- Kategori
- Deneme
Sevişmek

Sevişmek
Sevişmek
İki kişi yataktayken aslında orada dört kişi vardır. İki beden iki ruh. Ancak dördü de gerçekten uyum içinde olabildiği zaman o beraberliğin adı sevişmektir, demişti L. Durrel.
Giderek daha da mekanikleşen günümüz modern yaşamında, aşka, sevgiye, karşı cinse dönük arayışlarımızın, bir türlü doyuramadığımız ruhumuzdaki yalnızlığımızın derinlerdeki nedeni ne olabilir? Yitik ruhları, şehvetli bedenlerle doyurma çabası.
Her gün çevremizde tanık olduğumuz ilişki örgülerinin, iletişim biçimlerinin arkasında insan olmakla başlayan ve binlerce yıldır değişmeyen kavramlar olduğunu sezdiğim günden beri, daha farklı bir algı geliştirmeye çalışıyorum kendimce. Sevgilimizle, eşimizle, cinsel olarak birlikte olurken sevişiyor muyuz yoksa seks mi yapıyoruz? Eğer Durrel’in dediği gibi dörtlü uyum olmadan sevişmek mümkün değilse, sanırım çoğumuz sadece seks yapıyoruz. Neden? Çünkü kendimizi vermekten, ruhumuzun derinlerini görmekten, karşımızdakine anlamlar yüklemekten kısacası onu anlamaktan, benimsemekten ve sahiplenmekten korkuyoruz. Ve bu korku içten içe filizlenerek ruhumuzun üstünü örtüyor ve geriye sadece kendimize ait yaşam alanımızda değerlendirebileceğimiz bedensel hazlar kalıyor. Ve bu hazlarla o eksiklikleri kapamaya çalışınca da anlıyoruz ki aslında çok yalnızız. O kadar yalnızız ki görünüşte son derece ateşli bir sevişme sonrası sabah giyinip giden sevgilimize kapıdan çıkmadan seni bir daha ne zaman göreceğim diye sorma cesaretimiz bile yok. Çünkü güya özgür insanlarız ve tekrar ne zaman birbirimizi arzularsak yolumuzu aynı yatak odasında pekala kesiştirebiliriz. Bedenlerimizin sıvıları tekrar birbirine karışır ve unutur geçer gideriz tekrar o karşı konulmaz bedensel arzu belirene ya da yeni bir çekim alanına girene kadar. Paulo Coelho her şey aslında 11 dakikada olup bitiyor dediğinde sanırım bunu kastetmek istemişti kitabında o Brezilyalı fahişenin öyküsünü anlatırken. Gerçekte ise, bedenlerin o kısacık zamana sığan birleşmesinin yanında birbirini kabul etmiş ruhlar, bedenlerden önce sevişmeye başlamışsa, işte o zaman her dokunuş, her öpüş daha bir farklılaşıyor. Sevişmek de işte orda başlıyor. Beraber söylenen bir şarkı, gerekli olduğu için değil, içinden öyle geldiği için alınan bir demet kır çiçeği, belli etmeden doyasıya içine çektiğin kokusu ve o çoğaldıkça da büyüyen tutku, arzu. İşte böyle anlamdırabildiğin zaman, birlikteliğin, sevişmenin, kendini vermenin, almanın ne olduğunu anlamaya, o dipsiz korkularının bencilliklerinin üstesinden gelmeye, kendine ve karşındakine güvenmeye başlıyorsun. Kendini ve karşındakini tanımanın ve kendini anlatabilmenin yollarını öğrendiğin andan itibaren de doyasıya özgürce sevişmeye ve yaşamaya başlıyorsun. Yoksa sanıldığı gibi en ateşli sevişmeleri en yakışıklı erkekler en güzel kadınlarla yapmıyor. En ateşli sevişmeleri birbirlerini en iyi tanıyan ve aralarında uyum sağlayabilen insanlar yapıyor.
Farklı lezzetler, farklı bakışlar sunabilmek adına yazımı kısa bir şiirle sonlandırmaya karar verdim. Biraz da şiirlere ve şairlere olan ilgim de böyle bir format a karar kılmamda belirleyici oldu sanırım. Şairler hissedip de dillendiremediğimiz, anlatamadıklarımızın tercümanı olmuştur hep benim gözümde. Hatta İlhan Berk’in deyimiyle “Şair, dilin belini getirerek, döller çünkü dünyayı.””Umarım siz de beğenirsiniz üstadın şu dizelerini,
ÇOK UZUN BİR GÜNDÜ AŞKA DÖNÜYORDUM
Çok uzun bir gündü aşka dönüyordum
Çok uzun, yavrum, çok uzun seni sevmekten
İşte diyordum ilk öpüş işte masmavi yarığın
İşte yedisi sabahın ve ıslak ağzının
İşte eski bir otu kasıklarının ve karnının
İşte dilinin getirdikleri işte ormanlarım
İşte döşekte çırılçıplak upuzun uyanışın
İşte kayaya vuran eski gölgen eski sesin
İşte o ağzındaki esmer kuş o yaban ırmak
Kal öyle diyordum böyle anadan doğma iç içe
Kal öyle ilkin orandan öpeceğim diyordum
Aşk ki karadır tek heceli bir sözcüktür
İşte tam böyle, sevdalım, tam böyle diyordum...............İlhan BERK