Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 

13 Ekim '08

 
Kategori
Blog
 

Bu blog'da;insanlara tepeden bakan netameli, kaç kişi var?

Bu blog'da;insanlara tepeden bakan netameli, kaç kişi var?
 

& Hayatta çok kavisler çizdiği anlaşılan, ’Yaşamda slalom çizmeyi öğrendim’ diyen bir blog’cu: ‘ <ı>MB’ ğa teşekkür etmeyeceğim ve burada <ı>nice taviz karşılığı tutunabildim. Editörler bana <ı>taviz <ı>vermiş sayılırlar’diye, durduk yerde laf etmesinden bir şey anlamadığımızı, bu laflara bakıp bakıp yorum yazan İzmirli bir blog’cunun da aynen: ‘Ne kadar <ı>gıcık tipsiniz ya! Size selam, saygı göndermeğe gelmez. Bu blog’da karamsar, <ı>insanlara tepeden bakan kaç kişi vardır’ diye sorduğunu, cevaben de ‘Antipatik adam, antipatik adamı <ı>madam yapmaz, yayına alır ‘ diye cevapladığını, bu ‘Madam’ lafının da nereden çıktığını anlayamadığımızı

& Blog’larda, bir arkadaşımızın ‘Etliye sütlüye karışmadık diye <ı>vejetaryen olmadık ya!’ diye işi gırgıra vurduğunu, ‘Fikir üretmeyelim de bulmaca mı dolduralım’ dediğini,

& Bir yorumda ‘ ‘<ı>Blog’ cudan dost mu olur?’ diye sorulduğunu, ilaveten de ‘Sevginin de içini boşalttılar, sıra dostlukların içini boşaltmağa geldi’ dendiğini, sanal dostlukların da böylece üstüne tüy dikildiğinin anlaşıldığını, bu kadar can yakıyorsa, İdaremize salık vererek <ı>kökten kaldırılmasını dilediğimizi, böylelikle de bir <ı>yarış ve pistine dönen bu blog hazretlerinin <ı>kızağa alınmasını dilediğimizi,

& Bütün bunlara karşılık ‘ Marmaris yolcusu kalmasın’ der gibi ‘Yorumsuz blog kalmasın!’ diyen blog’cularımız da olmasa, bu bloğun ve dünyanın <ı>çekilmeyeceğini,

& Blog’ lardaki gürültülü oturumları sevmeyen, kendini hem gerçekçi, hem de karamsar olarak tarif eden sert görünümlü bir blog’cunun: ‘Blog’da olduğuma memnunum. Blog’culardan da aşırı <ı>gayrimemnunum. <ı>Ama beter olsunlar’ diye kapak kaldırıp, ‘Bilgi gürültüsü oluyor’ diye yakındığını, ‘Bilgi kirliliğini’ bilirdik amma, <ı>'gürültülüsünü’ de bu vesile ile tanıdığımızı,

& Giderek ‘Çok okunma meselesi’ nin mesele yapılmağa devam edildiğini, bir bayan blog’ cunun: ‘ Valla editörlerimiz çok akıllı. <ı>Bilerek para vermiyorlar bize! Ya verselerdi okunma sayısına göre burası savaş alanına dönerdi alimallah’ dediğini, cevaben de: ‘Haklısınız. <ı>Burası Beyrut olma yolunda’ diye de karşılık alındığını , bu laflara çok güldüğümüzü, (<ı>Seslisinden)

<ı>

& İşsizlikten kendimize durumdan vazife çıkarıp ‘Blog’ kategorisini merceklediğimizi, kimsenin bunlardan alınmaması gerektiği, isimsiz yazdığımızdan cevap hakkı doğurmadığımızı, burada birlikte lezzetli <ı>mönüler hazırlayarak bir tutam<ı> haşlanmış fikir, bir fiske hiciv, bir çay kaşığı mizansen, bir cimcik mizah, bir avuç nane (Aktarlarda var) bir su bardağı <ı>balkabağı çekirdeği (<ı>Kaldırımda kurutulmuş) bunları ateşe koyup, biraz tıngırdatıp sonra demliyoruz. Sonra da sizleri soframıza buyur ediyoruz. Daha sonra da bize: <ı>‘ Cahilliğinizden dolayı az yorum mu alıyorsunuz’ diyenlere de rastlıyoruz, geçinip gidiyoruz işte, ediğimizi,

& Milliyet Cafe’ deki blog’ları yayımlayan bir piyasa araştırmacısı blogcumuzu kutladığımızı, Cafe’ de yayımlanan yazıların duyurusunu teşvik ve onore bakımından, bunun, MB’un yapması gerektiğini, Cafe’ de, kalitesine bakılmaksızın, yer meselesi yüzünden içeriği gözardı edilerek kısaların seçildiğini, ‘<ı>Quo va-dis? dediğimizi,

& Geçtiğimiz Ramazanda ağızlarımıza birer Marmaris Çam balı sürülerek yalandığımızı, iftarlık yemek tarifi ile eski eğlencelerden yazı beklenildiğini, bunlardan sadece yemek tariflerinin Milliyet İnternette yayınlandığını, sitenin işkembeci Rızanın dükkanına döndürüldüğünü, buradan ancak yemek yapanların sevindiğini, eğlence yazısının yayınını da rüyasında gördüklerini,

& Bloğuna yorum yapmayanlara gücenen bir blogcunun da: ‘Nedir bu yorumsuz okunmalar. Yorum yapmanız için yazıyorum. Yoksa ne anlamı kaldı bunun.Görüşlerime katılmıyorsan, söyle eksiklikleri gidereyim’ diye yakındığını, <ı>oy avcısı gibi yorum istediğini,

& Onca uğraşmasına rağmen dallı, saçaklı, budaklı, telli, tek renkli ve gizemli saray kadınlarını andıran blog’daki fotoğrafını değiştirmeğe yanaşmayan bu<ı> gizemli blog’cunun, halinden memnun olduğunu, o resim nerede görülürse görünsün, akıllarda ‘Mıh’ gibi kaldığını, kırk yıllık kahvenin hatırını da katlayarak nerede görülürse görülsün şıp diye tanınacağını, <ı>kendisini az daha unuttuğumuzu,

<ı>

& En son aldığı yorumlarla duygulu bir yazar olduğunu kanıtlayan ve aylardır blog’lardan kayıp bir yazara yapılan vefasızlığın affedilir olmadığını, herkese koşan, her yazıya yorum yetiştiren <ı>mahsun gözlü<ı>, kıvrık dudaklı bulog’ cuya göre, hemcinsi bir kadın bloggerin: ‘’ Sevdalananların yıldızı bol olur. Onların parlaklığı, <ı>aşka dökülen yaşlardan gelir’ yorumu ile <ı>kendisini onore ettiğini, 62 blog’ da 1055 okunma gibi bir sayının da <ı>kimseye nasip olmadığını,

& <ı>Sırça köşkte’ kilerin çok dikkatli olmaları gerektiğine inanan bir yazarımız, ettiği kelamlardan, bazılarının gönül koyduğunu, en çarpıcı lafının da ‘ İnsanlara kendileri gibi olma<ı> fırsatı vermeliyiz. Ahlak savunurken, <ı>ahlaklı mıyım diye önce kendimize bakmalıyız’ dediğini, havada kapıp tavada yiyenlerle, dış kapının dış mandalı olanların, <ı>trene hiç görmemiş gibi bakanların kuralları <ı>es geçtiğini,

& Blog dünyasının en masumcuk yazarı ünvanını hak eden bir blog’ cunun ‘<ı>Benim blog niçin okunmuyor?’ çıkışı ile ablalarının ağabeylerinin himayesine sığındığını, bu yüzden de <ı>hamiyetli blogcularımızın irisi ufağı, eskisi yenisi, sivrisi, dillisi, dilsizi, çivicisi, halimi, salimi, efendisi, beyi, <ı>güvenlisi, güvensizi, cicisi, bicisi piyadesi, yayası, kavgacısı’nın, kendisine arka çıkarak masumcuğa elbirliği ile <ı>yorum yağdırdıklarını, iyi de ettiklerini,

& Yukarıdaki <ı>masumcuğa yorum yazan bir <ı>sivri dilli’ nin: ‘Görüyorum ki, bu çarşıdaki kalburüstü esnaftan, <ı>şansı yakalamışsın. Tavsiyem, resmi değiştir. İmlanı düzelt, kitap oku , önerilerinden sonra: ‘Eğer bir gün sen, tirajlı bir gazetede <ı>köşe yazarı olursan, derim ki vah zavallı ülkem’ diyerek masumcuğa zılgıt çektiğini,

& İzmir sıcaktır. İnsanlarının kalbi de, <ı> İzmirden sıcaktır. <ı>Fincanda kahve pişirilen toplantıların birine katılan İzmirli blog’ cunun, aşka gelerek: ‘Birilerinin canını yakmayan şımarıklığı seviyorum. Aman, şımar şımar bir şımardım ki, uçuyorum. <ı>Sevgiyi soluduk birlikte. Her <ı>birinizi yüreğime hapsettim, <ı>canım benlerim.’ Diye bloğunda dostluğu paylaştığını, ard niyet aramamak lazım geldiğini, blog toplantılarını <ı>başka manaya çekenlerin, kulakları çınlasın deyip, o’nun satırlarını, ilgilenenlere <ı>hediye yolladığımızı,

& Tilkiye sormuşlar ‘<ı>Tavuk kebabı yer misin?’ diye. O da: ‘ <ı>Güldüreceğimi getiriyorsunuz benim!’ demiş. İşte bu hesaptan yola çıkarak kategorilerin <ı>gizli silahı ‘Blog’ ğun vazgeçilmezliğini, aşağıdaki gibi seslendirdiğimizi:

& ‘Bir bilmecem var sevgili bloggerle
ACABA NEDİR, NEDİR?
‘Çayda, çorbada, lezzet verir'
ACABA NEDİR, NEDİR!?’
‘Blog denince akla, her an onun adı gelir: ‘<ı>YORUM, YORUM, <ı>YORUM!..’

& Blog kategorisini kim icat ettiyse, <ı>teşekkür ettiğimizi, ambarları karıştırıp, limonlu su ile tatlandırıp, eski esvap alıcısı gibi koltuğumuzdaki malları evirip çevirip, kesip, biçerek iç-dış eyleyerek, teğelleyerek beğeninize sunduğumuzu, bu yeni işimizle, birlikte <ı>nostalji’ yi birlikte yaşadığımızı bu gidişle ‘<ı>eski urbacıya’ döndüğümüzü, tek farkımızın, satırbaşlarını çanak çömlekle değişmediğimizi,

BİLİYOR MUYDUNUZ ?

 
Toplam blog
: 1616
: 918
Kayıt tarihi
: 13.08.06
 
 

Hayatın dikenli yollarından geçmenin  sırrı, aralarından çabuk geçmektir. Ümit, naylon çorap giyd..

 
 
 
 
 

 
Sadece bu yazarın bloglarında ara