- Kategori
- Siyaset
Seçim'07: Demokrasi kazandı, antidemokrat "sol" kaybetti

AKP'nin barajla mücadele ettiği iddiası ile başlayan, AKP'ye verilecek oyların PKK'ya verilmiş sayılacağı, oy verenlerin cehennemlik olacağı beyanatlarıyla devam eden seçim dönemi, beklenmedik bir şekilde neticelendi.
Elbette son üç gün öncesine kadar beklenmedik bir netice. Çünkü seçime üç gün kala Tarhan Erdem'in yöneticiliğini yaptığı KONDA araştırma firması tarafından açıklanan sarsıcı tahminler, beklentilerin yönünü değiştirmişti. Gerçi, bu tahminleri manipülasyon amaçlı değerlendiren insanların sayısı oldukça fazlaydı ancak at gözlüğü takanın araştırma firmaları değil anket sonuçlarını kabul etmek istemeyenlerin olduğu seçim sonucu ile anlaşıldı.
Kendi siyasal tercihim (kendimi bildim bileli sol görüşlü olduğumu düşünmüşümdür) açısından seçim sonuçlarının yıkıcı olması gerekirken hiçte bu şekilde yorumlamadığımı hatta memnuniyet verici bir sonuç olarak değerlendirdiğimi söylemek isterim. Buna AKP’ye herhangi bir yakınlık duyuyor olmam neden olmuyor. Bu memnuniyetimin esas gerekçesi Türkiye’nin siyasetinin üzerinde yürüdüğü dengenin demokrasiden yana meyil etmiş olmasıdır.
Yaşım ilerledikçe, siyaseti değerlendirme şeklim sıfatlardan öze doğru dönüşmeye başladı. Eskiden sol bir sıfatın varlığı karar vermem için yeterli olurken, bir dönem sonra siyasetin üst kimliğinin demokrasi, alt kimliğinin ise siyasal tercihler olduğunu fark ettim.
Ve ülkemde kitlesel “sol” partilerin demokrasi ile ilişkilerinin çarpık olduğunu hissetmem bende hala siyasal anlamda doldurulamamış bir boşluk yarattı. Özellikle son üç yıl içerisinde gerek CHP’nin gerek DSP’nin, toplumda daha fazla özgürleşmeye yol açacak, demokrasinin sınırlarını genişletecek, bireyi ve toplumu devletin önüne koyacak, yerel özellikleri evrensel değerlerle kucaklaştıracak politikaları ortaya koyamamak bir yana, bu politikaların karşısına bir direnç noktalarına dönüştüğüne tanık oldum.
Özellikle bürokrasi içinde ve toplumun gerici odaklarında değişime yönelik tepkilerin sözcüsü olmayı muhalefet etmek zanneden partilerin önder kadroları, önceleri radikal çevrelerce dile getirilen (ben kavramı ilk olarak Doğu Perinçek’in önderliğini yaptığı İşçi Partisinin dile getirdiğini duydum) “ulusalcılık” adı ile pazarlanan garip bir politikada rol almakta herhangi bir engel görmediler.
Elbette burada sorun yürütülen kampanyanın adı ve kullanılan kavramlar değil bu kavramların arkasında gizlenen hedeflerdi. Oldukça saf bir isim ve geniş kavramlarla örgütlenen bu politika’nın Türkiye’ye çizdiği profilin sol politika ve değerlerle hiçbir alakasının olmaması “sol” partiler, yöneticileri ve kör taraftarları tarafından hiçbir değerlendirilmeye tabi tutulmadı.
1999 seçimlerine Blair’ci bir eda ve Ricky Martin ezgileri ile, küreselleşme ile barışık, yabancı sermaye ile dost politikalara soyunan Baykal, o politikalar ile meclis dışında kalınca, bu kez ters cepheye uzanıp içine kapalı ve 3. dünyacı politikaları sol adına benimsemekte zorlanmadı. Elbette zaten hiçbir zaman hizipçi kimliğinden sıyrılamayan Baykal tüm tutarlılığını ve samimiyetini de kaybetti.
Ve tüm bu yalpalamalar sonucunda ulaşılan nokta, solun tüm evrensel değerlerinden kopuk, toplumun değerlerine kapalı, kör milliyetçiliğe saplanan, devlet kurumlarının sözcüsü ve imtiyazcı bir parti olmak oldu.
Seçimden sol adına elde edilecek sonuç, seçimden öncede dile getirilen ama seçim sonucu ile daha kolaylıkla ortaya çıkan, CHP artık devletçi ve tutucu bir merkez sağ partisi olduğudur.
Siyasette, yeniden demokrasi, eşitlik ve özgürlük temelli, toplumu ve bireyi ön plana alan bir sol anlayışın örgütlenmesi gerekmektedir. Bu hareket AKP’yi neden değiştiği için değil neden az değiştiği ve neden sosyal politikaları ve eşitliği sağlayıcı yönde değişmediği için eleştirilmelidir.
Sol cemaate garip gelen bu önerilerime bir tanesini daha ekleyerek yazımı tamamlamak istiyorum. Türkiye’de evrensel bir sol politikanın hayat bulabilmesi için destek alınabilecek kesim CHP’nin mevcut tabanı değil, AKP’yi oy veren geniş halk kesimidir. Çünkü sol politikalar değişimi, reformu, gerekirse devrimi öngörür ve bu ülkede değişimi talep eden halk kesimi CHP’ye oy verenler değil, AKP’ye oy verenlerdir.
Bu ülkede solun tabanı olabilecek geniş bir kesimin desteği ile sağ muhafazakâr bir parti iktidar olabiliyorsa, bunun ana sebebi solun, sol olmadan önce demokrat olunması gerektiğini unutmuş olmasıdır.