Sendeleme ustası / Aşk - Evlilik / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ocak '22

 
Kategori
Aşk - Evlilik
 

Sendeleme ustası

“EVİN kapısı, son vuruşunu yapan çaresiz kalp gibi kapandı. Sonunda o boyu devrilesi veda, bir selam daha çakmıştı bana. Pencereden baktığımda, sevdiğim adamın “siyah otomobil”i, patlak egzozunun haykırışlarıyla sarı tozların arasında görünmez olmak üzereydi. Gerçek açıklamanın sözle değil davranışla yapılması gerektiğini unutup aşkı bir türlü hareket ettirememiştik. Uçuk aklımla sahile çıktım, tokyolarım ayrı ellerimde. Birbirlerine çarparak kendimi onlara alkışlattım. Bilirsiniz! Bazen rüzgâr sert davranır da denize; deniz incinir hani. Sonra lacivert bir anında yaşlanıverir, çünkü bembeyaz dalgalar onun çileli saçlarıdır artık. Ve rüzgâr bu kez pişman olarak döner ve onun dalgalar üzerindeki köpük köpük ağaran saçlarını, tuzlu nefesiyle tarar. Sonra esintilerini alıp uzaklaşıp gider. İşte o deniz bendim, yeniden dönmesini beklediği rüzgâr da sevgilim! Şimdi sıkıntılarım sona erip huzura mı ulaşmıştım ki? Yoksa özlem artıran sorular, iç kemirmeler bu kez de tipi gibi bastıracak mıydı. Duygularımı yokladım; çok mu abartı eklemiştim onlara? Biraz eksiltince bu kez duygusuzluk mu taşmıştı derinlerimden? Tanrım, bilmiyordum. Parmaklarımın iç yüzleriyle suratımı yokladım. Kırışmış mıydı ne!”

“GÜN BATIMI VE AŞK!”

“BAŞIMI dikleştirip gözlerimi, terkedilmiş denizde, dalgaların kaprisli izler bıraktığı sahilde, akşamı bize yollayan koca dağda; hatta kent kent sürten serseri bulutların üzerine bırakarak gezdirdim. Ne yaptıysam, akıp giden ruhumu ona buna çarparak paçavraya çeviren “zaman”ı bir şekilde bile göremedim. Her türlü hamleyi o yapıyordu bu oyunda ve ben rakibimi tanımıyordum. Aşağılarda balıkçı sandalları, dertler denizindeki incinmiş duygularım gibi yanıp sönüyordu. Sonra batıp çıkan ufku yakaladım. Bir kez daha yudumlayarak seyrettim gün batımını ve aşkla kıyaslanmasının yanlış olduğunu anladım. Gün karardıkça gölgeler de korku korku yaklaşmaya başladı. Bazı insanlar, sessizliğin gizli bir kabalığı simgelediğini savunur. Bence de. Cıvıldaşan bir insan; ne de şirindir! Küçük kuşları küçümsemeli mi; yoksa bu büyük yönlerini mi büyütmeliyiz. Çok konuştuğumda yitik sevgili, bana “geveze” derdi. De ondan saçmaladım şimdi bunları. Ne bileyim ben! Sabrımın bitmek üzere olduğunu anlayıp hemen avuçlarımı parmak aralarıma kadar kumla doldurdum. Bu iyi gelmişti işte. Batan güneşin mirası; sıcaktı. Aynı onun elleri gibi. Kucağıma düş doldurdum tıka basa. Sonra çenemi dizlerime yaslayıp kollarımı iki büklüm bacaklarımın çevresine doladım.”

“SENSİZ DE YAŞAYABİLİRİM AMA!”

“SONzamanlarda tartışırken yanımızda sanal bir üçüncü kişi beliriveriyordu. Onu şahın üzerine sürülen tehdit piyonu gibi kullanıp birbirimizi huzursuz ediyorduk. Mutluluğu fethetmeyi beceremeyince! Artık umurumda bile olmayan uzun sarı saçlarım rüzgârda yüzümü kırbaçlarken, kızgın kanımın damarlarımı dağladığını hissediyor, bir yandan da göz kenarlarımda biriken tuzları parmak uçlarımla temizlemeye çabalıyordum. Bu bir işe yaramazdı çünkü ağladıkça gözyaşlarım birikecek, rüzgâr estikçe de onları kurutacaktı. Ben dünyadan yaşamın tam ortasına fırlatılıp atılan bir uyumsuzdum. Sonra yitik sevgilimi hayalime yansıtarak dedim ki: “ - Belki sensiz yaşayabilirim ama yine de seninle birlikte olmayı yeğlerim.” Bilmem bilir misiniz; herkesin bir boşluğu, bir sonsuzluğu vardır. İsterseniz “uçurum” da diyebilirsiniz. Yürümeye başlayınca ona doğru; ne kadar geri dönülebilir acaba! Orada kavuşulabilir mi eski sevgiliye acaba! Orada da bir dünya var mıdır? Acaba acaba? Bunların tümü aldatıcı mıdır yaşam gibi; acaba? Sonra yığıldığım kumların üzerinden kendimi kaldırdım. Dengesiz yürüyerek, sağa sola yalpalayarak. Ne yapacaktım bu konuda bir düşüncem yoktu ama bildiğim bir şey vardı: “Ben bir sendeleme ustasıydım.” Bir sonraki koyda, dalgaların üzerinde yüzen “siyah otomobil” den habersiz!”

Levent ÜSKÜDARLI

 
Toplam blog
: 86
: 39
Kayıt tarihi
: 09.12.08
 
 

1951 / İstanbul. Öğretmen bir ailenin tek çocuğu. Sade bir düzen içinde soluk alıp veren o "eski ..