Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ocak '11

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
733
 

Sevgi

Sevgi
 

“Hayat sevgidir ve sevgi hayattır.”


''Gidilecek Tek Yoldur.'' 

“Hayat sevgidir ve sevgi hayattır.” 

“Aşk sevginin sonsuz yolculuğuna giriş noktasıdır.” 

Sevgidir hayatımız, sevgidendir her eylemimiz. Sevgidir her An’da sessizce sorguladığımız. “Ne kadar seviliyorumun” hesabını yaparız. Ne kadar sevilirsek sevilelim az gelir sevgiler. 

Hiç düşündük mü acaba? Bizler bu kadar sevilmeyi isterken, sevilmeyi istediğimiz kişileri ne kadar seviyoruz, nasıl seviyoruz? 

Gerçek anlamda bir varlığı sevebildik mi? 

Gerçek anlamda sevilmemize izin verebildik mi? 

Sevmek ve Sevilmek. 

İki eylemmiş gibi gözükmesine rağmen Tek bir Eylemdir. Ve Bütündür. 

Sevmek ve sevilmek Birliktedir. 

Hatta maksat sevmektir. 

Çünkü siz bilmektesinizdir sevdiğinizi. 

Sizin bilmeniz önemlidir sevdiğinizi. 

Siz severken hissetmektesiniz “sevgiyi”. 

Sevilmek ise sevmenin peşi sıra gelendir. 

Sevmenin sizin tarafınızdan gerçekleştirilmesi ile ortaya çıkar sevilmek. 

Siz basitçe bilirsiniz; siz sevdiğinizde sevilmektesinizdir. 

Sevgi; sevmek ve sevilmektir. 

Neden dünya sevgi üzerine dönerken, hepimiz bu kadar sevgiden ve birbirimizden tüm insanlık olarak ayrı düştük? 

İnsanoğlu sevgiden nerde ve neden ayrı düştü? 

Dünya bir aynadır bakıp da görmesini bilenler için. 

İnsanoğlu dünyaya bakıyor ama artık hiçbir şey göremiyor. Yoksulluk, sefillik, acı, keder, zulüm, nefret, hırs, öfke, düşmanlık, savaştan başka hiçbir şey göremiyor. 

Neden? 

Bütün bu yaşanan trajedinin ardında tek bir neden var. 

Sevgisizlik. 

İnsanın sevgiden ve sevmekten; dolayısıyla insan kardeşlerinden ayrılmış olması ( kendini ayrı ve kopuk sanması ve yalnız hissetmesi) bütün bu yaşanan acıların nedenidir. 

Nerede sevgiden ayrılmaya başlarız? 

Bebekken her birimiz hayatımıza sevilebilir ve sevebilir olmanın güveniyle başlarız. Masumiyetimize daha dokunulmamıştır. 

Ama zaman içinde büyürken yaralanırız, inciniriz, red ediliriz, Gereğinde fiziksel ve duygusal şiddete maruz kalırız. Doğmatik düşüncelerle, anne babamızın toplumun beklentileriyle, şartlanmışlıkla, yasaklarla ödül ve cezayla büyütülürüz. Otuzlu yaşlarımızda hayatımızın geri kalanı boyunca sırtımızda içimizin derinliklerinde taşıyacağımız bir sürü yarayla ve kalıpla donanmışızdır. İlk masumiyetimizden geriye hiçbir şey kalmamıştır. 

Hayat yolumuz boyunca her incindiğimizde ve yaralandığımızda etrafımıza kalın duvarlar ördük. İncinen ve yaralanan taraflarımızı bu duvarların arkasına sakladık. Sevilmeyen parçalarımızı kötü, sevilebilir taraflarımızı iyi diye adlandırdık. 

İçimizdeki tek bütünü ikiye böldük. İçimizde iyi yönlerimiz ve kötü yönlerimiz vardı. Ve içimizde ki iyi yönlerimizi abartılı bir şekilde çevreye sunarken, kötü taraflarımızı sadece kendimize sakladık. O kadar karanlık yerlere ve duvarların arkasına sakladık ki bu yönlerimizi sonunda biz bile zaman zaman kendimizi neden bu kadar kötü ve depresif hissettiğimizi unuttuk. 

Çünkü içimizde bölünemez “kendimizi” ikiye bölmüştük. İyi taraflarımız kötü taraflarımız. Sevilebilir kendimiz, sevilemez kendimiz. 

Bütün bu duvarları kötü taraflarımızı saklamak için örerken, bir de bu duvarın üzerine ambalajlar ve etiketler yapıştırırız; diplomalar, para, mal, mülk, ün, hayran kitlesi, sahte davranışlar, renkli imajlar, şaşalı kelimeler, duygudan yoksun jestler… v.s. aklımıza gelebilecek her türlü “şeyi” duvarın üzerine yapıştırırız. 

Ve sonrada insanların bu etiketleri sevmelerini isteriz. 

Ve işin komiği bir ömür boyu sürecek “, Gerçek Sevgiyi” ararız. 

Veya ölümsüz bir sevginin kahramanı olup sonsuz bir sevgiyle sevilmek isteriz. 

Ve Gerçek Sevgi-Aşk karşımıza gelip dikildiği zaman elimiz ayağımıza dolanır ve ne yapacağımızı bilemeyiz. Ya kaçarız; hayatımızın geri kalanında yine aramaya devam edip etiketlerimiz ve duvarlarımızla yaşarız. Veya Gerçek Sevgiye teslim oluruz. 

Kaçmak istememizin nedeni, gerçek Sevginin sessiz bir mesajının olmasıdır. Ve mesaj açıktır: 

“Sevgi ve Aşk bizde olan her bölümün içine akmak ister. Çünkü Sevgi Evrensel akıştır. “ 

Bizin içimize ördüğümüz duvarlara, etiketlere ve kendinizin kopyası olan maskaralıklarımıza bakmaz. Her şeyin içine ve dışına akar. Her şeyi görür ve arındırır. 

Gerçek Sevgi bir çok kişinin itiraf ettiğinden daha tehlikelidir. 

Çünkü Gerçekten Sevmek; bütün varlığınızı koşulsuzca açmanızı gerektirir. 

Çünkü Ruh, yani Sevgi…. iyi kötü ( bizlerin tanımlamaları olsa bile) sevilebilir veya sevilemez, her şeyi sevmek ister. Ve sevgiye izin verirseniz ve gerçekten cesur olabilirseniz Yaşamın gerçek manasına ve tadına varabilirsiniz. 

Mevlana’nın söylediği gibi; “sevgi önce insan olmanın dudaklarını tattığında, şarkı söylemeye başlar.” 

Ve siz işte o zaman, yaşam şarkısını söylemeye başlarsınız. 

Ve siz sevgiyle dolarsınız. 

Bütün incinmişlikleriniz, yaralarınız ve kendinizi diğerlerinden ayırmışlığınız şifalanır. 

Sevgi Şifadır. Sevgi Güçtür. Sevgi değişimin sihridir. 

Ve sevgi nedensiz nedendir. 

Sevginin bir nedeni yoktur. Gündemi yoktur. Düşünceye duyguya ve maddi şeylere bağımlı değildir. Evrenin nedeni yoktur. Yaşamında nedeni yoktur. Sadece basitçe vardırlar ve akarlar. Olurlar. Sevgi gibi. 

Sevgi dağda açan bir çiçek gibidir. Hiç kimse o çiçeği koklamasa, muhteşem renklerinin farkına varamasa da, ÇİÇEK AÇAR. Sevgi bir Haldir. 

Sevgi Ruhun Duruşudur. 

Sevgiyi Tüm ruhunuzda hissettiğinizde sadece seversiniz. Ve sevgi olursunuz. 

Doğal olan sevgidir. Sevmektir. 

Çünkü sevgi Hayattır. Evrenleri, dünyayı ve bedenlerimizi bir arada tutan güç İlahi Sevgidir. 

Sevgi dünyaya bağışlanmış 5. Elementtir. Ateş-Su-Toprk-Hava dan oluşan dünyamızı bir arada tutan çekim gücü sevgidir. 

Doğal olmayan sevgiden sapmamızdır. 

Binlerce yıldır yeryüzünde süregelen şiddetin, acımasızlığın, sefilliğin ve savaşların nedeni sevgiden ayrılmamızdır. Kendimizi içimizde sevilebilir ve sevilemez olarak ikiye bölüyoruz. İçimizde olanı dışımızda da yaşamaktan başka çaremiz yok. 

Çünkü dış realitemiz, ruhumuzun aynasıdır. 

Başkalarını yargılarken, aslında yargıladığımız kendimizdir. Nefret ettiğimiz kişi yine bizizdir. 

İNSAN ANCAK KENDİNDE OLANI GÖREBİLİR. 

21 yy başlangıcında insanlığa ve insan bilincine ruhuna ne oldu diye yakınıyorsak ve geleceğimizden korkuyorsak ve dünyada gidilecek bir yer bulamıyorsak, önce kendi içimize bakalım derim. 

Kendimizi iyisi ve kötüsü ile dürüstçe ve samimi bir şekilde içimizde görebilirsek, dünyanın neden bu hale geldiğini anlayabiliriz. İçimizde ne kadar öfkeliyiz, korkularımız neler, kalıplarımız neler, nefretlerimiz ne kadar büyük? Ne kadar koşulsuzca seviyor ve seviliyoruz? 

Unutmayın diğer insanlar içinde, siz dünyanın geri kalanısınız. Hepimizin sonu aynı son, hepimizin geleceği aynı gelecek. Sonuçta dünyada tek bir insanlık yaşıyor. Ve hepimizin acıları kederleri sevinçleri aynı. Ne kadar çok birbirimize benziyoruz. Ve ne kadar çok birbirimize ayrı düşmüşüz. 

Kendi içimizi görebildiğimiz zaman ve kendimizle ilgili her yönümüzü sevgiyle bağışlayabildiğimiz ve kucakladığımız zaman, diğer insanları ve dünyayı da kucaklayabileceğiz. Sevebileceğiz. 

Ve bundan sonra dünyada BARIŞ ve Huzur bulabileceğiz. 

“İnsan, Tanrı’nın sırrının sırrıdır. 

İnsan İlahi Güzelliğin aynasıdır.” Mevlana 

Ben de kendimce derim ki 

“Aşk - Sevgi ise aynaya bakış ve Sırrı görüştür.” 

“Ve insan hayattır. Ve hayat sevgidir.” 

“Ve Sevgi gidilecek tek yoldur.” 

 

Nilgün Nart 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 39
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 624
Kayıt tarihi
: 13.12.10
 
 

Öncelikle Dünya gezegeninde yaşayan bir insan olarak ve toplum içinde yazar- sanatçı  kimliğimden..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster