- Kategori
- Kültür - Sanat
Senin yokluğuna alışamadık
Her çocuk şiir yazmaya heves eder. Hele bizim gibi, şiir toplumu olan, ağıt toplumu olan duygusal bir toplumda şiir yazmaya heves eden çok insan var. ... Şiir yazmaya heves etmişim. Çocukken resim de yapmaya heves ettim ama ressam olmadım. Sesim de güzel değil, türkü söylemeye falan utanırım hep. Ben şiire heves ettim...
Cahit Külebi, 9 Ocak 1995, Ankara.
SENİN YOKLUĞUNA ALIŞAMADIK...
Bilge Bir Ozanla Selamlaşmak
Fuat OVAT
20 Aralık 1994, Cahit Külebi’nin evindeyiz. Sıcacık bir söyleşi, oysa daha ilk karşılaşmamız. Külebi yıllarca 20 Aralık sanmış doğum gününü. Bizim bu çalışmayla ilgili hazırlıkları yaparken baktığımız, Şükran Kurdakul’un hazırladığı Şairler ve Yazarlar Sözlüğüne göre de (İnkılâp Kitabevi, 5. Basım, İstanbul, 1989.)
Külebi’nin doğum günü 20 Aralık 1917. Müjgan Cumbul, Milli Kütüphane Genel Müdürü olduğu dönemde Külebi’yle konuşmuş, kayıtlara bakmış, hesaplar yapmış. Senin doğum günün 20 Aralık değil, 9 Ocak demiş...
Külebi durumdan hoşnut, gülüyor burada; “Böylece bir yaş daha gençleştim.” diyor... Külebi zamanı iyi kullanan, zamanın değerini bilen biri... “Saati önüme koyayım da ölçüyü kaçırmayayım.” diyor, görüşmeye başlarken...
Oysa Külebi’nin, Külebi gibi birinin zamanı kaçırması mümkün değil. Onun ve onun gibilerin hayatına egemen olan ölçü, karşısındakine, başkalarının haklarına saygı ve sürekli dikkatli olmak...
Bu inceliği onların kuşağının hayatlarının her alanında görürüz... Cahit Külebi’nin, bilge tavırlı bu ozanın söyleşisi bal tadında...
“Annem babam Erzurumlu. Babam orta halli, yani pek zengin olmayan bir aileden geliyor... Annem bir köy ağasının kızı. Annem okuma yazma bilmiyor... Babam yaşama bucak müdürü olarak başlamış... Savaş yılları, kağnılarla uzun bir yolculuk...” Çetin bir yolculuktan sonra, Tokat/Zile, Çeltek köyüne gelmişler. Cahit Külebi henüz ortada yok. “Ben o sırada annemin karnındaymışım... Annem de o kış kıyamette, tifo veya tifüs bir hastalığa yakalanmış, bütün saçları dökülmüş falan. Allah’tan beni dünyaya getirmiş...
Babam, orada Şeyh Mahmut’un türbesi var. Buraları, delileri akıllansın diye, gider dolandırırlar etrafında... Babam orada rakı içip eğlence yapıyor. Belki kadın da oynatıyor. Gelmiş müjde vermişler, ‘Bir oğlun oldu’. Babamın ilk erkek evladıyım. Babam, o sıralarda çok ünlü bir gazeteci olan Hüseyin Cahit’in adını ve rakı içtiği türbedeki evliyanın adını bana vermiş, koymuş adımı Mahmut Cahit.
... Ben Zile’nin çok gizemli havasını tattım. Zile’nin o üzüm kokan, şıra kokan, pekmez kokan havasını soludum... Zile’nin bir höyük gibi çok alçak ve yayvan, her gece bir eşek kaybolup tellal bağırtılan kalesinin büyüsü içinde yaşadım...”
Zile’den sonra, Çamlıbel kasabasına, oradan da Niksar’a gider aile. Sonra, Bursa. Bursa Lisesi, ardından Sivas Lisesi. 1936’da mezun olur Cahit Külebi. Edebiyat Fakültesindeki öğreniminden sonra, Trakya’da, 1940-43 arasında, 2, 5 yıl süvari olarak askerlik yapar. Antalya’da, Konservatuarda, Gazi Lisesinde öğretmenlik görevlerinden sonra, Bakanlık müfettişi olur.
Her zaman, her yerde şiirle iç içedir Külebi. Sürekli şiir yazar ve okur. Daha gençlik yıllarında şair olarak tanınır. “Çok genç yaşta ünlenen bir şairim. Yani 18-19 yaşında...
Şu anda da Türkiye düzeyinde benim şiirlerimi çok seven insanlar var...” ... Külebi, biz seni ve şiirini çok sevdik... Sağ ol, şiirlerini bize bıraktın, onlarla avunuyoruz. Ama senin yokluğuna alışamadık...
“Ben güzel şiir okuyamam.” desen de, şiirlerin güzel, şiir okuman güzel..
“Hikâye”yi senin kadar güzel okuyana rastlamadım ben... “Senin dudakların pembe/ Ellerin beyaz, / Al tut ellerimi bebek/ Tut biraz!” dizeleriyle başlayan Hikâye adlı şiiri 1944 yılında yazdın. O günden bugüne yıllar geçti. Ama bu şiirin bir tek sözcüğü bile eskimedi...
“Benim doğduğum köyleri/ Akşamları eşkıyalar basardı, / Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem/ Konuş biraz!” Bu dizelerle bitiyor şiirin. Sanki bitmiyor, sürüyor alttan alta. Çok şey söylüyor bu dizeler. Biz de yalnızlığı sevmiyoruz, senin gibi. Konuşmayı, şiiri, sevmeyi senden öğrendik çoğumuz... Senin yokluğuna alışamadık...