- Kategori
- Ruh Sağlığı
Sen neymişsin be abi?

Türkiye’nin ve Akşam gazetesinin yetiştirdiği değerli, önemli, usta kalemlerinden biri olan yazar Engin Ardıç; bakın ne demiş biz blog yazarları için. Örnek alınacak, hayranlık uyandıracak o keskin kalemi ve müthiş tarz-ı üslubuyla. O kadar hayran kaldım ki üslubuna; adına bir yazı atfedilecek kadar değerli bulduğu, önemsediği siz blog yazarları ile de tanıştırmak, kaynaştırmak istedim bu usta kalemi. Hayranlarını çoğaltmak ve kendisine yeni, yepyeni bir okur kitlesi kazandırmak için. Umuyorum ki siz de çok beğeneceksiniz. Öncelikle yazısının blog yazarları ile ilgili bölümünü aktarmak istiyorum bu konuda söyleyecek sözleriniz olabileceğini düşünerek.
Internet çıkalı, mertlik bo... zulmadı da, bozulmasına çeyrek var. Yok, haber sitelerinin birbirlerinden ve basından haber araklayıp dayamalarını kastetmiyorum. Çoğu, “kes yapıştır” yöntemini gizlemeye bile gerek görmüyor ama şimdi şimdi bu sitelerin kendi yazarları, farklı stilleri, ayrı ayrı dünya görüşleri oluşmaya başladı. Bu bir gelişmedir.
Yorum olduğunu sandığı abuklamalar gönderen “okur kitlesinden” sözediyorum. Azıcık içi dolu olana “blog” diyorlar.
Yirmi birinci yüzyılda, Andy Warhol’un ünlü öngörüsüyle herkesin on beş dakikalığına ünlü olması gibi, hemen herkes de sanal ortamlarda yazar kesildi.
Fakat ruh hastalarına da gün doğdu.
Çöp tenekesine cüruf boşaltır gibi, ruhlarının pisliklerini Internet’e döktüler.
Sanal ortamda birşeyler çiziktirip göndermek son derece kolay, doğru dürüst “imla” bilmek bile gerekmiyor. Ciddi siteler böyle bir koşul arasalar ve yanlış yazılmış bu tür metinleri yayınlamasalar, “tıklama” sayıları nasıl küt diye gider başaşağı...
Psikopatlara sağlanan ikinci kolaylık, “anonim yazabilme” olanağı. Yani gizlilik. Gözüne bir “rümuz” kestiren, sallıyor abuklamasını...
Sayın Ardıç’ın bazı tespitlerine katılmakla birlikte sözünü ettiği o ruh hastası psikopat yazarlar kavramı büyük gazetelerin köşelerinde kabul görmüş bazı yazarlar içinde söz konusu olabilir mi acaba diye sormaktan da kendimi alamıyorum doğrusu. Veya bu günlere kadar gelmemizin tek müsebbibi sözünü ettiği imla kurallarını hiçe sayan biz blog yazarları mıyız acaba? Sonuçta toplum olarak cinnet mi geçiriyoruz soruları ortalığı kasıp kavururken, ruh sağlımızın çok da iyi olduğunu iddia etme olasılığımız yok herhalde. Demek istediğim Engin Ardıç’ta ruh sağlığı bozulan gurup içinde yer alabilir pekala. Yoksa bizim bilmediğimiz kalın, çelik duvarlar mı örmüş, ablukaya mı almıştır ruh sağlığının etrafında bilinmez ama malum gazeteciliği gazetecilik gibi yapan usta kalemleri bir bir kaybettik, kaybetmeye de devam ediyoruz. Bize yutturulmaya çalışılan bazı yazar kadrosunu da okumak istemiyoruz. Bir nevi biz de duvar örüyoruz kendi ruh sağlığımızın etrafında. Kendi kendimize yazarcılık oynuyor mutlu oluyoruz işte. İstiyoruz ki bu mutluluğu çok görmesin usta kalemlerimiz bize. Hatta imla kuralları bozuk olanları yanlarına alıp yetiştirtirsinler istiyoruz.
Bakın sözünü ettiğimiz bu ruh sağlığı konusunda şair Yasemin Pulat ne diyor mesela. “Deli olduğumu söylüyorsunuz. Az bile diyorsunuz. Delirmediğim kadar suçluyum!” Ne dersiniz? Haklı değil mi Yasemin Pulat sizce de! Çevremizde olan biten onca şeyi izleyip de etkilenmemek, delirmemek mümkün mü hatta. Kim bilir belki de o adına satılık denen bazı köşe yazarlarının da payı vardır bu günlere gelmemizde. Son olarak sanki biraz da kaygı sezinledim sözünü ettiği o çok tıklanma konusunda Sayın Engin Ardıç'ta. Ne dersiniz? Dedim ya sizlerinde bu konuda söyleyecekleri vardır mutlaka.
Yazının tamamını 11.12.2007 tarihli akşam gazetesinin Engin Ardıç’a ait köşesinde “Ben neymişim be abi” imzasıyla okuyabilirsiniz. Afiyet ola.