- Kategori
- Sinema
Sinemanın masal dehası: Jean Pierre Jeunet!

Jean-Pierre Jeunet (3 Eylül 1953) Fransız film yönetmeni. Uzun bir süre kısa film çekmiştir. Bu filmler arasında; (1978) L'Évasion, Le Manege (kısa film), Le Bunker de la derniere rafale, (1981) Pas de repos pour Billy Brakko, (1989) Foutaises yer alır. Bir çok ödül de kazanmıştır.
İlk uzun metrajlı filmi olan "Şarküteri"yi (Delicatessen) ise 1993'te Marc Caro ile birlikte çekmiştir.
Şarküteri filmini Am"lie'den sonra izlediğim için biraz şaşırmıştım. Çünkü tarjişk bir masaldı Şarküteri. Açlıktan kiracıların birer birer yandiği bir kasap filmiydi!
Jeunet ve Caro bu filmle dikkatleri üstlerine çekmeyi başarmışlardı. Jeunet bu film sonrası ilham kaynaklarının çizgi romanlar ve 30'lu yılların Fransız filmleri olarak göstermiştir.
1997'de çekilen La Cité des enfants perdus (The City of Lost Children) "Kayıp Çocuklar Şehri" ise , "Fareli Köyün Kavalcısı" hikâyesinden yola çıkan, daha minimal ve karanlık bir filmdir.
Yönetmen şöyle diyor: "Amélie ismi yapım sürecinde ortaya çıktı. Yazarken, kafamda bir aktör ya da aktris olmasından hoşlanırım. Bu yüzden birini ararken kendimize “ Bu, ‘Dalgaları Aşmak’ta Emily Watson'ın canlandırdığı karakter gibi olmalı, öyle bir içtenlik ve kararlılık.” dedik. Böylece, sırf çalışmamıza yardımcı olması için, kafamızda onunla işe koyulduk.
"Kırk yedi yaşına geldiğinde, insan eskiden istediklerinden farklı şeyler isteyebiliyor. “ Kayıp Çocuklar Şehri ” karanlık bir filmdi, insanların düşündüğünden çok daha karanlık. Bizim içinse, “ Tom Thumb ”dan pek farklı olmayan bir peri masalıydı. Ama bugün izlediğimde, ne kadar karanlık olduğunu fark ediyorum... Bunun Caro’nun varlığıyla da ilgisi olabilir, çünkü onun hayal dünyası benimkinden daha karanlık. Bilemiyorum... “ Alien ”ı yönetme görevi üstlendim ki, o da şiddet içeren esaslı bir aksiyon filmiydi." demiş yönetmen.
Jenut Fox'tan gelen teklif üstüne dayanamaz ve Hollywood'a da girer: (1997) Alien: Resurrection (Yaratık: Diriliş) de böyle doğar! Yaratık serisinin dördüncü bölümü olan bu filmde başrollerde Sigourney Weaver ve Winona Ryder'ı izleriz. Yaratıklarla savaşan Lt. Ripley'in (Weaver) ölümünden tam iki yüz yıl geçmiştir. Bir grup bilimadamı yaratıklarla savaşması umuduyla Ripley'i klonlarlar ama yeni Ripley süprizlerle gelir ve de yeni yaratıklarla. Dünyayı ele geçirmeye çalışan yaratıklara karşı bir grup kaçakla beraber çalışması gerekir.
Jeunet, filme olağanüstü bir görsellik ve toparlanma getirmiştir. Üstelik bunu kendi masalsı filmlerinin dokusu gibi yaklaşarak, bilimkurguyu pastel renklerle yumuşatmış ve derinleştirmiştir.
Seven, Fight Club gibi filmlerin ünlü yönetmeni David Fincher'in Alien 3'ü büyük baskılar altında, istediği gibi çekememesi ve kurgu masasında filminin yittiğini söyleyerek "Bu benim filmim değil!" demesi, hikayenin de sonunu getirmişti. Oysa Jeunet her ne kadar kendi tarzı olmasa da, biten bir hikayeyi diriltmeyi ve serinin en fantastik filmi yapmayı başarmıştı.
2001 yılında, Le fabuleux destin d'Amélie Poulain (Amelie) gelir. Zaten bir söyleşide dediği gibi, Jeunet bu filmi Alien'i çekmeden önce tasarlamaya başlamıştır. "Alien 4- The Resurrection ”dan sonra Fransa'ya dönüp, birkaç arkadaşımla ‘küçük’ bir film yapmak istiyordum. “ Alien ”, benim için olağanüstü bir macera olmakla beraber, çok ağır bir yüktü de. Fox’dan “ Alien ” için teklif aldığımda “ Amelie ” için çalışmaya başlamıştım zaten. Sahneler, durumlar ve karakterlerle ilgili pek çok şey kafamda oluşmuştu Zor olan şey, bunları ortak bir paydada bir araya toplamaktı. Yani filmin ne hakkında olacağını tam tespit edemiyordum. Dönüşte projeye bıraktığım yerden devam ettim. (...) Biriktirdiğim anekdotlar dört beş farklı filme malzeme oluşturmaya yeterliydi, ama onları tek bir filmde toparlamak zordu. Daha sonra tüm bu fikirleri enine boyuna düşündüğümde, filmin ortak paydasının, başkalarının yaşamını değiştirmeye karar veren bir kız olmasına karar verdim. Birdenbire, her şey yerli yerine oturmuştu. Guillaume Laurant ile senaryoyu yazmaya başladık."
Amelie, aşk ve hayatın anlamını aramaktadır. Oldukça garip bir ailede büyümüştür. Şimdi, Paris'in göbeğinde bir caféde garsonluk yapmaktadır. Komşuları, müşterileri, bozuk para ile çalışan fotoğraf çekme kabinlerindeki resimleri toplayan adam ve bütün bunlardan daha da gizemli bir fotoğraf ile ilgili oldukça meraklıdır. Yavaş yavaş, Amelie, mutluluğa giden yolun ipleri eline alarak diğerlerine ulaşmasında olduğunu anlar. Amelie bize etrafımızdaki küçük mucizeleri gösteriyor eğer bir an durup bakacaksak...
Sonra da kendimize, “ Neden olmasın? ” diye sorduk. Watson da sonradan bir röportajında benimle çalışmak isteyeceğini söyledi. Böylece, karakteri ona göre yazdık ve adını da Emily koyduk. Ardından Watson ile temasa geçtim. Buluştuk ve senaryoyu beğendi. Paris ve Londra’da pek çok kez buluşarak Fransızca provalar yaptık, ama bu şekilde yeteneğinin yarısının uçup gittiğini farkettim.
Bu nedenle senaryoyu İngiltere’de başlayacak şekilde tekrar yazdım: Karakter İngiltere’de büyüyüp sonradan Montmartre’a yerleşecekti. Sorunu böylece çözümlemiştik ama ön çekimlerin ilk günü beni arayıp, kişisel nedenlerden ötürü filmde yer alamayacağını bildirdi: Evini altı aylığına terk etmek istemiyordu, bu onun için çok uzun bir süreydi.
Böylece tekrar başa dönmüş olduk. Senaryoyu, tamamen Montmartre’da geçecek şekilde tekrar yazdık. İsim kaldı, fakat Emily yerine Amélie oldu. Oyuncu kadrosunu Fransa’da oluşturmaya başladım. Bir gün bir posterin önünde geçerken, bir çift kahverengi göz yakaladı beni. Bir masumiyet ışıltısı, sıradışı bir ifade vardı bu gözlerde. Bu Vénus Beauté posterinden bana bakan gözlerin sahibi, Audrey Tautou'ydu. Kendisiyle bir toplantı ayarladım. Bir deneme yaptık ve on saniye sonra onun doğru kişi olduğunu anlamıştım." (Auderey Tautou'nun oynadığı bir başka ilginç film 'Seviyor Sevmiyor filmini okumak için http://blog.milliyet.com.tr/Proje/Gusta/GustaBlog.aspx?BlogNo=43645 ya da Tautou'nun hayatını ve filmografisini okumak için şu adresi tıklayabilirsiniz: http://blog.milliyet.com.tr/Proje/Gusta/GustaBlog.aspx?BlogNo=43729.)
Le Fabuleux Destin d'Amélie Poulain, Türkiye’deki gösterim adıyla Amélie, Audrey Tautou’nun başrolünde olduğu, bir romantik komediden fazlasıydı. Montmartre’de geçen film, modern Paris hayatının idealize edilmiş, alaycı bir yorumuydu ve çağdaş bir masaldı. Avrupa Film Ödüllerinde en iyi film ödülünü almış, ikisi En İyi Film ve En İyi Yönetmen dallarında olmak üzere dört César Ödülü almış, En İyi Senaryo dalıyla birlikte iki BAFTA Ödülü ile ödüllendirilmiştir ve Akademi Ödüllerine aday gösterilmiştir. Bunların dışında pek çok ödülün de sahibi olmuştur.
Hayaller ve oyunlarla örülmüş renkli bir dünyayı gözler önüne seren film, eleştirmenlerce, “ Doyumsuz bir haz... ”, “ Bir mücevher ”, “ Bir mucize ” olarak nitelendirildi. Bence de öyledir!
Ve maalesef şimdilik son filmi, 2004 tarhini taşıyan Un long dimanche de fiançailles (Kayıp Nişanlı). (Bu filmle ilgili yazımı http://blog.milliyet.com.tr/Proje/Gusta/GustaBlog.aspx?BlogNo=43973 adresinde bulabilirsiniz.)
Her filminin arasında üç-dört yıllık bir çalışma ve emek süresi olan yönetmen, bu sefer arayı bir yıl daha uzatack gibi. Çünkü son çalışması "Life Of Pi", (Pi'nin Hayatı) 'nin gösterimi için 2009'a yer veriyor.
Sinemanın bu dahi çocuğu, film çektikçe bize bambaşka masallar anlatacak gibi gözüküyor!