​ Seçimin getirdiği / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Haziran '11

 
Kategori
Güncel
 

Seçimin getirdiği

Seçimin getirdiği
 

%10 gibi anti demokratik bir barajı olan bir seçimi daha geride bıraktık.


Seçimden sonra sıcağı sıcağına değil de, birkaç gün sonra değerlendirme yapmanın daha sağlıklı olduğunu düşünmüşümdür hep.

Öncelikle kazanandan başlamak lazım.

AKP gene kazandı ve bunun en büyük nedeni ne Cumhuriyetle alakalı tartışmalar ne de yaşam tarzları.

Bu seçimler şunu gösterdi…

Türk seçmeni ekonomiye göre oy veriyor.

AKP döneminde Türk ekonomisi çok mu aşama kaydetti? Hayır. Hatta birçok yapısal sorununu bile çözmekte aşama kaydedemedi; hem de o kadar gücü elinde tutmasına karşın.

Ancak bu dönemde 1994’deki ve 2001’deki gibi büyük bir ekonomik kriz yaşanmaması seçmenin gözünde istikrara dair algıları güçlendirmiş olabilir.

Çünkü insanların krizlere nasıl tepki verdiğini 2002 seçimlerinde, krize neden olan hükümetin üç ortağının da barajın altında bırakılmasıyla gördük.

Bu seçimin sonuçları artık şunu çok net ortaya koyuyor: AKP ya kötü giden bir ekonomiyle gücünü yitirir ya da karşısına daha güçlü ekonomik projelerle çıkacak olan bir muhalefetle.

Buna bir de kendi bürokrasisini iyiden iyiye oturtmuş, valileri bile memuru gibi çalıştıran bir yapı eklenince ortaya çıkan seçim sonucu da kaçınılmaz oldu.

Öte yandan, ekonomiyi bir tarafa bırakırsak, ki o noktada AKP hakkında soru işaretlerinin çoğaldığı bir yere ulaşıyoruz, AKP Türkiye’sinin hangi konularda geriye gittiğini daha net görebiliriz.

Bilhassa ikinci AKP dönemi, demokratikleşme adına atılan adımların yargının hükümette bulunanlar lehine siyasallaştığı, demokratik hak ve özgürlüklerin sadece AKP için arttığına dair bir görüşün güçlendiği ve otoriterleşme eğilimi gösteren, tek adama dayalı siyasal bir yapının toplum üzerinde polis gücüyle hakimiyet kurmaya başladığı bir dönem.

Bu böyle olmasa, AKP için oy kullanmayan %50 seçmen hal ve gidişattan bu denli tedirgin olmaz, AKP’ye bu denli kin bilemezdi.

İşte AKP’nin Türkiye’ye yaptığı en büyük kötülük böylece ortaya çıkıyor: toplumu kendilerinden olanlar ve kendilerinden olmayan şeklinde ikiye bölmek!

2007 seçiminden sonra meşhur balkon konuşmasında Erdoğan herkesi kucaklayacağını ve herkesin iktidarı olacaklarını söylemesine karşın, daha sonra sadece AKP’ye oy verenlerin iktidarı olduğunu göstermişti.

Arkasından gelen nedeni belirsiz gazeteci tutuklamalarından tutun da sadece AKP lehine ve AKP yanlılarına işliyormuş görünen demokratik mekanizma AKP dışı seçmenin nefretini kazandı.

Size oy vermeyen %50’nin bu denli nefretini kazanınca da bütün bir ülkenin iktidarı olamıyorsunuz.

Oysa gerçek demokratik bir iktidar, kendisinden olmayanların haklarına da en az kendilerinden olanlara gösterdiği kadar saygı göstermesi temeline dayanır.

Ancak AKP’de sadece bizden olursanız demokrasiden ve özgürlüklerden yararlanabilirsiniz havası var.

Peki, 3.AKP iktidarı Türkiye’ye ne getirir ne götürür acaba?

Ben politika ekseninde zayıflatılamayan AKP’nin, toplumu kendisine oy verenlerle oy vermeyenler arasında kutuplaştırmasının da etkisiyle sivil bir muhalefetin fitilini ateşleyeceğini düşünüyorum.

Yani meclis aritmetiğinde seslerini duyuramayan %50 AKP karşıtı, bunu çeşitli sivil toplum kuruluşları aracılığıyla yapacak. Hatta son yıllarda böylesi sivil muhalefet de gözlerden kaçmıyor.

Gerçi sivil muhalefeti susturmak için biber gazı ve copu devreye sokan AKP, seçim sonrası ilk dönemler yumuşayacak olsa da, sonra gene bildik katılığına geri dönecektir. Tıpkı 2007 sonrasında olduğu gibi.

AKP’nin bu konuda zikzaklı bir çizgisi olduğunu biliyoruz.

Seçimin AKP’den bile daha fazla merak edilen partisi CHP’ye gelince.

Bir kere…

Seçimden istediği sonucu alamamış olsa da, Kılıçdaroğlu partinin eski kemikleşmiş statükosunu değiştirmek için büyük bir mücadele vermiş ve bunda da partisinin oyunu %6 ya yakın bir oranda arttırarak başarılı olduğunu dosta düşmana göstermiştir. Üstelik, karşınızda devletin bütün imkanlarını kendileri için seferber eden, tek başına iktidar olmanın bütün artılarına sahip bir parti var, bunu unutmamak lazım.

Daha toy bir siyasetçi olmasına karşın Kılıçdaroğlu, gösterdiği çalışkanlık, azim, yeni olmanın heyecanı ve çizdiği güvenilir profille seçimin kaybedenlerinden olmamıştır kesinlikle. Hatta elde ettiği sonucun kendisine gelecek için daha çok cesaret vermesi gerekir.

Oysa barajı geçen partiler içinde esas kaybeden MHP.

Yıllardır muhalefette olmanın yıpranmamışlığı ile daha dinamik olması gereken MHP, buna karşılık yıllardır hiç mesafe kat edemiyor. Hatta kaset olayı kendilerini mağdur durumuna düşürmeseydi barajın altında kalmaları yüksek bir ihtimaldi. Sadece kendi çevremde bile, sırf MHP barajı geçsin diye Püskevit yönünde oy atan insanlar gördüm. Kaset skandalı MHP lehine işlemiştir kısaca. Ancak MHP buna dayanmak yerine bundan ders çıkartmak zorunda. 2007 sonrası gibi pasif bir muhalefet yapan MHP bütün muhalefet gücünü CHP’ye yükleyecek, bu da olsa olsa AKP’ye yarayacaktır. Artık açık bir şekilde belli olmuştur ki sadece AKP-CHP ikilisiyle dönen Türkiye siyaseti sadece AKP’nin iktidarda kalmasını sağlamaktadır.

Biz ise, %10 gibi anti demokratik bir seçim barajına mahkum olunca, seçimden sonra da sadece barajı geçen partiler hakkında konuşabiliyoruz.

AKP bakalım yeni değişiklikler yapıp ve kendi gücünden feragat ederek seçim barajını kaldıracak mı? Çünkü artık AKP bile tüm gücüne karşın sadece kendisi lehine bir demokrasiden vazgeçip, daha gerçek ve herkes için bir demokrasi yolunda adımlar atmalı.

Ancak 2007 benzeri bir balkon konuşması duymak insanı tedirginliğe sevk etmiyor değil.
 

 
Toplam blog
: 47
: 1149
Kayıt tarihi
: 24.11.10
 
 

Praksise düşünceden varan bir romancı, kültür eleştirmeni, otodidakt bir feylesof, yaşam gözlemci..