- Kategori
- Gündelik Yaşam
Silahsızlanma!

Sedef kakmalı takunyalar
Yani hep karşıydım da bunu o gün daha net anladım.
Her doğum günümde kendime bir hediye alırım. O gün de aynı şeyi yapmak üzere vitrini çok neşeli görünen bir mağazaya girdim. Sadece raflar değil, yerler de biblolarla doluydu. Tüm duvarlar ayna ile kaplanmış ve cam raflar bu aynalara monte edilmişti. Bir rafa dizilmiş cicili bicili beş biblo arkadaki ayna sayesinde on taneymiş gibi görünüyordu. Raf araları da birbirine çok yakındı, böyle olunca da insan nereye bakacağını nereye dokunacağını şaşırıyordu. Hatta hiçbir yere dokunmamak en hayırlısıydı belki de.
İşte tam o anda, boyumu aşan ama parmak ucumda biraz yükselerek yetişebileceğim rafta gördüm onu. Tam da istediğim gibiydi. Üzeri sedef kakmalı takunyalar! Hemen parmak ucumda yükselerek elimi uzattım, biraz daha biraz daha derken, elim takunyalara değdiği anda bileğimden içeri doğru bir batma hissettim. Malum, hava soğuk, üzerimde de uzun kollu bir mont var.
Ben gözüme kestirdiğim takunyalara uzanırken, alt rafta duran bronz şövalye heykelinin elindeki mızrak montumun kolundan içeri girmiş ve bileğime batmaya başlamıştı. Elimi geri çekmeye çalıştıkça, şövalye de kolumdaki mızrakla birlikte aşağı doğru geliyordu. Diğer elimde ise başka bir mağazadan aldığım bardaklar poşet içinde sallanmaktaydı. Poşeti yere bıraksam hepsi kırılabilirdi, eğilip yere de bırakamıyordum.
Bir kolum havada ve ayak parmaklarımın ucunda yükselmiş vaziyette donmuş dururken şövalye yavaş yavaş yana doğru yatmaya başladı. Elimi çekmemle birlikte çaprazlama üst üste konulmuş ve dekoratif bir şekilde “al beni al beni” diyen takunyalardan üstteki devrilerek tam yanındaki porselen kediye çarptı. Kedinin kafası koptuğu gibi yuvarlanarak alt rafa düştü. Ben “aman da kedinin kafası” demeye kalmadan kopuk kafa yuvarlanmaya devam ederek diğer raflara çarpa çarpa yere indi. Bu arada şövalye de yanlamasına devrildi ve mızrak bileğimden kurtulup yere düştü. Şövalye devrilirken yanında duran mavi mineli gaz lambasına çarptı. Lambadan gelen “çıt” sesi diğer şangırtının yanında kaynadı gitti ama boylamasına oluşan çatlak benim gözümden kaçmadı. Ben “amanın çatladı” derken birden koca mağazada tüm seslerin kesildiğini ve çıt çıkmadığını fark ettim.
Tüm bu kırılma, çatlama, devrilme ve yuvarlanma sesleri bittiğinde derin bir nefes alarak yere eğildim ve kopuk kedi kafasını aldım. Vücudunun üzerinde durması gereken yere koydum ve arkama döndüğümde başta mağaza sahibi olmak üzere oldukları yerde donmuş beni seyreden bir yığın insanla göz göze geldim.
Yüzüme yayılan zoraki gülümseme ile “heh heh şövalyenin mızrağı…” şeklinde başlayan ama devamı gelmeyen bir konuşma yaptım.
İçimden o an silahsızlanma konulu bir konuşma yapmak da geçti ama henüz olayın çok taze oluşu, hasar tespit çalışmalarının aciliyeti beni engelledi.
Ancak, şu anda engelleyici herhangi bir unsur olmadığına göre rahat rahat söyleyebilirim. Silahlar gerçekten çok zararlı, başta mızraklar olmak üzere hepsine karşıyım.
Not: Silahları soğuk bulduğunu söyleyen sevgili Alyoşa’yı gülümsetebilmek için 24.11.2007 tarihli bu eski yazımı güncelleyerek yayınlıyorum.
Uyandırma servisi: Gabriela Olaru bizden biri ve bir hayali var. Üç yıllık blog yazarlığı ve 133 adet yazıdan sonra şimdi iş hayatına atılıyor. http://www.mutfaktakicadi.com/ adresine göz atıp bu genç arkadaşımıza destek olmak ister misiniz?