​ Simyacı ile blog söyleşisi (3) / Blog / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ekim '08

 
Kategori
Blog
 

Simyacı ile blog söyleşisi (3)

Simyacı ile blog söyleşisi (3)
 

Simyacı'nın Güncesi sergisinden bir Bülent Göncü resmi


- İsterseniz sohbetimize devam edelim. OL ve YAP ile kazançlı çıkacağımızı söylüyordunuz önceki söyleşimizde.

- İki tür resim vardır yaşam tuvalinde; biri tuvali doldurmaktır resimle, diğeri de dopdolu bir yaşamı tuvale aktarmaktır. Birinci resim tarihin çöplüğünde yok olurken diğeri ölümsüzlüğe çıkış yoludur üretenin.

- Nasıl bir yanılsama bu.

- İnsanı yanıltan şey yokluk kavramıdır. Dünyada her şey vardır ve insan kendi içinde yokluk hisseder. Dünyadaki şeyler ona ait değildir, o sahip olduğunda zengin olacağına inanmaktadır. Bu duygulara sahip insan, istediği şeylere sahip olsa da içindeki yokluk hissini ortadan kaldıramaz.

- Yine de varlık içinde yokluk çeker diyorsunuz.

- Evet, ben İçsel Zenginlik değerine önem veririm. Hiç kimse yoksulluktan zenginliğe geçemez. Ancak içsel zenginliğe sahip biri, bilir ki bu evrende var olan sonsuz cömert zenginlik kaynağından istediği her şeyi içsel zenginlik alanına alabilir ve en güzeli de bu zenginlikleri paylaşarak çoğaltabilir.

- Sanırım sihirli kelime paylaşmak.

- Evet, zaten havayı paylaşıyoruz. En büyük zenginlik oksijen olduğuna göre bunu paylaşabiliyorsak, diğer zenginlikleri de paylaşabiliriz.

- Peki paylaşmak için ne gerekiyor?

- Üretmek, üretmek, üretmek. Eğer bu evrende bir şey üretmiyorsanız, paylaşım çemberine dahil olamıyorsunuz. Bu aynı zamanda eylem demektir. Eylemsiz söylemlerle bu zenginliği yaşama şansınız azalır. Dokunduğunuz şey, size aittir.

- Dokunmak, bu kelime de çok önemli sanırım insan için.

- Evet, çok önemli. Yanlış öğretilerden biri de ‘’DOKUN/MA dır. Sana ait olmayan şeye DOKUN/MA. Kişi bu emre itaatsizlik etse de dokunduğu şeyi gerçekten kendisinin hissedemez, onu yitireceğinden korkar, onu kontrol etmeye başlar ve dokunmanın büyüsü bozulur.

- Dokunmak eylemini biraz daha açar mısınız?

- Size şu örneği verebilirim. Eğer siz bir gülü kokluyorsanız, gül de sizi kokluyordur. Birileri hep şikayet eder, ben ona yaklaşırken o benden uzaklaşıyor. Bu söylemin içinde kesinlikle içtenlik yoktur. İçinizde ona bir yer açmamışsanız, istediğiniz ne ise o gelmeyecek ve siz onun giderek uzaklaştığını anlayacaksınız.

- Ulaşamadığınızı hissetmek, içinizde ona yer açmamışsınız demek, öyle mi?

- Bir şeye sahip olmak, onun sorumluluğunu üstlenmektir. Sorumluluk ile özgürlük arasında gidip gelir insan. Bir kediye sahip olmak istersiniz, olursunuz. Kedi’nin sorumluluğunu üstlendiğiniz için onu bırakıp bir yere gidemeyince özgür olduğunuzu hissedemezsiniz. Kedi sizi kontrol etmeye başlayınca özgürlüğünüzün kısıtlandığı duygusuna kapılırsınız. Evrendeki bir şeye iki türlü sahip olma yöntemi vardır. Sahip olmadıklarınızın size ait olduğu duygunuzu güçlendirerek veya sahip olduğunuz şeylerin sorumluluğunu üstlenerek, bu sorumlulukları keyfe dönüştürebilecek duygularınızı güçlendirmek.

- İnsanın içinde o kadar çatışan şey var ki, nasıl bir denge oluşacak bu durumda?

- Olaya kavramsal olarak bakıldığında evren zıtlıklarla doludur. Ancak bu zıtlıklar evren tarafından iyi ya da kötü olarak sunulmaz. Siz uzunu severseniz, kısa size göre kötüdür. Bu sizin yarattığınız ve kavramsal olarak algıladığınız şeydir. Güneşi seversiniz, yağmurdan nefret edersiniz. Böylece ne kadar çok sevdiğiniz varsa bir o kadar nefret ettiğiniz ortaya çıkar ki, bu yaşam modeli, evrensel düzene aykırılık teşkil eder.

- Evrensel düzen neyi öngörüyor?

- Siz bu evrende seçme hakkına sahipsiniz, ancak var olan herhangi bir şeyi reddetme hakkınız yok. Beyin bir şeyi reddetmek durumunda kaldığınızda bunu satın alıyor ve onu bir takıntı noktasına getiriyor ve sizi bu şeyle yüzleştiriyor. Siz seçmediğiniz bir hayatı seçmek konumunda kalıyorsunuz.

- Peki ne yapmalı?

- Açık büfe sistemini bilirsiniz otel ve tatil köylerinde. Şimdi evreni bir açık büfe olarak kabul edin. Milyonlarca seçenek bir arada duruyor evrenin sofrasında. Şimdi bu sofradan istediğinizi seçme hakkınız olduğu halde istemediklerinize gözünüz takılır ve doğal olarak onları reddedersiniz. Çok sıkıştığınızda ehveni şer’i seçmek konumunda kalırsınız. Oysa evren her insanın isteyeceği kadar çeşitlilik yaratmıştır.

- Çok doğru söylüyorsunuz. Evrenin sonsuz cömert zenginliğinde her şey var.

- Evet, makro evrenin bu zenginliği, biz mikro evrenlerin içsel zenginliği olduğu takdirde devreye giriyor. Kısaca evren fakirden zengin yaratmıyor. Zenginden zengin yaratıyor. Ben çok net biliyorum ki, bugün bankalarda trilyonları olan çok fakir insan yaşıyor ülkemizde. Fakirlikleri trilyonlara rağmen devam ediyor. Bilmiyorum, kim ister böyle bir fakirliği.

- Sohbetimiz heyecan verici. Sizden yeni şeyler öğreniyoruz. Ancak bu sohbete biraz ara vermek, söylediklerinizi hazmetmek istiyorum.

- Nasıl isterseniz.

- Çok teşekkür ederim bu sohbet için. Şimdi blog dostlarımızın, bu söyleşimizde size soru sorma haklarının bulunduğuna inanıyorum. Sorularına cevap verecek misiniz?

- Elbette, ne isterlerse sorabilirler. Bana bu fırsatı verdiğiniz için de size ayrıca teşekkür ederim. MB dostlarıma da en içten selam ve sevgilerimi iletiyorum.

 
Toplam blog
: 137
: 1054
Kayıt tarihi
: 05.01.07
 
 

1951 İstanbul doğumluyum. Bireysel ve Kurumsal Gelişim Danışmanlığı, Moda Tasarımı ve Marka Danışman..