- Kategori
- Spor
İSTANBUL MARATONU'NDA AKP VE TRT'NİN ÇAPI

16.11.2014 günü gerçekleştirilen 36.Vodafone İstanbul Maratonu sözde uluslararası bir maraton. “Sözde” diyorum, çünkü bir organizasyon “uluslararası” diye anıldığı zaman, onun gereklerinin de uluslararası olması lazım. Oysa bu maraton’a uluslararası katılımın dışında hiçbir şey uluslararası değil. İlk başta “yarış takvimi” uluslararası değil. Sezonun en son yarışı ve Eylül-Kasım aylarında yapılan daha prestijli maratonlar var. Kasım ayında yapılan bir yarışa çok ünlü ve performansları o yılın en iyi derecelerine sahip yarışmacılar katılmıyor. “Six World Marathon Majors” denen bir kalıp var. Yani dünyanın en prestijli 6 maraton yarışları. Maraton yerleri ve yarış takvimleri şöyle: En prestijli Boston (Nisan), para değeri en fazla Londra (Nisan), Şikago (Nisan), New York (Kasım), Berlin (Eylül) ve Tokyo (Şubat).
Otuz altıncısını düzenlediğimiz halde sözde uluslararası maraton yarışına en iyi atletleri çekemedik. 36 değil bir 36 defa daha yapsak bu organizasyonu, bu kafayla yine toplayamayız elit atletleri bu maratona. Neden? Çünkü bu maratonun üzerinden 36 yıl geçmesine rağmen hâlâ tanıtamadık dünya çapına (tanıttık tanıtmasına da “Halk Televolesi” ile tanıttık). “Şöyle maraton, böyle maraton” dediğimiz yıllarda uluslararası Euro Sport kanalı bu yarışı naklen vermek istediğinde “olur” dedi TRT. Ancak bir şartla: “Bizim kameramanlarımız çekecek bu yarışı”. Euro Sport şaşırdı: “Bizim teknik elemanlarımız ve gereçlerimiz var ve çok tecrübeliyiz. Naklen yayınlayacağımız organizasyonu biz görüntülemek isteriz”. TRT hemen itiraz etti: “Olmaaaz, biz çekeriz”. Euro Sport da “Avrasya Avrasya diyorlar (önce bu maratonun adı böyleydi)görelim bakalım, hadi peki sizin dediğiniz olsun, siz çekin biz yayınlayalım” dediler. Ne göreceklerini, nasıl yayın yapılacağını da merak ediyorlardı. Çünkü öyle fırtınalar koparmıştık ki Avrasya Maratonu için, elit atletler gelmese de duyulmuştu bir kere. Euro Sport da buna kandı. Havada 4 helikopteri olan Euro Sport, tek helikopterle bu yayını TRT nasıl götürecek diye merak ededursun yayın başladı. Tek helikopter bile yeterli kullanılmıyordu. Ülke bile tanıtılmıyordu. Oysa ne de güzel laflar ederdik sık sık: “Ülke tanıtımına çok güzel fırsattır, milyon dolarlar harcasan bu tanıtımı yapamazsın v.b”. Yarışı yerden takip eden motorize kameralar da yetersizdi. Bir uluslararası yayın hepten çöpe gitmişti. Euro Sport sonraki maratonlarda bu Avrasya’yı (İstanbul Maraton) zorlamayla, yalvarmayla birkaç kez daha denedi. Olmadı. Bu yarış, bu maraton Euro Sport’ta yayınlanacak seviyede değildi, bir daha yayınlanmaktan vazgeçildi.
Otuz altıncısı da öyle oldu. EURO SPORT KAZAKİSTAN’IN ALMATI KENTİNDE YAPILAN DÜNYA HALTER ŞAMPİYONASINI VERDİ. İKİNCİ KANALI DA BANTTAN KAYAK VERDİ. HANİ ULUSLARARASIYDI, HANİ ÇOK ÖNEMLİYDİ?
Bakın bu önemli bir konu. Rastgele bir spor kanalı değil bu Euro Sport. Spor’un “science sitation index”i bu kanal. Yani bir bilim adamının bu indekslere giren yayını yoksa (abartarak söyleyelim) o bilim adamından sayılmaz. Sporun da “science sitation index”i maalesef Euro Sport’tur (maalesef diyorum, çünkü iletişim teknolojisinde spor yayınlarının uluslararası kabul gören ve tüm dünyada tanınan tek kanalıdır). Hele otuz altıncısını düzenlediğiniz sporunuz da bu Euro Sport kanalından verilmiyorsa, o ne spordan sayılır ne de organizasyondan. Bırakın helikopteri (ki ona da bahane buldular, spiker hava muhalefeti ve rüzgâr dedi, görüntü çekemedi vermedi) yerden kamerayla bile bu İstanbul Maratonu’nu yayınlayamadılar. Böyle rezillik olmaz. Sanki dünyada hiç sis’te, yağmurda, rüzgârda yarış naklen yayınlanmamış ve bizler de görmemişiz gibi, kör parmağım gözüne bahane üstüne bahane uydurdular. Sanırsınız ki büyük bir afet geldi, yerin altı üstüne değdi, horum tüm İstanbul’u silip süpürdü. E organizasyon niye iptal olmadı o zaman? (Orhan Veli’nin Dedikodu şiirini Levent Yüksel’in şarkısında dinliyorum şimdi: “geç bunları, anam babam geç……”).
Yarış başladı, kameralar hep start bölümünde sabitlenmişti. Yok mu kardeşim sizin yarışı takip eden motorize birliğiniz? Hiç mi görmediniz bir maraton yarışı nasıl naklen yayınlanır? Önde giden gruplar, arkadan kimler geliyor, aralarında ne kadar mesafe var, o sırada nerelerden geçiliyor, İstanbul’un neresidir o sıralar, hiç mi bilmezsiniz naklen yayını sözde onca tecrübenize rağmen?
Evet bilemediler, bilmediler. Yarış 2 saati geçti, “son yedi kilometresine geldik” dediler görüntü ve yarış göstermeden. Çünkü o sırada TRT Serie A’dan, La Liga’dan 11. hafta futbol maçlarının özetlerini veriyordu. Böyle bir rezillik görülmemiştir. Çünkü iki kameradan biri start bölümünde üç ayaklı port’a sabitlenmiş çeke dursun, finiş bölümündeki kamera da son yedinci kilometrede yarışı takip ediyor güya (son 7’ye gelene kadar da görüntü yok dikkatinize). 42.195 kilometrelik yarışın tam 35 kilometresini yuttu TRT. Anlatan spiker nasıl olsa 3 adımcı Ayşegül Baklacı’yı yanına almış, “3 adım atlamada durum nasıl” diye soruyor. Çünkü ne spikerin ne yorumcunun maraton anlatma tecrübesi yok. Hiç yoktan iyiydi yine de yorumcu (Ya Letonya-Türkiye ulusal futbol maçını yorumlayan Fatih Altaylı gibi kel alaka biri olsaydı?). Yarış bitmiş, finiş bölümünde sözde naklen yayın yapan TRT’nin muhabiri birinci gelen Fas’lı atlete soru soruyor İngilizce. Faslı bir şey anlamıyor. Atlet “ben Fransızca bilirim” diyor. O kadarını anladı muhabir Allahtan. Fransızca sözlerini de “anladığım kadarıyla” diye salladı. Daha sonra “atletler az konuşuyor” dedi. Atletler konuşacak da anlayacak muhabir lazım. Bir uluslararası yarışın bitiş bölümünde birkaç dilde ayrı muhabir bulundurmayı bile düşünemediler (tasarruf yapılacaksa tek muhabirin birkaç dil bilmesi de kabulümdü).
100 KATLI BİNA DİKMİŞSİN (İSTANBUL MARATONU), AMA İÇİNDE ASANSÖR YOK. İŞTE BİZİM İSTANBUL MARATONU AYNEN BU.
Futbolla ilgisi olmadığı halde Fatih’teki spor tesislerinin Ensar Vakfına (kurucuları Kadir Topbaş, Aziz Torun, Yusuf Albayrak) devredilmesine filan şaşırmamak lazım. AKP’nin çapı da zihniyeti de, onun TRT’si de bu kadar.