​ Sevgiliniz yalan söylerse... / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Şubat '15

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Sevgiliniz yalan söylerse...

İkili ilişkilerin en kırılgan noktası nedir diye sorsanız sevgililere, eşlere muhtemelen alacağınız yanıt aldatılmak ve yalan ile kandırılmak olur.

Aldatılmanın en can alan yanı ise yalan söylenerek kandırılmış olmaktır ki aldatılanın asıl kabusu budur!

Mutlaka bir değişiklik farketmiştir, mutlaka sormuştur... Aldığı yanıtlara inanmıştır... Ya da inanmayı tercih etmiştir...

Sonra ortaya çıkar bir şekilde; işte insanın canı en çok buna yanar!

“Salak yerine koydu beni!”...

Sevgilinin, eşin yalanını yakalamak da böyledir: Aldatılmak!

İnanan kişi açısından bakarsak: Salak yerine konulmak!...

******

Yalanın yada aldatmanın durumuna göre çeşitli mazeretleri olur karşı tarafın; bu mazeretleri sıralarken affedilmelerini sağlayacak halleri de bulunur ki eğer yalan söyleyen erkekse daha çok baskın duruma geçer ve Allah seni inandırsın derken yumruğunu ya masaya ya da duvara patlatır ki bu da karşı tarafa “Bak ne kadar haksızlığa uğradım” mesajı verir...

Ya da başını öne eğer adam, sen ittin beni der fısıldayarak... Hani geçenlerde istememiştin ya beni, gururum incindi falan gibi ıslak kedi ayaklarına yatarken bir yandan da karşı tarafı alt perdeden suçlamaya devam eder...

Kadın kısmısının yalan ve aldatmaları daha çok aldığı bluzun, çizmenin fiyatını düşük söylemek, iki ayakkabı aldıysa birini göstermek, evin geçim parasından tırtıklayıp da altın gününe girmek; ya da maaşını eşine daha az söyleyip 50 dolar, 30 Euro falan alıp, bir köşeye koymasıdır.

******

İkili ilişkilerin en öne çıkanı aşk, çekim falandır da en zararlısı da yalandır!

Kadını-erkeği farketmez; basit bir yalan da olsa altında neler aranır, neler!

Hoş, ilişkiyi devam ettirmek istedikten sonra yalanlanan yalanlara da inanırsın, inanmak istersin zira...

Taa ki hakikaten kandırıldığının ayırdına varana kadar!

Bir de ilk yalanda ilişkiyi bıçak gibi kesenler vardır; “Bir daha asla güvenemeyeceğim kişi ile ile birlikte olamam!” diye...

Aslında çoğumuzun yapamadığını yaparlar: Zira şu bir gerçektir ki bir kez yalanını yakaladığın kişi seni inandırsa dahi için inanmaz!

Hep bir teyakkuz durumu hasıl olur ki insanda en kıskanç adam/kadın gibi peşinde dolanır, her dediğinin, her yaptığının altında başka şeyler ararsın.

Güven duygusu zedelenen her ilişki gibi bu ilişki de biter an gelir; kandırılmışlıkların daha çok canını acıtır, zira o zaman süresince daha çok kez kandırılmışsındır!

Daha çok emek harcamışsındır; en azından kendinle fazlasıyla cebeleşmişsindir: Ya doğru söylüyorsa... Ya yok yere günahına giriyorsam? Allahım ben kafayı mı yedim ne? Ve hatta “Yanılıyor olayım yarabbim” diye dua etmişliğiniz de vardır...

******

Peki, desteklediğiniz partinin yalanını yakalarsanız nasıl düşünür ve hissedersiniz?

Ya da aldatmasını?

Bir sevgilinin, eşin aldatması kadar sarsmaz muhtemelen ancak güven duyduğunuz bir partinin bu tarz yaklaşımları canınızı nereye kadar sıkar?

“Yok canım, iftiradır o” diye olaya bakanlar “eşin seni aldatıyor” diyen kişiye karşı da “Yok canım, iftiradır o!” diyebiliyorsa, alnından öperim!

“Eşin seni aldatıyor” denildiğinde “Yok canım” diyemeyip de “Partin seni aldatıyor” dendiğinde “Yok canım!...” diyenler: Koynunda yatırdığın kadına/adama güvenmiyorsun da hiç yüz yüze gelmediğin partiye mi güveniyorsun diye sorarlar insana!

Politik kandırmacalara girmiyorum; yetmiş adam vardı ya, hani deri ceketli falan... Türbanlı bacımızın üzerine işemişlerdi, filan!

Külliyen yalan!

Yalan olduğu ortaya çıkalı ne vakit oldu, iktidar partisinin dilinden düşmedi arkadaş!

Sümeyye’ye suikast düzenlenmişmiş, İngilizce kıtlığı olmasa da senaryo olduğunu biliyorduk da, İngilizce eksik olmasın, pat diye ortaya koydu çakma belge olduğunu!

(Date tarih demektir ancak senaristler İngilizce kıtlığı çektiğinden dolayı “History” olarak kullanmışlar; history de tarih demektir ama “Türk Tarihi”, İngiliz Tarihi, Osmanlı tarihi gibi... Bilmeyene anlatmak zordur ama umarım anlatabilmişimdir!)

Şey, ayıptır söylemesi, İngilizcede büyük harf olarak “İ” yoktur, o belgede bir de utanmadan “İ “ harfi vardı ki Osmanlıca öğretilsin diye diretenlerin danışmanları en azından birazcık İngilizce iyiydi diyesi geliyor insanın!

Hoş, iyi ki bilmiyorlar da belgelerin sahteliği böylece açığa çıkıyor!

Yine de günlerce işlenecek bu konu dağ/köy/obalara dolacak, taşacak!

Gariplerim gerçek olduğunu sanacak!

Ne verilirse onlara, onlarla beslenecek; ellerinin altında bilgisayar mı var ki gerçeği öğrenecek?

Gerçeği öğrenmesi için az-buçuk İngilizce bilgisi de gerekmiyor mu? (İnanmak adına...)

Gerçeği öğrense de konduracak mı bakalım?

Buna karşın ısrarla usanmadan, utanmadan miting alanlarında malzeme olarak kullanan çok yüksek düzeyde bir yetkili var; koşulsuz inananlar var!

(Koşulsuz inananlar eşlerine dair en ufak bir söylemde ortalığı ayağa kaldırılar; ya eşlerini öldürürler ya da söyleyenleri!)

Bak, ama parti başka bir şey!

Bunu diyenler için ne demeli, valla bilemiyorum?

“Cihad” belki de en basit ve kapsamlı anlatım olabilir!

******

Ama yaa... Tamam, “Demokrasi bir trendir, hedeflenen istasyona gelindiğinde inilir” denildi, “Cumhurbaşkanını halk seçsin” denildi, üstünden altı ay geçti arkadaş, “Cumhurbaşkanlığı yetmiyor Başkan olacam” diye tutturdu; başkanlığa methiyeler düzülmeye başlandı ki satır aralarından fırlayarak manşetlere taşınan haliyle “Bize uygun özel bir başkanlık sistemi şekli” gündeme geldi...

Aynı zamanda da “Cumhurbaşkanı” statüsünde olan bir insan bir parti için oy toplamaya çıktı ki hiç de yabancısı değiliz: Başbakanken de aynı şeyi yapmıştı!

******

Hem başbakan, hem de cumhurbaşkanı olurken edilen yeminler vardır; “Yemin” olayından geçtim, “Verilen sözler” vardır;verilen sözlerden de geçtim; anayasal hukuk vardır! Anayasal hukuk o yeminin, o sözlerin takipçisi olmalıdır ki asal görevi budur!

Hiç birini yerine getirmeyen insana halk arasında “yalancı” derler, “kandırıkçı” derler, “aldatan” derler...

Ya toplum yargılar, ya Anayasa; bir kötü söz ile karısını-kızını namus uğruna doğrayanlar partileri söz konusu olduğunda “Yok canım, daha neler!” dediği sürece bu devran da böyle devam eder...

Eder de... Nereye kadar

Sevdiğinin yalanına bir göz yumar, iki, olmadı üç!

Sevdiğinin kendisini kandırdığına inandığı an gözü hiçbir şey görmez!

Yalnızca “Salak yerine konulduğu anlardır” aklında kalan ve en çok da o can acıtır!

“Seni sevdim diye salak değilim, sana inandığım için salağım!”

 

http//twitter.com/Gulgunkaraoglu

gulgun_2006@hotmail.com

 
Toplam blog
: 1269
: 1343
Kayıt tarihi
: 18.09.07
 
 

İzmir, 1963 doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce bölümü mezunuyum ve özel bir şirkette ..