı , yaşamın her şeye rağmen katlanılabilir olduğunu vurgulamak istemesidir.

Hatırlamalar , iç monolog , yürüyüş anlarındaki bilinç akımı hikayelerde kullanılmıştır. Muhteva doğrudan yaşamın düşselliğiyle bağlantılı olup ‘ben’in ağzından iç konuşmalarla ele alınışı tekniğinin uygulanması hikâyelere sanatkârane bir üslup kazandırmıştır .

Sabahattin Kudret’in hikâyelerinde göze çarpan başlıca özelliklerinden biri durum nitelikli kelimelerin art arda gelmesiyle yaratılan hareketsizliktir. Bu da vak’anın durgunlaşmasını sağlar . Her şey örgün bir yaprak gibidir. Başından beri insanı merkez alan Aksal’ın onu yaşadığı mekanla , özellikle düşsel geri dönüşlerle çevreleyen bir anlatım ve kurguyu seçtiğine şahit oluruz .

Aksal’ın hikâyelerinde ne Orhan Kemal’in hikâyelerinde görülen hayatın gerçeklerini özümsemiş , kanıksamış , emekçi , üretici, acı çekmiş insanların dünyası ne de Sabahattin Ali’de görülen saf gerçekçiliğin acımasız izlerini görebiliriz .

Ölüm ve yalnızlık temlerinin yoğun olarak işlenmesinin en büyük nedeninin gerçekliğin yadsınmasından çıkarabiliriz . Yalnızlığa çekinmek çok kolaydır ama yaşamak , yaşamla savaşmak zordur . Vak’adan çok hikâyelere durum hakimdir. Aksal’ın şahıs kadrosu ise durgun bir deniz gibidir.

 

 
Toplam blog
: 48
: 444
Kayıt tarihi
: 22.07.06
 
 

Göktu Kara (1978-( Ozan) Toplumsal yaşantıyı düş-yaşantısıyla birleştirerek bu alanda diğer ozanl..

 
 
 
 
 

 
Sadece bu yazarın bloglarında ara