- Kategori
- İlişkiler
Seni yazdım sanma

Seni öylesine düşledim ki yitirdin gerçekliğini.
Ağzı öpmenin daha zamanı değil midir?
Seni öylesine düşledim ki senin gölgeni kucaklaya kucaklaya,
göğsümün üstünde kavuşmaya alışmış olan kollarım
belki de senin belini saramayacak.
Beni günler boyu ve yıllar boyu yöneten ve kendine çeken gerçek
görüntün karşısında bir gölge gibi kalacağım kuşkusuz.
Ey duygusal dengeler.
Seni öylesine düşledim ki zaman yok artık uyanmama hiç kuşkusuz.
Ayakta uyuyorum, yaşamın ve aşkın bütün görünümlerine
sunulmuş beden ve sana, benim için bugün tek önemli şey olan sana,
senin alnına ve dudaklarına belik de hiç dokunamam, ilk
gördüğüm birinin dudaklarına ve alnına dokunduğum kadar.
Seni öylesine düşledim, görüntünle öylesine yürüdüm, konuştum,
yattım ki görüntün bile silindi gözlerimin önünden ve yine de yaşamının
güneş saati üstünde ağır ağır gezinen ve gezinecek olan gölgeden
yüz kat daha gölge ve hayaletler arasında hayalet olmaktan başka
bir şey kalmıyor bana yine de.
Robert DESNOS
Ne zamandır unuttuğum ama çokca sevdiğim bir ozanı konuk etti geceme ta Manavgat tan canım arkadaşım Aynur. Bir başka blog yazarını tanıttı bana Doğan Durgun ve onun bir yazısında bu eski dostumla karşılaştım. Aman dedim bu adamı okuyan var mı hala...
Ne gariptir oysa gerçek üstücü yazan ve bir o kadar romantik şaiir olabilen.Desnos bunlardan biridir. Desnos'la ilk karşılaşmam nasıldı hatırlamıyorum ama şunu biliyorum ve balık hafızası beynime yer etmiş iki dize vardı aradım devamını...
"Ey duygusal dengeler.
Seni öylesine düşledim ki zaman yok artık uyanmama hiç kuşkusuz."
Ne çok atladığımı ve ne çok pas geçtiğimi gördüm gene. Geçen gün bir blog yazarına çattım. Mizah hakkında ahkam keserek, bir yerde mizah değil duygusuz yaklaşımıydı aslında öfkemin hedefi, ne çok fazlaydı ve ne çok harcanır hayatlar ve bu hayatlar üzerine gülmece yaratıyor olmasıydı aslında. Sana ne, ben kim oluyordum aslında. Ama, ilişkisizliklerin ve temel değerlere bağlılığımın isyanı idi belki.
Ama bana neydi ki...
Bu gün Artvinden bir misafir edindim dünyama, gören göz, düşünen beyin olduğu hissiyle, Desnos belki ortak noktaydı bulduğum. Onun o romantik hazzı benim de dahil olduğum o melankoliye çağıran. Algıda seçicilik aslında bu. Dalgasını geçerken duyguların "yapamıyorumların" o iğdiş edilmiş kısırlığı. Yapamıyorlarımın bedelini, hayasız kahkahalarla ve genel göçer popüler "mizahla" açıklanabilir karşılığını buldum aslında. Ne garip öfkem belki de buydu. Buydu öfkem gene duyguların o garip aşağlanmış olduğu durumdu. Peki öyle miydi, hükmü verenin hüküm verme yeteri ile tartıştığında.
Değildi oysa...
Beni günler boyu ve yıllar boyu yöneten ve kendine çeken gerçek
görüntün karşısında bir gölge gibi kalacağım kuşkusuz
Bu ikinci dize ile ise bu yazıyı yazmaya kalktım. Haklıydı şair görünenin ötesindeydi oysa, karşımdakini suçlarken ki yanlışımın kaynağı.
"Hüküm, sen ne bilirsinkiydi..."
Oysa her bilenin karşısındaydı mutlak başka bir bilen. Gene unuttum, oysa beni tanıdığınmıydı gerçek, peki benim yönümden baktığındaki gerçek ne idi tanımaya dair. Yön olmalıydı ve ben bunu bilmek durumunda olandım algının yönü... Ahkamdı ve saçmaydı, özürü ve affı yok. Ha unutmadan duygular gerçeklikle bir türlü anlatılamazlar, bu idi aslında. Oysa bir başka gerçek daha vardı atlanan
Seni öylesine düşledim ki senin gölgeni kucaklaya kucaklaya,
göğsümün üstünde kavuşmaya alışmış olan kollarım
belki de senin belini saramayacak.
bir tartışmanın bana lavbulilik değil laubalilik olduğunu öğretmesi bir yana harflerin hatası yerine içeriğin doğruluğuna bakmaya yönelmek çok keyifliydi...
bence okunmalı...
http://www.milliyetblog.com/Blogger.aspx?UyeNo=947040