​ Sır-44.Bölüm / Öykü / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Mart '10

 
Kategori
Öykü
 

Sır-44.Bölüm

Sır-44.Bölüm
 

RESİM:ALINTI“Dua edin Yaren. Buna çok ihtiyacımız var. "


“Daha iyi misin Leman?”

“Çok acı çekiyorum.”

“Acı çekmen için sebep yok. Defalarca konuşmuştuk seninle.”

“Sabah olanlar. Ben nasıl yapabildim? Kan vardı. Bacağından aşağıya doğru sızıyordu.”

“Şimdi hastanedeler ama. Har şey yoluna girecek. Sen düşünme artık bunları.”

“Selim… O benden nefret edecek.”

“Bu kadar yürüyüş yeter. Biraz uzan istersen.”

“Evet. Dinlensem iyi olacak. Başım öyle şiddetle ağrıyor ki…”

Halide çiçeği hallettikten sonra silip süpürmüş, havalandırmıştı odayı ki Behzat ve Leman odanın kapısında belirdiler.

“Leman Hanım istirahat edecek biraz.”

“Tabii… “ derken Halide öyle bir nefretle baktı ki kadına, bakışları keskin bir bıçaktan farksızdı.

“İşim bitmişti zaten.”diyerek çıktı dışarıya.

“Dinlen bakalım pis cadı. Dinlenirken yeni planlar kurarsın artık.” diye yüksek sesle düşündü farkında olmadan.

………………….

Camlı kapının ardındaydı Selim. Solgun benziyle cansız gibi yatıyordu Tuana. Sağından, solundan sarkan aletler vardı.

“Zavallı sevgilim. Yüzünü bir an olsun güldüremedim. Oysa dün gece dönüm noktamız olacaktı bizim. Oldu da ama düşlediğimiz gibi değil.”

…………………………….

Gözlerini yine bir noktaya dikmişti Leman. Öylece bakıyordu. Behzat oturduğu yerden kadının aklından neler geçtiğini anlamaya çalışıyordu. Leman sallanan koltuğun gıcırtısını dinliyordu. Bu ses zaten zayıf olan sinirlerini çamaşır ipi gibi geriyordu. Kızın mimiklerinin değiştiğini görüyordu Behzat.

“Leman. Canım iyi misin?”

Duymamıştı bile bu soruyu Leman.

“Kim var sallanan koltukta?

Döndü Behzat bu soruyla birlikte. Sallanan koltuk her zaman ki gibi pencerenin önünde duruyordu. Boştu. Kim olabilirdi ki zaten. Odada ikisinden başka kimse yoktu.

“Hiç kimse yok.”

“Bu ses… Beni deli ediyor.” diyerek elleriyle kulaklarını tıkadı Leman.

“Tamam, canım hemen dışarıya çıkarıyorum.” diyerek koltuğu kucakladı ve çıkardı odadan. Geri döndüğünde Leman yatakta yoktu. Lavaboya gitmiş olabileceğini düşündü.“Leman” diye seslenirken. Oturdu az önce kalktığı koltuğa. Göz hizasında bir karartı hissetti. Döndü ve kızın masanın altında olduğunu fark etti. Kalktı yerinden.

“Leman orada ne yapıyorsun?”

“Saklanıyorum.”

“Kimden?”

“Görmüyor musun? Bak orada bana bakıyor?”

“Kim bakıyor canım?” diye üzüntüyle sordu Behzat. Kimse yoktu ki.

“Saçları güzel olan kız. Bak… Ellerinden kan damlıyor.” diyerek iyice sindi duvarın dibine.

“Neler söylüyor. Duyuyor musun?”

“Ne söylüyor?”

Kız ellerini kulaklarına bastırdı.

“Hayır, ben öldürmedim. Bebeğini ben öldürmedim.” diye haykırıyordu Leman.

“Aman Allah’ım… Tipik bir şizofren vakası.” diye geçirdi aklından Behzat.

“Leman gel canım. Korkma sana bir şey yapamaz ben varım.”diyerek elini uzattı. Bir süre karamsar kaldı Leman sonra uzanan ele uzattı elini.………………………………….

Dışarı çıktığında solgun görünüyordu Selim’in benzi de .

“Gördün mü onu?”

“Evet. Ama camın arka tarafından. O kadar bitkin ki. Doktor hala tehlikenin sürdüğünü söylüyor. Kanamayı durdurmuşlar ama erken doğum ihtimali söz konusu. Bunu istemiyorlar bebeğin bir süre daha anne karnında kalmasını salık veriyorlar.”

“Zavallı arkadaşım. Yani onun başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiştir.”

“Elif.”

“Tamam sustum.”

“Eğer buradaysanız ben Mithat Bey’i…”

“Buradayız Selim. Sen işine bak. Bir gelişme olursa haber veririm hemen sana.”

“Tamam.” diyerek ilerledi Selim.

“Allah yardımcıları olsun.”dedi Harun nişanlısının kızgın bakışları arasında.

………………..

“Uzan şöyle.”diyerek çantasını açtı Behzat. Şırıngaya ampuldeki sıvıyı çekti.

“Evet. Bu iğneyle rahatlayacaksın.”

“Hhııhhı..”

“Evet. Birazdan daha iyi hissedeceksin kendini.”

“Koltukta oturuyor olmalı. Bak sallanıyor. Gıcırtılar. Hayır. Bana zarar verecek. Bebek yüzünden. Bahtım kara. Saçlarım kara. Gözlerim kara. Oda karanlık.”

“Ama ben buradayım yanında. Seni yalnız bırakmayacağım.” diyerek uzandı ve elini kavradı kızın.

“Hadi uyumaya çalış şimdi.”

………………….

Arabasını park etti Selim. Ev ne kadar sessiz görünüyordu. İlerledi. Taraçaya geldiğinde sabahki olayı an be an yaşadı. Oysa sabah güne ne kadar mutlu başlamıştı, başlamışlardı. Anahtarını çıkardı, kilide yerleştirdi. İçeri girdiğinde şöyle bir baktı salona. Tuanasız bomboş görünüyordu. Akşamın izleri beyaz orkidelerden belliydi.

“Heyhat! Bir anda allak bullak oldu hayatımız.”diye geçirdi aklından.

“Selim Bey. Geldiğiniz duymadık. Tuana Hanım iyi inşallah.”

“Pek değil. Tehlike devam ediyor.”

“Çok üzgünüz. Yapabileceğimiz bir şey..”

“Dua edin Yaren. Buna çok ihtiyacımız var. Mithat Bey nasıl?”

“Zavallı adam öyle üzüldü ki… Ağladı bir süre. Durmadan kızını soruyor.”

“Anladım. Ya Leman?”

“Behzat Bey sabahtan beri yanında. Sakin görünüyor ama bilemiyorum.”

“Mithat Beyi… Lütfen hazırlar mısın hastaneye bırakacağım onu.”

“Selim Bey öncelikle size söylemek istediğim bir şey var.”

“Çok önemli değilse sonra Yaren.”

“Çok önemli ve sizden başka kimseye söyleyemem.”

“Dinliyorum.”

Kız arkasını döndü ve çekmecenin içindeki kül tablasını alarak Selim’e uzattı.

“Bunlar ne?”

“ Leman Hanım’ın içti sandığımız ilaçları.”

“Ne?”

“Halide odasını temizliyordu bugün. Her neyse odasındaki çiçeğin saksısını değiştirirken… Bunları saksının içinde bulduk.”

“Yani. Doğru mu anlıyorum. İlaçları içmeyip saksıya mı gömmüş.”

“Aynen öyle.”

“Ne yaptığını sanıyor bu kız.” diye hışımla merdivenlere yöneldi Selim.

“Selim Bey durun bir dakika. Sakin olun lütfen.”

Hızla açtı Selim kadının odasının kapısını. Behzat bile irkildi oturduğu yerden. Leman’ın bakışları tavana dönüktü. Behzat’ın şaşkın bakışları arasında “ne yaptığını sanıyorsun sen.” diyerek omuzlarından tutup sarsmaya başladı.

“Ben babana verdiğim söz yüzünden hayatımı mahvederken sen… Sen ne yapıyorsun Leman? Gözlerime bak. Sen o ilaçları nasıl içmezsin? Nasıl saksıya gömersin? Sen beni nasıl aptal yerine koyarsın?”

“Selim sakin ol.” diye araya girdi Behzat.

“Sen karışma Behzat. Bu bir aile meselesi.”

“Çünkü… Seni çok seviyorum.” diye haykırdı Leman.

“Allah’ın cezası bu yüzden mi sabah Tuana’ya yaptıkların.”

“O kız bu eve gelene kadar mutlu yaşıyorduk biz. Sen sadece benimdin.”

“Hayır ben asla senin olmadım. Sadece yaşadıklarına çok üzülüp amcama söz verdim diye bu saçma sapan evlilik oyununa boyun eğdim ama görüyorum ki hata yapmışım hayatımı sana adamakla. Sen küçücük bir mutluluğu bana çok gördün.” derken sarsmaya devam ediyordu.

“Selim hasta o… Yapma.”

“Karışma Behzat. İlaçlarını içmeyip saklamayı akıl edecek kadar sağlıklı.”

“Sen üzülme diye sakladım. İlaçlar uyuşturuyor beni. Ben uyanık olmak, seninle olmak istiyorum. Seni seviyorum”.

“Ben Tuana’yı seviyorum. Onunla evlenmek istiyorum. Defalarca söyledik ama anlamadım. Şimdi senin yüzünden hayatımda önem verdiğim tek kadın ve çocuğum ölümle pençeleşiyorlar.”

“İyi ya sen de kurtulacaksın böylece onlardan. Yine benim olacaksın. Seni öyle mutlu edeceğim ki..” cümlesini tamamlayamadan suratına inen tokadın etkisiyle savruldu Leman.

“Dur Selim ne yapıyorsun? Bu kadarı fazla.”

“Sana karışma dedim.”

“Ben doktoruyum ama… Hasta o. Bu kadar üstüne gitme. Lütfen dışarı çık.”

İşaret parmağını salladı Selim havada

“Boşanma evraklarını hazırlatıyorum hemen bugün. İtiraz etmeden imzalayacaksın. Aksi takdirde bir daha yüzümü göremezsin ve… Ve Leman beni başka şeyler yapmaya zorlama.”

“Hadi Selim.”diyerek koluna girdi Behzat.

“Bu ne hal? Sana da sakinleştirici vermem gerekecek.”

“Nasıl sakin olayım ki? Tuana ve bebeğim hastanede… Bu kadın hayatımı darmadağınık etti. Düşünebiliyor musun ilaçları saksıya gömmüş. İnanılacak gibi değil.”

“Ben bir Leman’a bakayım. Sen de sakinleş de öyle konuşalım.”

 
Toplam blog
: 755
: 776
Kayıt tarihi
: 13.06.07
 
 

Ankara'da doğdum. İlk, orta, lise ve üniversite eğitimimi Ankara'da tamamladım. AÜİF iş idaresi b..