- Kategori
- Siyaset
Sıçandan Tanrı olur mu?

SİÇAN TANRI
Oluyormuş, ben de yeni öğrendim.
İngiliz yayın kuruluşu BBC de bir belgesel seyrettim. Bildiğimiz saçanların (evlerde bulunan fındık faresi) nasıl tanrı olduğunu anlatıyordu.
Olay, Pakistan ile Hindistan’ın sınırlarda it dalaşına girdiği yıllarda yaşanmış. Hindistan ordusu her birinde birkaç balistik roket olan yaklaşık yüz kamyonluk bir birliği Pakistan sınırına yakın bir şehre doğru yola çıkarır. Yaklaşık yüz bin kişinin yaşadığı bu Hint şehrine yaklaşıldığında kamyonlardan biri bozulunca kafile durur. Tam bu sırada kamyon yanmaya da başlayınca bütün askerler diğer bütün kamyonları bırakıp kaçarlar. Tek biri patladığında şehri yok edebilecek yüzlerce balistik roket yangın içinde kalmak üzere ve tüm askerler kaçmışken, o şehirde yaşayan bir adam kamyonları yangın yerinden tek tek uzaklaştırarak şehri mutlak felaketten kurtardığı için kahraman ilan edilir.
BBC ekibi bu olayı araştırmak için gidip adamı bulurlar. İki metre boylarında orta yaşta tipik bir Hintli. Olayı bir de adamın ağzından dinlerler. İngiliz spiker adama sorar “Tek biri patlasa bile kurtulamayacağın mümkün olmayan onlarca kamyonu oradan çıkarırken kimden kuvvet aldın, bu cesaretin kaynağı nedir?”
Lakabı bubbles olan adam gayet doğal olarak “Tanrımdan cesaret alarak kamyonları uzaklaştırdım.” der ve ekler “İsterseniz size göstereyim.”
BBC ekibinin şaşkın bakışları altında kalkıp bir binaya giderler. Uzaktan bakılınca tapınak olduğu belli olan binanın içine girdiklerinde herkes şaşırmıştır çünkü bina içinde milyonlarca sıçan dolaşmaktadır. Bu sıçanlara tapanlar yerlere leğenlerle süt koymuşlar. Sıçanlar bu sütleri hem içmekte hem de içine girip banyo yapmaktalar.
BBC ekibi Hintliye, “Bu fareler veba taşır, bunlara bu kadar yakın olmak tehlikeli” falan gibi laflar etmeleri üzerine Hintli “Onlar bizim tanrımızdır” diyerek içinde farelerin cirit attığı leğenden bir avuç süt alıp içer.
Proğramın sonunda BBC sunucusunun söylediği şu cümle, bizim “16 Devlet kurduk” diye övünmemizi bir türlü anlayamayan İngilizlerin neden tarih boyunca tek bir Devletlerinin olduğunun en güzel bir özetiydi. “Madem bu adam bizim pis dediğimiz bu sıçandan bu kadar cesaret alarak yüz binlerin hayatını kurtarabilecek bir davranış sergileyebiliyorsa, bırakalım istediğine inansın, istediğine tapınsın”
Birçok İngiliz’le sohbetimizde çok zaman “Biz var ya biz, tarihte 16 Devlet kurmuş bir milletiz.” diye hava atmaya kalkıştığımızda onlar da hep “16. Devleti kurmak için 15 tanesini batırmak gerekir. 16 Devlet kurmakla övüneceğinize, Atatürk sayesinde zor bela kurduğunuz 16. Devlet de, diğer 15’i gibi yıkılmak üzere, aklınızı ne zaman başınıza toplayacaksınız?” demelerini anlamak için bu belgeseli seyretmiş olmak gerekiyormuş.
Sıçana tapınan Hintliye saygı duyan İngiliz mi doğru yapıyor, yoksa 1400 yıl önce siyasi nedenlerle birbirine giren iki Arabın sayesinde ortaya çıkan alevi-sünni meseleleri yüzünden tarih boyunca milyonlarca insanımızın katledilmesine sebep olan bizler mi doğru yapmışız?
Tarih kitapları pek değinmediği veya üstünkörü geçtiği Osmanlı-Safevi savaşlarını biraz incelersek iki arabın kavgasının Türk Milletine nelere mal olduğunu daha iyi kavrayabiliriz.
Bilindiği gibi Osmanlı ve Safevi Devleti birer Türk Devletiydiler. Safeviler bu günkü İran ve Azerbaycan yörelerinde yerleşmişken, Osmanlı daha çok Balkanlar ve Anadolu’da yerleşmişti.
Alevi olan Safevilerde, yönetim tamamen Türklerin elindeydi. Sokak dili, din dili, bilim dili, sanat dili, kısacası her şey Türkçe olmasına karşılık Sünni Osmanlı Devletinde sadece asker olmak (yani savaşlarda ölmek) Türklerde, sanayi Ermenilerde, ticaret Yahudilerde, Devlet yönetimi Sırp, Boşnak ve Arnavutlardaydı. Saray ve sanat dili Farsça, din dili Arapçaydı. Bir tek sokak dili Türkçeydi.
Doğal olarak iki büyük Türk Devleti birbirine tehdit oluşturmaktaydı. Anadoluda’ki bütün Türkmen aşiretleri topluca Safevilere katılmaya başlayınca Osmanlı padişahı Sultan Selim ordusu ile İstanbul’dan İran’a doğru ilerlerken önüne ne kadar Türkmen çıkmışsa acımadan katletmesinin altında yatan sebep işte bu Alevi-Sünni davalarını sürdürmek geleneğinden veya akılsızlığından başka bir şey değildir.
Safevi Devletini ortadan kaldıran Osmanlı Devletinin bu soykırım politikası Cumhuriyet kurulana kadar aralıklarla devam edegelmiştir. Özellikle yıkılma döneminde iyice zayıflayan Osmanlı Devleti, kıyım için asker gönderemediğinden, Anadolu’da yaşamaya çalışan Alevi Türkmen aşiretlerini yok edebilmek için zaman zaman Kürt aşiretlerini bile kullanmaktan geri durmamıştır. Bu kıyımdan kurtulmak için bir çok Türkmen Aşireti zaman içinde “Biz de Kürdüz” demeye başlamış ve zamanla Kürtleşmiş ama Aleviliklerini terk etmemişlerdir.
Sonuç olarak; sıçana tapınan Hintliyi höş görebilen İngilizlerin dünya tarihinde tek bir devletleri olmuş ve Dünya imparatorluğu haline gelebilmişken, iki arabın siyasi kavgasının kininin bir türlü içimizden atamadığımız için Türk Milleti olarak başımıza gelmeyen kalmadığı yetmemiş gibi, hala insanlarımız birbirini alevi-sünni diyerek hunharca boğazlayabilmekte, yakabilmekteler. İşin vahim tarafı ise bu tür vahşi cinayetleri işleyenlerin din adına yola çıktığını iddia edenler tarafından maruz görülebilmesidir.
İşin daha da acıklı yanı; komşumuz olan Suriye’de aynı tür bir kıyam ve kıyım yaşanırken, tarih boyunca bizim birbirimizi kırmamızdan ders almak yerine, hızımızı alamadan komşu ülkedeki kıyımda taraf olmak peşinde olmamızdır.