​ Şekerli ama sadeye yakın / Anılar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Mayıs '11

 
Kategori
Anılar
 

Şekerli ama sadeye yakın

Şekerli ama sadeye yakın
 

"Ayy hayatım, akşam çok güzeldi ama, kolonların yanında oturmuşuz, sanatçının sesi, kulağımda hala, zaten meyve vermediler, ona da canım sıkıldı, bari bir karpuz koyun ortaya di mi canım, kuruduk valla, onun yerine çay verdiler de, çay çay olsa bari, nasıl demli, nasıl demli, tuttu mu beni çarpıntı, öleceğim sandım, güp güp güp çarpıntı tuttu valla.  

Neyse işte, asıl dans pistinde deliye döndüm tatlım, kadının teki uzun kuyruklu bir elbise giymiş, o da bizim gibi dans ediyor, bunun eteğine basacağım diye öldüm dirildim, danstan da birşey anlamadım zaten, amaan canım, dans müzikleri hiç güzel değildi zaten, birazcık daha yavaş olabilirlerdi, birazcık hızlı gibilerdi, belki de o sinirle bana öyle geldi, bilemiyorum, neyse oturduk yerimize, bir kahve içeyim dedim.  

Garsona dedim ki "kahvem orta olsun ama sadeye yakın orta olsun" dedim. Hani ben şekerin tadıyla beraber, şeker tadından çok kahvenin tadını seviyorum ya, onu söylemeye çalıştım ama ne gezer, kahve bir geldi, sanki içine şeker pancarı ekmişsin, tövbe töövbe, çağırdım garsonu "tamam ben bunu istemiyorum, sen bana sade getir"dedim ama damağımda da hafif şeker tadı var, onu ne yapacağız, neyse su içtim bol bol, ona kadar da kahve isteğim kaçtı zaten. Şimdi ikinci kahveyi de geri yollayacağım ama ayıp olacak... İçtim mecburen, gerçi bunun da kıvamı çok koyuydu, telvesine bir baktım, fincan kadar telve koymuşlar, anlayacağın istediğime de, isteyeceğime de bin pişman oldum kahveyi, esas beni geren ne oldu, biliyor musun, salon, ortadan biraz sıcaktı, mesela yirmi altı derece, ya da yirmi yedi derece falandı. Ben de, huyum kurusun, yirmi bir derece insanıyım, hadi diyelim, ortası olsun, yirmi dört derece olsun, aslında bana uymaz da, hadi diyelim yirmi üç olsun. Daha salona yeni girmiştik, sıcaklık bastı beni, "tamaaaaam" dedim "yandım ben". Biliyorsun, fazla sıcakta sol dirseğim uyuşur benim, ne yapayım ben de, peçetelere soğuk su döküp döküp dirseğime koydum, taaa kalkıncaya kadar.  

Dirseğim değil de, mesela kulağım uyuşsa, o kadar canım sıkılmayacak, ya da nebileyim, dizim de olabilir, ama dirsek! Mesela suya uzanıyorsun, yemek yiyorsun, uyuştu mu ne yapacaksın? He bu arada, hani beraber aldık ya, bizim beyin gömleği baştan aşağı şarap oldu hayatım, of ki of, kaç mağaza gezdim onu alıncaya kadar, adamın teki aniden elini kaldırmış, bizim bey de ona doğru dönünce, bunlar çarpışıyorlar, kadehte bizimkinin üzerine, tabi çok panikledim, nasıl sileyim, ne edeyim diye parçalıyorum kendimi, bizim bey durdurdu beni, gömleğe de, lekesine de çok ayıp sözler etti, anlamadım, deli midir nedir, yok lekeli gömlekleri çok severmiş, ölse de sildirmezmiş, deli mi ne?  

Ne yapayım garsondan bez istedim, onu da dokundurmadı gömleğine, bir de kalktı o halle çiftetelli oynadı. Ay nasıl sinirlendim, nasıl kendimden geçtim anlatamam hayatım"  

 

 
Toplam blog
: 44
: 412
Kayıt tarihi
: 13.01.11
 
 

Merhabalar ben bir kamu kuruluşunda görev yapmaktayım, yazmayı okumak kadar seviyorum. Ağırlıkla ger..