- Kategori
- Tarih
Sezar ve Antonius
Jül Sezar ve Marcus Antonius
Geçenlerde Sezar filmini (Digitürk’de) bilmem kaçıncı defa izledim. Richard Burton ile Elizabeth Taylor oynuyordu. Her seyredişimde beni daha çok etkiliyor, sarsıyor. Gerçek olduğunu bilmesem, “bukadarı da fazla, hayal mahsulü” derdim. Sezar’ın hayatı da, Antonius’un hayatı da ders alınması gereken önemli hatalarla dolu.
Sezar, M.Ö. 100 ile M.Ö. 44 yılları arasında yaşamış. O zamalar henüz hiristiyanlık yok, çok tanrılı pagan dinleri var. Sezar da ve sonraları Mısır’da Antonius da kendilerini tanrı gibi veya yarı tanrı gibi görüyorlar. Nitekim Sezar suikasttan iki yıl sonra M.Ö. 42 yılında Senato tarafından resmen kutsanarak Roma tanrlarından biri ilan edilmiş.
Sezar, çok başarılı ve karizmatik bir asker ve devlet adamı. O günkü Roma’yı Roma yapan adam. Bu başarılarının karşılığı olarak imparator olmak istiyor. Yani Roma’nın tek ve mutlak hakimi. Yani ağzından çıkan her emir Senatonun onayına gerek kalmaksızın kanun gibi geçerli olacak. Senato kendisine ömür boyu diktatör ünvanı veriyor (dictator perpetuus). Bu unvan ve yetkiyle zaten senatörlerin üçte ikisini atama yetkisi var. Ama bununla yetinmiyor. Sonra kendisine Italya yarımadası hariç, imparatorluğun geri kalan kısmında mutlak hükümdar olma yetkisini teklif ediyorlar, yani Senatonun onayına gerek kalmadan her istediği kararı alabilecek. Bunu da beğenmiyor, kerhen kabul ediyor ama bu yetkinin verileceği gün de öldürülüyor.
Sezar’ın öldürülme sahnesi çok acıklı. Herhalde bu sahneyi izleyen herkes çok üzülüyor ve öldürenlere lanet ediyor. Ama soğukkanlı düşündüğümüzde acaba Sezar’ın öldürülmesi Roma için iyi mi olmuştur yoksa kötü mü olmuştur. Sezar şüphesiz büyük bir vatanseverdi, ama onu öldürenler de bu işi vatanseverlik adına yapmadılar mı; onlar da Roma uğruna kendilerini feda etmediler mi. Roma o gün için olabilecek en iyi demokrasi örneği idi. Sezar’ın talepleri bu demokrasiden geri gitmek anlamına gelmiyor muydu?
Sezar tarihteki pek çok benzeri gibi hırsının, ihtirasının, gururunun, kibirinin kurbanı oldu.
Gelelim Antonius’a. Sezar’dan sonra meydan iki kişiye kaldı. Biri Antonius, diğeri Octavianus. Antonius Roma’nın en başındaki iki kişiden biriyken kısa zamanda kendini bitirdi, sıfırı tüketti. Hem kendini hem etrafındakileri yok etti. Önce askerlerinin maaşını veremez hale geldi. Sonra Kleopatra’dan yardım istemeye gitti. Kleopatra’nın etkisi atına girdi, onun istediklerini yani imparatorluğun üçte birini Kleopatra’ya verdi. Sonra da utanmadan, “Roma’nın büyüklüğü aldıklarıyla değil, verdikleri ölçülür” dedi. Etrafındaki sadık ve ehil komutanlarını dinlemedi, onları azletti ve sonunda Octavianus’a yenildi. Kendisi de intihar etti.
Antonius’u mahveden şeyler nelerdi, bunu düşündüm. Birincisi içki idi. Durmadan içiyordu. Bir insan bu kadar içerse kafası doğru dürüst çalışmaz. İkincisi Kleopatra’ya olan aşkı. Buna aşk dememek lazım, belki rezillik daha doğru bir ifade. Bir erkek hiçbir zaman bu derecede bir kadının etkisi altına girmemeli. Giriyorsa zayıf karakterli demektir. Üçüncüsü hırs, ihtiras, gurur, kibir. Bu hırs ve gurur yüzünden etrafındaki iyi danışmanlarını kaybetti.