- Kategori
- Güncel
Sınırsız güç ve otorite
Bundan tam kırk yıl önce ABD de bir üniversite de “insanlara sınırsız güç ve otorite” verildiğinde nasıl davranacaklarını ölçmek amacıyla bir deney yapmaya karar verilir…
Bunun için üniversitenin bodrum katı “hapishane” ortamına dönüştürülür. Deneye katılacak yirmi dört öğrenci seçilir, on ikisine “gardiyan” diğer on ikisine de “mahkum” rolü verilir.
Bir akademisyen de “hapishane müdürü” rolünü üstlenir.
Deneyin iki hafta sürmesine karar verilir…
***
Birbirlerini çok iyi tanıyan ve dost olan öğrencilerin “rollerine” uyum sağlamaları için bir dizi psikolojik hazırlıklar yapılır. Gerçek hayatta olduğu gibi gardiyanlara “üniformalar” mahkumlara “mahkum kıyafetleri” giydirilir.
Gardiyanlara; “siz bu hapishanenin tek otoritesisiniz, kurallar sizler tarafından uygulanır, “mahkumlara” disiplin ve otorite kontrolünün tamamen sizde olduğunu hissettirin, sizin izniniz olmadan hiçbir şeyin olmayacağını gösterin onlara.
Mahkumların bireysel var oluş duygularını bozun, grup daha doğrusu sürü psikolojisine sokun ve üzerlerindeki sınırsız otoritenizin varlığını hissettirin, diye talimat verilir.
Bu arada “mahkumların” rollerine daha iyi sağlamaları için “yerel polis” teşkilatıyla iş birliğine girilir.
Mahkum rolü oynayacak her öğrenci farklı mekanlarda gerçek polisler tarafından şok baskınlarla gözaltına alınır ve gerçek tutuklanma prosedürlerinden geçirilirler. Örneğin parmak izleri alınır profil resimleri çekilir, savcılarca hazırlanan suçlamalar yüzlerine karşı okunur ve hapishaneye gönderilirler. Mahkumlar üniversitenin bodrum katında oluşturulan hapishanelerde üçer kişilik “hücrelere” yerleştirilir.
***
İlk gün hiçbir sorun yaşanmaz herkes rolünü mükemmel oynar. İkinci gün “mahkumlar” hapishane koşullarından şikayetçi olduklarını bazı kurallara da itirazlarının olduklarını söylerler.
“Gardiyanlar” bu itirazlara karşı ilginç bir davranış sergilerler; mahkumları dinleyeceklerine sorunlarına çözüm arayacaklarına sahip oldukları sınırsız gücü kullanarak itirazları bastırmayı tercih ederler…
Deney sırasında “Mahkumlar “ kendileri üzerinde oluşturulan baskıya direnç gösterdikçe “gardiyanlar da “tutumlarını sertleştirmeye başlarlar. Hapishane müdürü ise sessizliğini koruyarak “”gardiyanların” tutumlarının kabul edilmeyecek bir şiddete dönüşmesini onaylar…
Birbirleriyle yıllarca dost olmuş arkadaşlık yapmış üniversite öğrencileri “kontrolsüz güç” kullanma zevkini öylesine içselleştirirler ki, bir süre sonra gardiyan rolündekilerin “kendi geçmişlerinden gelen” öfke ve kin duygularını “mahkum” rolündeki arkadaşlarının üzerinde gidermeye çalıştıkları gözlemlenir. Bu durum giderek mahkumlar üzerinde tarifi imkansız baskı yöntemlerinin uygulanmasın neden olur…
***
Deneyin üçüncü gününde mahkumların içindeki X isimli biri çıldırmışçasına sağa sola saldırmaya bağırıp çağırmaya öfke nöbetleri geçirmeye başlar. “Gardiyanlar” X isimli mahkumun çığlıklarını umursamaz bilakis baskılarını artırmaya başlarlar.
“Hapishane müdürü” durumun ciddiyetinin farkına varır ve hemen X isimli mahkumu hemen deneyin dışına alır…
Gelişen olaylar karşısında “gardiyanlar” duyarsız bir zevk içinde “hapishaneye” resmen hakim olurlar. Mahkumlar ise içsel direnişleri nefrete dönüşmesine rağmen uysallaşırlar…
Deney için iki haftalık süre tanınmasına rağmen “deneklerin” üstlendikleri rolleri içselleştirdikleri be kendi doğal kişiliklerine geri dönüşte zorlandıkları gerekçesiyle deney henüz altıncı günündeyken sonlandırılır.
***
Bu deneyden sonra birçok bilimsel deneyler yapılmış, konu hakkında makaleler kitaplar yazılmış ve “korku kültürünün” hakim olduğu toplumlar da “sınırsız güç” ve otorite kullanılmasına izin verilen kişilerde, kişiliklerin nasıl bozulduğu belirlenmiş.
Deneyi yapan bilim adamları şu kanıyı varmışlar;“ Sınırsız gücü” elinde bulunduran kişi ister bir evde aile reisi, bir mahallede muhtar bir okulda öğretmen, bir şirkette yönetici, bir şehirde Belediye Başkanı ya da milletvekili hatta “iktidar” olsun hiç fark etmiyormuş,
Kontrol edilemeyen güç, o güce itiraz edenler ile güç sahibi arasında kısır döngüye yol açan “şiddeti” doğurmaktaymış…
***
Bugün ülkemizde yaşananların ve on iki yıllık dayatmacı baskıcı ve bencil iktidarın vardığı nokta “gardiyanların” yapısına, onlara biat eden kayıtsız şartsız her dediklerini kabul edenlerin ise “mahkumların” yapılarına ne kadar uygun olduklarını görebilirsiniz…
İstediği ve sadece kendileri lehine yarayan yasaları çıkaranlar, kendilerine itiraz edenleri dinlemeyenler her zaman ve daima baskı kurmaya şiddet kullanmaya meyli olanların yakın gelecekte nasıl bir dehşetengiz felaketi yaşatacaklarını düşünmek bile istemiyorum…
Ve bendeniz bundan sonraki siyasal yaşam da “gardiyanların” alışkanlıklarından asla vazgeçmeyeceklerini “mahkumların” kişiliğini yaşayanların ise bu durumdan kurtulmalarının son derece güç olacağını, bocalayacaklarını ve yeniden normale dönüşmeleri için psikolojik desteğe ihtiyaç duyacaklarını, düşünüyorum…
Umarım ki bu psikolojik sorunları onlar; tıpkı Irak da Mısır da ve Suriye de yaşanan olayların yaşanmasına neden olmazlar…
İyi bir hafta geçirmenizi diliyorum…
Erdoğan ÖZGENÇ