- Kategori
- Kültür - Sanat
Şimdi çiğköfte zamanı
Adam tutmuş dükkanının camına "Now çiğköfte time" yazdırmış, kocaman harflerle. Yazı gökkuşağı şeklinde ve neredeyse iki metrelik camı kaplamış. Dükkan çiğköfteci. Bir yerden, bir reklamdan etkilenmiş ve "Şimdi çiğköfte zamanı" demek istiyor.
Biz hep batı meraklısı, taklitçi olmuşuz ya, bizim dilimiz söylemek istediğimizi pek iyi ifade edemiyor ya... Dükkan adını ya da söylemek istediğimiz bir sözü İngilizce yazarsak ya da karıştırıp yazarsak insanlar daha iyi anlar ya.. İşte bu nedenledir ki, bir diğeri "He soldier now" yazmış arabasının arka camına. Eğer yabancı dil bilmiyorsanız önce yazılanın hangi dilden olduğunu bulup, sonra aklınızda tutabilirseniz sözlüğe bakıp, ne demek istediğini öğreneceksiniz. Ve bu kadar çabadan sonra onun şimdi asker olduğunu anlayacaksınız. Filmden esinlenmiş arkadaş askere giderken öööleee yazdırmış.
Turistlerin sık uğradığı alışveriş merkezlerindeki dükkanlara yabancı dille isim vermeye ya da belirli cümlelerin yazılmasına bir şey demiyorum, olabilir. Ama Türkçenin bile az konuşulduğu öyle mahallelerde adam gitmiş "Ali's shop" yazmış. Kim anlar oranın Ali'nin dükkanı olduğundan. Ya da dükkanın adını Türkçe koymuş ama tabelanın altına "since 1960" yazmış. Okuyan düşünüyordur şimdi 'ne demek istemiş acaba?' diye. Ne diyecek 1960 yılından beri oradaymış garibim, bunu anlatmaya çalışıyor. Sanki Türkçe yazsa anlamayacaklar, ya da senin orayı 60 yılından beri çalıştırdığın elin gavurunun şeyindeydi.
Bu yüzden kıl oluyorum böyle yazı ve tabelaları görünce. İnsan kendi dilinden utanır mı, insan kendi dilini bu kadar küçük görür mü, insan bu kadar özenti meraklısı olur mu? Hadi oldu diyelim, be adam bari şunu doğru dürüst yaz, sen bilmiyorsan bir bilene sor, sözlüğe bak.
Hiç birini yapmıyorsan okunduğu gibi yaz mizahi olsun ya da yazıldığı gibi oku bizim Ali gibi.
Ali dedim de anlatmadan geçemeyeceğim.
Bir arkadaşım var Ali adında, çok sempatik ve dürüst biri. Çok da severim keratayı. Bu, bir ara internette yabancı manitalarla chat yapmaya merak sarmıştı. İngiltere'den, Meksika'dan, Danimarka'dan fıstıkları bulup saatlerce yazışıyordu. Ama nasiı? Yanında bir sözlük bulunduruyor, ona bakarak meramını anlatmaya çalışıyordu. Bende İngilizce öğrenmek için kursa gidiyorum o aralar. Bu yüzden arada bir sataşıyoruz birbirimize İngilizce olarak. Baktım o İngilizce konuşmalarını nasıl yazılıyorsa öyle söylüyor. Mesela "Where are you?" sözünü aynen yazıldığı gibi söylüyordu. Ama öeye güzel söyluyordu ki, sanki İngilizce farklı bir dile dönüyordu o konuşurken. 'Neden böyle konuşuyordu?' diye soracak olursanız, çünkü sadece yazıyordu, karşılıklı konuşma olmayınca okunuşunu, söylenişini öğrenemiyordu. Bu yüzden Türkçe nasıl yazıldığı gibi okunuyorsa o da İngilizce'yi öyle parçalıyordu.
Öyle veya böyle Ali işini götürüyordu ama Murat 124'ün arka camına 'Green eyes'im yazmanın ne alami var. 'Yeşil gözlüm' yazsan anlamayacak mı millet?
Bir de entel görünmek için Türkçe cümlelerinin arasına İngilizce sokuşturan sonradan görmeler var ki deli oluyorum bunlara...
Yozlaşmanın bu kadarı da fazla yani.