Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ağustos '14

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
258
 

Sanrı

Sanrı
 

Felsefesiz yaşamak (Görsel için teşekkür ederim)


Beş duyu, hatta kimi görüşe göre daha fazla duyu kullanarak çevredeki olgunun tespiti "algı" olarak tanımlanıyor.

Göreceliliğin temel taşı algı ise dış dünya, gördüğümüz gibi değildir. 
Zihin, algılarken filtreleme sistemi ile "bütünleştirme" ve "basitleştirme" amaçlı bir dizi işlem uyguluyor. 
Ardı sıra akan film karelerinin hareket ediyor gibi görülmesi, Kara Şimşek'in tamponundaki ışıkların art arda yanıp sönmesiyle akıyormuş gibi görünmesi bunun basit kanıtlarındandır.
Örneğin çocuklar hayal görmüyor, biz onların gördüklerini göremiyoruz düşüncesi ürpertir, değil mi? Hani "Kral çıplak" da kimse göremiyor misali! ...
*
Bir düşünceye göre "Algı ne ise gerçek o, önemli olan olaylar değil onların nasıl algılandığı."
Öyle ise algıyı oluşturan uyarıcılar; konum, ışık, renk, ısı, ses, titreşim olabileceği gibi içinde bulunulan ruh hali, deneyimler, öğretiler ve beklentiler de olabilir.
Zihnin, ardı sıra yorumladığı; çevredeki nesne ve diğer her şeye bir anlam verme süreciyse, algının özelliklerinden...
Algı yanılmaları "yanılsama" (illüzyon, sihir) ve sanrı (halüsinasyon, başka türlü sanma), fiziksel ve psikolojik, falan, filan... 
Özetle, duyu organlarına gelen uyarıların, anlamlı hale getirilmesi sürecine "algı" diyorlar.
Öyleyse, nesnel dünya, kavranabilecek tek kaynak değil midir? 
Evet, her şey pekala yapay bir "sahne" olabilir mi?
O yüzden maddeye çok da fazla güvenmemek lazım. 
Madde, zihinde vardır ve sinyal hareketlerinden ibarettir. 
Zihnin dışında “maddenin var olduğunun” söylenebilmesi, nesnel dünyadan sıyrılmadan pek kolay olmasa gerek.
*
Peki, her şey bir algı ise yani eller, beyin ve her şey... 
O halde "gören ve düşünen şey" ne? 
“Mutlu-aptal” olmamak için her şeyin değişken olduğunu düşünebilenler, güzel denilenin, etraftakiler çirkin dedi diye çirkin oluvereceğini biliyor; çirkin denilenin de güzel oluvereceğini... 
Önemli olan, farkında olmak.
Bir gün eve misafir gelse ve gitmek bilmese... 
Yataktan da kalkmasa, hal böyle olunca lavabo ihtiyacı dahil bütün istekleriyle yakından ilgilenmek gerekse mesela... 
Kendisi bu durumdan şikayetçi değil gibi ama belli ki utancından konuşmuyor olsa.
Durum bazen içinden çıkılmaz haller alsa ve biraz sinirler gerilse, sonra birden misafir ağlamaya başlasa, bu durum sinirleri daha da çok bozsa... 
Yemek yerken kendisine yardım etmek gerekse, ama o yiyecek diye ev halkı yiyemese ve etrafa döke saça yemesinden bahsedilmese bile.
Böyle bir misafiri kim kabul etmek ister, hiç hesapta yokken geliyor ve ev halkının tüm hayatını değiştiriyor, kim ister bu akrabayı?
. . . 

 

Bildiğiniz gibi, İnternet fenomeni bu misafir, mutlu çiftin bebekleridir ve hanelerine bir ışık gibi doğmuş, umut olmuştur. 
* * * 
Biraz felsefe yaptık ama somut gerçeklik diye bir şeyin olmadığı, algılanan her şeyin, zihnin içinde dönüp duran, dokunmaya kalkınca eğilip bükülebilen her türlü değişmez gerçekten ibaret olduğunu konuşabildik sanırım. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 276
Toplam yorum
: 141
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 1082
Kayıt tarihi
: 19.11.12
 
 

Evli, 2 evlat babası, 1965'te doğdu, inançlı, müziksever, insansever, yurtsever, iyi yüzer, ünive..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster