- Kategori
- İlişkiler
Savaş
Elimde bir gazete sayfası, sayfanın üzerinde öylece dondurulup gelecek nesillere bırakılan adına resim denilen, insanlık ayıpları… Esmer tenli, kirli yüzlü, 9 yaşlarında bir erkek çocuğu. Tahminen gözleri kahverengi, ama o kadar korkmuş ki, gözbebeklerinin siyahı gözlerinin tüm kahverengisini içine çekip yutmuş. Bir kameranın merceği gibi büyüyen gözbebeklerine odaklanınca, koşuşturan insanların onun yaşlarında bir yaralı çocuğu taşıdığını hayal meyal seçebiliyorsunuz. Kirpikleri o kadar uzun ki, ama onlar bile bu acıyı örtmeye yetmemiş.
Bir gazete sayfası, yine sayfanın üzerinde öylece dondurulup gelecek nesillere bırakılan adına resim denilen insanlık ayıpları… 18 yaşlarında bir delikanlı, yaşları 15 ile 25 arasında değişen başka insanlar tarafından kolundan bacağından kaldırılmış, bağrış, acı ve haykırışlar arasında hastaneye yetiştirilmeye çalışılıyor. Hemen ön tarafta koşan 23 yaşlarında ki delikanlı -beklide hayatı boyunca bu kadar güçlü hiçbir zaman bağırmamıştı etrafındaki insanlara- çığlık çığlığa bi’şeyler söylüyor. Hastaneye taşınan delikanlının ise alnı ve tek gözü parçalanmış. Yaşarsa, acısı sadece bu anda gizli kalmayacak, fotoğraftaki bu acıyı hayatı boyunca çok daha derinden - içsel - hissedecek. Yaşadığı müddetçe yüzünde taşıdığı bu insanlık ayıbını nasıl açıklayacak kendine ve kendinden sonra ki nesillere.
Resme dehşetle bakarken yaralı delikanlının yarım metre uzağında, korkulu gözlerle olanları anlamaya çalışan bir çocuk şaşkınlığı her şeyin üstünü örtüyor ve gözümden süzülen bir damla yaş ıslatıyor onun o masum simasını. Yine bir gazete sayfası, sayfanın üzerinde öylece dondurulup gelecek nesillere bırakılan adına resim denilen, insanlık ayıpları… Hepsi genç erkeklerden oluşan bir kalabalık… Koşuşturuyorlar. Acı ve umutsuzluk her birinin gözlerinden okunuyor. En önde bir çocuk yaralı bir çocuğu taşıyor. Yaralı dediğim çocuk -öyle tahmin ediyorum- aslında ölmüş… Şuursuz bir beynin helikopterden insanların en kalabalık olduğu bir alanı rasgele taraması üzerine oluşan bu görüntülerden en çok yaralanan -somut, soyut- yine çocuklar oldu. Çocuk işgal bilmez. Çocuk neden aşağılandığını, neden onur kırıcı bir hayatın içine doğru sürüklendiğini, bu duruma neden katlanmak gerektiğini anlayamaz. Çocuk savaş bilmez. Bahsettiğim çocuklar Filistin çocukları. Onların hayatları sürekli şiddet eylemleriyle bölünüp karanlık bir kâbusun içine doğru çekiliyor. Özgürlüğün ne olduğunu bilmeden büyüyorlar. Hatıraları arasında daha çok kan ve gözyaşı var. Özgürlük adına ise kısa yaşanılan tebessüm anları… Sekiz yaşından sonra her birinin eline silah bir oyuncak gibi bırakılıyor. Bu çocuklar çocuk gibi nasıl oynanır, çocukça yaşamak nasıl olur, bilmiyorlar. Onlar için dünya; karışıklık üzerine kurulmuş, çıkışı ve sonu olmayan, karanlık, barut ve kan kokan bir alan. Şimdi burada silah teknolojisini geliştiren bilim adamlarına sorası geliyor insanın; yaptıklarınızla gurur mu duyuyorsunuz? Bakın, eseriniz ne hale getiriyor çocuk ruhlarını! BM, insan hakları ihlalleri iddialarıyla ilgili rapor hazırlamak üzere Filistin’e heyet göndermeye hazırlanıyormuş… Peki, sorarım size; Çocuk hakları ihlali ne olacak? Yavaş yavaş hazırlanın siz, yormayın kendinizi… Nasıl olsa, siz başka ülkelerden gelen barut ve kan kokusunu seversiniz.