- Kategori
- Deneme
Sinemada Hareket ve Zaman
Klasik fizik, total hareketi oluşturan hareketlerden birisini donduruyor ve onu ayrıcalıklı bir ilgiyle inceliyordu. Çünkü onlara göre bir takım ayrıcalıklı anlar vardı. Bunun en önemli nedenlerinden başta geleni, klasik fiziğin, yaratma anına daha fazla, daha ayrıcalıklı bir anlam yüklemesiydi. İşte yaşadıkları dönemin manevi atmosferinin etkisi altında, bilinçli ya da bilinçdışı dürtülerle, yaratma anının ve yaratan hareketin peşinde olan bu fizikciler, o dönem içinde önemli bir teknolojik gelişmeye vesile oldular. Dondurarak inceledikleri hareketlerden bir tanesini - görüntü - lemeyi - başardılar ve insanlar görüntüyü imgeye dönüştüren makinenin karşısında poz vermeye başladılar.
Derken fizik biliminde yeni bir anlayış egemen olmaya başlamış, fizikçiler – çok sonraları keşfedilecek olan kelebek etkisi teoreminin de destekleyeceği üzere - bütün hareketleri eş değerde görmeye başladılar. İnsanoğlunun ulaştığı bu yeni zihniyetin sonucunda fizik bilimi, hareketi imaja dönüştürecek olan makineyi de keşfetmekte gecikmedi. Artık sinema doğuyordu.
Sinema doğmasına doğmuştu ancak sinema sanatıyla uğraşanların önünde tatlı bir zorluk daha vardı. O da zamanı imaja dönüştürebilmekti. Başlangıçta bu layıkıyla gerçekleştirilememiş olsa da, yaratma anını bir saplantı halinde aramaktan vazgeçen anlayış, tabi ki zamanı da imaja dönüştürmeyi başaracaktı elbette. Nitekim ellili yılların yarısından sonra sinema bunu da başardı.
Böylece, sinemanın dahi çocukları, insanın hayal dahi edemeyeceği bir imkansızı, yani yaşanmış bir gelecek zaman da dahil olmak üzere, insanın maruz kaldığı tüm zamanları, birer birer imgeye dönüştürüp bize sundular.
Yaşanmış bitmiş bir gelecek zamandan söz ettiğim için, beni saçmalamakla suçlayabilirsiniz. Ama bu sinema sanatının bir gerçeğidir. Çünkü bizim bilincimizin hemen yanı başında var olan ve onun varlığıyla ancak kendimizi tamamlayabildiğimiz, ölümü inkâr ettiği için de Mutlak olmaya soyunmuş, mutlağı oynayan - canlandıran - bilinçdışımız, yaşanmış bir gelecek zamana sahiptir.
Böyle bir şey olamaz demeden önce, bir de şöyle düşünün. Biz, nedensellik zinciri içinde sonsuz nedenden çok azının farkındayız. Oysa bilinçdışı sınırları olmayan bir hafızadır ve blincimizin taşıyamadığı nedeni, sonucu, gerçeği, yalanı, hakikati, hatta sonsuz diyebileceğimiz kadar çok şeyi bu hafızada depolar. Üstelik bir de bilincimize gelme çabası içinde olan bu şeylere bilmeden sansür uygularız.
Böylece, aslında farkında olmamız gereken şeylerin neredeyse tamamına sahip olan, ölümü inkar eden bilinçdışımız; tıpkı sonsuzu sonluya sığdıran Tanrı gibi, yazıp yönettiği bir fimde mutlak bir şimdiki zamanın içinde kendisini neden tüketmesin?