​ Sahi, mavi miydi gözleri İstanbul'un? / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Eylül '11

 
Kategori
Deneme
 

Sahi, mavi miydi gözleri İstanbul'un?

Sahi, mavi miydi gözleri İstanbul'un?
 

Sıcacık elleriyle tuttu pencerenin kolunu, seyrederken gökyüzünü büyülenmiş gibiydi. Halbuki ilk kez gördüğü bir şey değildi bu. Koca mavi bir gökyüzüydü işte. 'Anlamadığım şu' dedi içinden. 'Nasıl oluyorda koca bir mavilik bana tarifi olmaz özel şeyler hissettirebiliyor. Kalbim nasıl böyle delice çarpabiliyor. Birkaç saniyelik kırpılışına bile kızıyorum kirpiklerimin. Hani bir saniye bile mahrum kamasın istiyorum gözbebeklerim'

Sonra beyaz bir güvercin geçiverdi hızla önünden... Kanat çırpışı öyle güzeldi ki; gagası, tüyleri öyle harika. Ama güvercin aşağıya doğru uçtukça görüntü bozuluyor gibiydi. Konacak yer arıyordu şimdi kendine. Hızla kendi etrafında dönerek kırmızı kiremitli eski bir çatıya kondu. Gözlerini bir an bile ayırmamıştı güvercinden. Sonra konduğu evin balkonuna takılıverdi gözleri küçük bir kız oturuyordu birbaşına. O da yalnızdı anlaşılan diye düşündü. Oda kalabalık bir yalnızlık içindeymişçesine bakıyordu gökyüzüne. Onunda sahip olduğu en güzel şeydi belki gökyüzü... Küçük kıza kendinden daha çok üzülmüştü şimdi. Konuşmak, onu birkaç saniye de olsa gülerken görmek istedi. O ise çerçevedeki somut bir resim gibi duruyordu. Fotoğrafçıya kızanlar gibi sert bakıyordu üstelik. Sonra bir kadın çıkıverdi ve bozuluverdi resim. Baştan başa siya giyinmiş şişmanca bir kadın hızla içeri soktu küçük kızı. Dışarıda olduğu gibi eve girerkende suskundu küçük kız.. Son bakışı ise vedalaşır gibiydi gökyüzüyle..

Küçük kız gittikten sonra gökyüzüne çevirdi yeniden başını koyulaşmaya başlamıştı bile mavilik. Ne de çabuk geçivermişti zaman. Güneşin mesaisi bitmişti anlaşılan. Yavaşça kapadı pencereyi ve içeriden devam etti izlemeye. Çekmedi perdeleri. Eğer kimsenin onu izlemeyeceğini bilse perdesiz bir evde yaşamak isteyecekti...

Sonra odasındaki tahta iskemleyi çekip oturdu. Sevdiği adamı düşündü uzun uzun. Gözleri düşüverdi hızla önüne ve daha bir derinleşti nefes alışı... Sitem etmek istedi yokluğuna. Sevdanın onu sesiz bir odada böyle yok sayışına. Ağlamak istedi sevdiği adamın gözlerinin İstanbul kadar vefalı, onun kadar mavi olamayışına... Sayfalarca yazmak isteyip yazacak tek bir kelime bulamamış gibiydi. Onunla ilgili dolu dolu olan benliği ona yazmaya kalkınca yüreğini acımasızca tekmeliyor, "kelimelerimi paylaşmam, çünkü değmez' diyordu...

Kalktı dolaştı oradan oraya, odalar boş ve sessizdi. O çok sevdiği kitaplık konuşuyordu yalnız. Özellikle okuyamadıkları durmadan seslenip vicdan azabına sokuyordu onu. Ama o yazmak istiyordu sadece. Sayfalarca, günler bir balon gibi gözünün önünden gökyüzüne doğru uçtukça yazmak. Bir ürünü kılı kırk yararak satma mücadelesi vermektense, yüreğindeki kelime havuzuna hızla dalıp öylece boğulmak ve onlarla dolup taşmak istiyordu. Hayaller! diye söylendi. Dışarıdaki hayat öyle acımasızdı ki. Bir annenin geceleri avucundaki üç beş kuruşu nereye harcayacağını hesap etmesi kadar gerçekti üstelik. Sevdiği şeyleri yapmaya zamanı bile olmuyor insanın... Yine öfkelendi... Hangi nehrin istilasına uğradı bilinmez aniden su bastı deniz yosunu gözlerini.

Ve o nehrin bereketine sığınan fakir bir balıkçı gibi ekmek kavgasındaydı şimdi...

Hatice DEMİR

21 Agu 2o1o 

 
Toplam blog
: 37
: 428
Kayıt tarihi
: 01.11.07
 
 

İçimden geldiği gibi....   ..