- Kategori
- Blog
Şımar şımar şımardım! Vallahi çok keyifli, herkese tavsiye ederim!

Birilerinin canını yakmayan şımarıklığı seviyorum, yoksa şımarıklık değil de başka bir adı mı vardır, bilemiyorum, hani kedilerin, köpeklerin sevgiden dolayı türlü şaklabanlıklar yapma hali vardır ya, insanın sevgiden şımarması olarak algılarım onu, sevindikçe sevesi, sevdikçe sevinesi gelir insanın, şımarıklık dediğim de tam olarak budur, literatürümde!
Ay aman, bir şımardım ki bugün, sormayın gitsin!
İsim vermeye hiç niyetli değilim, isim verdikçe her bir şımarma vesileme not düşmem gerekir, isimleri bile aklında zor tutan, beş mi, on mu kere soran biri için de bu bir eziyettir!
Ahhh… Hiç kusuruma bakmayın, bu saatten sonra eziyet çektiremem şahsen kendime!
Duruşları, gözlerindeki ışıltıları bende saklı!...
Ne emekler harcanmış, tek tek anlatmaya kalksam sayfalar sürer, ne espriler patlatıldı, çınar rüzgardan değil ama kahkahalardan sallandı!
İsimleri genç beyinler yazsınlar, ben ortak paydadan söz edeyim: Sevgiyi soluduk birlikte akarken terlerimiz İzmir sıcağında...
Kendi adıma konuşursam, çok eğlendim!
Her birinizi yüreğime hapsettim!... Ve lütfen biliniz ki her birinizi bir ayrı sevdim!
İzmir Milliyet Blog Toplantısıdır söz ettiğim!
Her birinize yürekten teşekkür ederim!...
........
Öykünmeden, upuzun boyuna inat, yer yarılsa da girsem tarzında saatlerce sazıyla oynaşan Murat!
Tuz isterken yumurtama, sahip sevgili Şükrü Bey’in talimatıyla bana tuz getiren, adını sordum ama hatırlayamadığım, on yaşına varmış mıdır bilemediğim, zor bela özel pişmiş yumurtayı paylaştığım çırak!
Bet sesime tahammül gösterip, birlikte türkü söylediklerimiz, sesi güzel denilip de, söyleyiniz ısrarlarıma rağmen söylemeyen, onur buyurdunuz söyle demenizle diyen Verdan Bey…(Yanlışım olabilir isim konusunda, özürüm peşinendir!)
Dinanizmi diz boyu garson arkadaşım, yüzünden gülümsemesi eksik olmayan!
Şımarmama inanın sizler de katkıda bulundunuz!
Ne fazla bahşiş aldınız, ne de her Pazar günü böyle koşuşturdunuz!
Hele geçirdiniz ya tam tekmil, ne diyeyim, “Gönlünüze göre olsun her şey” dışında…
Dışarıdan gelmiş, nevalelerden paylarını almış üç kadın, bet sesimle türkü söylerken ortalıkta beni gördüklerinden olsa gerek, tebrik ve teşekkür ettiler, her birimize şahsımda!
Genç olmalarına rağmen, dişleri azdı ağızlarında, güvenceleri yoktu, oydu anlaşılan!
En gençleriydi, ağzında en çok dişi bulunması gereken, teoride, belki ön dişlerinin eksikliğindendi, arkalar görünmüyor ya, o meseleden, hani dedi, Türkiye için nefer gerekiyorsa, en baştayım!
Yüzüne bakmayız belki, estetiksel algılarımız gerilir, kim bilir, suçluluk duygusundandır kafalarımızı kuma gömüşlerimiz!
Gencecik bir kız, ya da kadın, muhtemelen önemsenmemiş, önemsiyor ama Türkiye’yi!
Gencecik bir kadın, gerekli besinleri alamadığından dolayı, annesinin karnındayken henüz, hatta annesi beterdir ondan, anne karnındaki bebek gerek besinleri çalar!
Diyor ki: Türkiye için canım feda!
Türkiye Cumhuriyetinde dişler dökülüyor, diş tedavisi en pahalı, ölümcül düzeyde en geride kalan, ama öğütülemeyen her bir yiyeceğin bedeli farklı şekillerde ortaya çıkan…
Dişlerimizi yitiriyoruz, pahalı oluşundan tedavinin, görsel estetiğimizi harcıyoruz bu uğurda, onurumuzu da katıyoruz aslında, ister miydik böylesini?
En doğal hakkı iken insanın!
Vazgeçmek en pratik yol görünüyor!
Yine de dişsiz genç kadınlar, Çingene’dirler muhtemelen, Türkiye için ölmeye hazırız dediler!
Bilmem ki porselen dişliler bu konuya ne derler?
Bu da bir kıstas değildir, bilirim, diş problemi yaygınsa bir ülkede, yeterli besin alamamış demektir bebekler annelerinin karınlarındayken, anne de alamamış demektir ki, bu böyle sürüp gider!
Dişi düşük kadınlar, hem de ön dişeri, vatana canım kurban diyorsa, Çingenelerdi muhtemelen, ağlamama sebep oldular!
Dişsiz kadınlar, ki ön cephede savaşırım dediler, garsonlar, saatler boyu saz çalan Murat!
Şımardım ya yanınızda, şımarttınız ya…
Usul usul ağlayasım geldi, dokundu işte bir yerlerime…
Ne diyeyim!
Sevgiden başka?
Bir şeyler yapmaya çalışıyoruz eninde sonunda, bildiğimizce…
Öğrendiğimizce…
Her şımarıklığın bir bedeli vardır, gözyaşlarının mendile dokunma zamanıdır!
“Usul akın gözyaşlarım”….
Gülgün Karaoğlu
Ağustos,25/08