​ Silahlı milletler / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Aralık '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Silahlı milletler

Silahlı milletler
 

Bugünlerde magandaların maç ve düğünlerde silah kullanmaları tartışılır oldu. “Sevinince niçin silaha sarılıyoruz?” sorusuna vatandaşlarımızın verdiği cevap; “cahillik”, “görgüsüzlük”, “kültürümüzde var” gibi klasik cevaplardı. Anlaşılan oydu ki bunun altyapısını halkımız pek düşünmüyor.

Sevinince, mutlu olunca niçin silaha sarılırız? Bundan nasıl bir haz alınır? İlk önce pek bir mana veremeyiz buna. Anlamsızdır silah-mutluluk ilişkisi..

Yıllar önce bir televizyon programında izlemiştim. Bir sosyolog veya psikolog (tam hatırlamıyorum) idi; trafik canavarlarının psikolojik altyapısını inceliyordu. Şöyle demişti: “Biz millet olarak atın üzerinden inememişiz…” Hoppalaaaa! Ne alaka at-trafik canavarı diyebiliriz evvela, ama konuşmanın devamını dinleyince hak verdim üstada. Mealen şöyle diyordu: “Biz savaşçı bir milletiz. Sürekli mücadeleyi severiz. Yerleşik hayata geçmekte zorlanıyoruz, bu yüzden meydanlarda savaşırız, trafikte savaşırız, maçlarda savaşırız. Bir şekilde savaşırız”.

Sevinince silaha sarılma huyunun altyapısını incelediğimizde şu gerçekle karşılaşırız: Sevinince, yenince, üstünlük kurunca uygulanan bir yöntem…İlan.. Dosta-düşmana, çekemeyenlere!..

Evlenirken düğünlerde sevinçler silahla kutlanırken; boşanırken kötü olduğunu düşündüğü bir evlilikten kurtulduğuna silahla sevinmez insanlar. Takımı maç kazanan taraftar silahla bunu ilan ederken, takımı yenilince sessizce kaybolur ortalıktan. Doğumlarda bütün aleme çocuğu olduğunu ilan eden vatandaş, cenazede sus-pus olmuştur. Sevinçlerimizi ilan ederiz, hüzünlerimizi gizleriz zaaf olduğu düşüncesiyle..

Evlenirken silahı genellikle erkek tarafı atar. Bu acaba “Biz böyleyiz işte, kızı böyle alırız işte, kim karışabilir bize, kim hayır diyebilir bize” demek midir?

Maçlardan sonra silah atmak da ilginç bir huyumuz. Sanki gücünü sahada zorlanarak gösteren takımlarının zaaflarını desteklemek, galibiyeti perçinlemek için çekilir silahlar. Galibiyet eksik kalmıştır çünkü; zoraki galip gelmiştir takım. Güçlüdür rakip, korkutucudur. Bir büyük korku atlatılmıştır. Ezilinmemiştir. Bayram etmek lazımdır.

Nedense küçük takımlara karşı alınan galibiyetlerde kılı kıpırdamayan taraftar, devasa gördüğü takımlara karşı alınan en küçük başarılı sayılabilecek sonuçta takımını silahla destekler. Çünkü aslında takımından bu başarıyı beklememektedir. Gözünde tarihi canlanır: Savaşçı tarihi.. Ne meydan muharebelerini kazanmıştır ataları, ne diyarlar fethetmiştir eze eze. Küçük fetihler mutlu etmez bizi, ezmeliyiz mutlaka. Onun için bir-iki gol bize yetmez, mutlaka beş atmalıyız. Gel gör ki buna gücümüz yok. Bırak 5 atmayı yenmeye bile umudumuz yok. Ama o da ne yendik mi yoksa? Biz işte böyle yeneriz! Nasıl savaş meydanlarında düşmanı ezdiysek sahada da rakibi öyle ezeriz.. bakmayın bugün gol atmaya zorlandığımıza aslında biz iyi silah atarız..

Sanırım bir çok alanda tembelliğimizden kaynaklanan ezilmişliğimizi eski silahlı başarılarımızla örtbas etmek üzere bilinçaltımızı harekete geçiriyoruz. Silaha sarılmanın psikolojisi bu olsa gerek.

Evet; düğünlerde, doğumlarda silah atarız, cenazede susarız. Yenilmişizdir. Bir elemanı kaybetmişizdir. Oysa biz ne savaşlar kazanmışızdır, bugün ise bir üyemizin ahirete intikaline mani olamamışızdır. Gözlerimiz bile nemlenmez zaafımız ortaya çıkar diye. Erkeğiz ya!…

Geri kalmış ülkeler gelişmiş ülkelere dayılanırken silah atar havaya, bütün halkı meydanlara toplayarak. Aynı halk memleketi işgale uğrarken ortada yoktur. Havalara sıkılan mermiler işgalden sonra aniden kaybolur. Meydanlarda gösterilen erkeklik nedense işgalcilere karşı harp meydanında gösterilmez. Kazayla bir düşman helikopteri vurulup düşürülse, yine havaya silah atılıp sevinilir, öte yandan yüzbinlerce insanı savaşmadan ölmüştür, bunlar duyulmaz. Her şeyden önemlisi o havaya atılan kurşunlar bir türlü düşman askerine sıkılamaz. Evet, değerlidir ezilmişlerin küçük galibiyetlerde havaya sıktığı kurşunlar: Bir nevi züğürt tesellisi..

İşgal altında dahi bir millet kurşununu boşa harcıyorsa o millet iflah olur mu ki?

O kurşunların sıkılacağı yer insanlarımızın tembelliği değil midir aslında? Çalışıp kalkınıp kendimize kurşun sıkılmasını engellemeli değil miyiz?

Trafikte savaşırız biz. Kimi zaman yarışıp birbirimizi yeneriz. Kimi zaman camlardan uzanan kollardan silahla havayı döveriz. Kim demiş bir vasfımız yok diye, kim demiş bir yeteneğimiz yok diye. Bakın mermi nasıl düz bir çizgide yürüyor..

Az bir yetenek mi?..

26, 2, 2007

 
Toplam blog
: 32
: 859
Kayıt tarihi
: 04.12.08
 
 

Hayatı yaşanabilir kılan bilgidir... Vakit buldukça yazmaya çalışıyorum. Yazılamayan, kaydedileme..