​ Şabala Şaban / Futbol / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Kasım '14

 
Kategori
Futbol
 

Şabala Şaban

Şabala Şaban
 

Bu yazı 13. 10. 2014 günü 21.45’de başlayan Letonya-Türkiye ulusal futbol maçı başlar başlamaz yazılmaya başlandı. Ancak o günden bu yana bir türlü yayınlanamadı (sebebi özel diyelim geçelim). Bu maçın sonucu Türk futbolu için önemli olsa da, şu an kendi alanım için hiç de önemli bir durumda olmadı (kendi alanım, 40 yıldır spor bilimlerinin içinde oluşum). Çünkü bu maçı anlatan spikerin yanında yorumcu olarak Fatih Altaylı’yı duyunca kanım dondu. “Bu kadarı da olmaz” dedikten sonra; yüzüm yazıya, arkam televizyona dönük, bir yandan maçı diğer yandan da Fatih Altaylı’nın engin yorumlarını (..!..) dinleyerek yazmaya başladım. Yazmasam, maçı seyretmeyi tercih etsem, bunca yıllık akademik geçmişime ihanet etmiş olacaktım. Hele spor bilimlerini geçtim, emeğiyle takımlarının başında ter döken onca teknik adama da yazık değil miydi? Onlara hakaret sayılmaz mıydı bir maçın kel alaka biri tarafından yorumlanması? Geçmişte spor da yapmış olabilir bilmiyorum, Galatasaray’da yöneticilik de yapmış olabilir, ancak bir futbol maçının “bileni” olarak hiç maç yorumlattırılır mı Fatih Altaylı’ya? Veya kendisi “gel bu maçı yorumla bize” diyenlere “olmaz kardeşim, ne münasebet, onca teknik adam varken bu iş bana düşer mi, diyemez miydi?”

 

“Yine ayıp değil miydi onca futbol yazarına” diyemiyorum bakın işte. Bugün ayağına top değmemişler de futbol yazarı çünkü. Onları da geçtim, ayağına top değmişler kabulüm olsa da, değmemişleri hadi affedelim. Kıyısından köşesinden futbol köşeleri var, yıllardır yazıyorlar. Onlar bari olsalardı yorumcu.

 

Ya seyreden gariban vatandaşlarıma yazık değil miydi? Bu saatten sonra “bilgilenme adına yorum dinleyenlerin bu yorumları Fatih Altaylı’dan mı öğrenmesi” gerekir sorusunu falan geçtim artık. Belki başarıya veya başarısızlığa Altaylı’nın yorumcu olarak hiçbir katkısı da yoktur, federasyondaki veya Türk sporundaki örgütlenmenin yanlışlığından bile sorumlu tutulamaz ama e biraz da “insaf” demek hakkımız olmamalı mı? Başarısızlığın nedenlerinde birçok etken aranırken, maddeleri keyfe keder çoğaltabiliyoruz. Bu ayrı bir konu, ancak “bir ulusal futbol maçını da Fatih Altaylı’ya yorumlatmak da ne oluyor” dememeli miyiz?

 

Biz demeliyiz ama onlar demediler. Bir buçuk ay geçti demediler. Hiçbir basın yayın organında görmedim, duymadım. Mesleğime ihanet etmemek için ben diyorum işte.

 

Ondan sonra vay seyirci bilinçli değil, vay spor kültürü yok, vay şiddet, vay da vay.. Çoğaltın çoğaltabildiğiniz kadar. İşin nerelerden başlanılacağını bilmemek, işi baştan bilmemektir. Seyirciyi kim eğitecek? Damardan serum verilen hasta gibi akşamdan sabaha seyirci eğitilir mi? Bu bir geniş zaman işidir. Yavaş yavaş ama sindire sindire olur. İş buralardan başlar. Seyirci, rakip takımı alkışlamayı buralardan öğrenir. Maç öncesi yöneticilerin “dostluk” mesajları seyirciyi bir anda “spor kültürlü” yapmaz.

 

Futbol yazarı Mehmet Demirkol, 2002 yılında “Toplumbilim Futbol Özel Sayısı:16”da, “Dişçim Spor Yazarı Olacak” başlıklı bir makale yayınladı. Saygın bir sosyolojik dergide yayınlanması açısında da önemliydi. Yazısında Demirkol; “batı Avrupa ve ABD’de de fanzinler, ‘bağımlılar için bağlılık yayınları’ mevcut. Ama spor basını bundan soyutlanmıştır…….tv’’de oyun sırasında gerektiğince bilgi vermek, oyuncuların geçmişlerinden önemli anları aktarmak, oyun tarzıyla ilgili yorumlarda bulunmaktır işin temeli. Bu uzmanların eski sporcular olması zorunlu değildir. Ama eğer öyleyse de tadından yenmez”diyordu.

 

FUTBOLUN SEYREDİLECEK KADAR BASİT ANCAK TEKNİK YORUMLANACAK KADAR DA BASİT OLMADIĞINI BİR TÜRLÜ ÖĞRENEMEDİK.

 

HATTA VE HATTA BİR İŞİ UZMANINA YAPTIRMAYI HİÇ Mİ HİÇ ÖĞRENEMEDİK.

 

Seyredilerek cerrahlık öğrenilecekse Tıp Fakültelerine ne gerek vardı acaba?

 

“Ne alakası var bu örneğin” diyenlere ancak şu kadar söyleyebilirim:

Derdimi en kısa yoldan anlatayım diye "alakası" var. Örnekleri çoğaltabilirim, ancak konu dağılır o zaman. İsteyene ayrıntılı da anlatırım, şimdi konuya dönelim.

 

Maçın anlatımı ve yorumu da devam ediyordu hâlâ. İşte engin ve derin bir yorum daha: Letonya’lı oyuncunun tehlikeli olabilecek bir gol atağını harcaması sonucu söylediği  “Allahtan Şabala (Letonyal’lı oyuncu Valeris Sabala) Şabanlık yapmış” sözünü söyleyen Fatih Altaylı yüzünden maçı da harcadık, seyredemedik. Çünkü şok oldum (şoke değil).

 

Şimdi merak ediyorum:

 

Bir maç içinde kullanılan “Şaban” aşağılama cisimleştirmesini Fatih Altaylı bir zamanlar yine sahalarda kullanılması nedeniyle seyircilerden mi öğrendi, yoksa yıllar önce kullanılan bu aşağılama cisimleştirmesini seyirciler başka bir “kel alaka”dan mı öğrendi?

 

Ben işin içinden çıkamadım. Belki de kültürümüzün bir parçası. Herkes bir yerlerden öğrendi, kimse de suçlu değil.

 

Bu maçın naklen yayınının Fatih Altaylı’ya yorumlatılması, işin uzmanına değer vermeyişimize çok güzel örnektir. Bu arada seyretmediğim, yalnızca dinlediğim televizyondan Fatih Altaylı derin yorumlar yapmaya da devem etmekteydi.

 

 “ŞABAN”.

 

Bir aşağılama cisimleştirmesi. Rahmetli Kemal Sunal filmlerindeki tipleme. Adı “Şaban” ama o ironiyi anlayacak kafa lazım. Ezilen, gülünen, elinden oyuncakları alınan fakat sonunda o oyuncağı elinden alınan “Şaban”ın herkesi mahcup ettiği bir tiplemeydi “Şaban”. Bir zamanlar o ironiyi de anlamayan-anlayamayan Fenerbahçe’li taraftarlarca Hakan Şükür’e de yaftalanan “Şaban”. Şimdi aynı yaftayı Letonya’lı oyuncu “Şabala”ya  kullanıyordu Fatih Altaylı.

 

Bu maçın önemi ve sonucu bu yazının konusu değildir. O yüzden sonuç üzerine herhangi bir yorum yazılmamıştır.

 

“Mehmet Demirkol da haklıymış herhalde” mi diyelim, yoksa spor kültürü oluşturabilmek için işe buralardan mı başlayalım?

 

Son soru şu: “Maçın anlatımı tadından yendi mi?”

 

Yanıtınız ne ise, ona göre sonlandırın bu yazıyı lütfen. Sonra kendinize şu soruyu sorun lütfen:

 

“Her şeyimiz kırık dökükse, bunları onarmak için bir pencere açalım mı, açmayalım mı?”

 
Toplam blog
: 135
: 1226
Kayıt tarihi
: 11.10.06
 
 

Ankara Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu Öğretim Üyesi. Spor Sosyolojisi, Popüler Kültü..