Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Mart '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
105
 

Sıra dayağı

Orta okulda kimsenin oturmadığı, üstü façalarla dolu bir sıra vardı. Sıradan sebebini açıklayamayacağımız bir şekilde nefret ediyor, ona şiddet uyguluyorduk. Yetişkin şiddeti ve çocuk şiddeti arasında böyle de bir fark işte. Yetişkinken şiddeti uygulamak için bir kulp buluyorsun. Çocukken ise salt şiddetten, saf kötülükten başka bir şey olmuyor. Şanslıydık ki bizim takıntımız bir sıraydı ve onu sadece çirkin olduğu için sevmiyorduk. Sevmediğimiz ŞEY, bir arkadaşımız, bir köpek, bir kedi de olabilirdi.

İşte bu sıraya gelen giden tekme vuruyor, kalemle üstünü çiziyor, üstüne çıkıp zıplıyordu. Kimisi onu duvara da çarpmak gibi yeni yöntemler de buluyordu. Sıra artık sıralıktan çıkmış, uyuz olmuş da tüyleri dökülmüş, bir bacağı kırık, burnu sürekli akan ve her an son nefesini veremeye hazır bir sokak köpeği gibi olmuştu. Sıranın son gününü hatırlıyorum elbette. Çocuklardan bir tanesi başka bir sıranın üstüne çıkıp güdük sıranın üstüne atlamıştı. Sonra bir başkası, sonra bir başkası ve sonra tabi ben de. Sıranın üstünde zıplıyorduk. Birbirimizin üstüne de basmaya başlamıştık ki zavallının ayakları bu azgın it sürüsüne daha fazla dayanamadı ve ek yerlerinden eğilidi. Üstündeli bizler de yere düştük falan ve devamında da sonunda onun hakkından gelebildiğimiz için zafer çığlıkları attık. Ayağa kalktık, çaktık birbirimize falan böyle sanki gol atmışız gibi. Sonra ben dedim ki haydi sırayla sınıfta tur atalım falan. Sonra kazandığı kupayla sahada tur atan futbolcular gibi bir kaç hayvan onu ellerimizle havaya kaldırıp sınıf ta tur attık.

İşte bu tur sırasında okula gelmeden önce traş olmasına rağmen her daim sakallı gibi duran müdür yardımcısı Kemallettin (Celalettin? Ya çok sene oldu hatırlayamıyorum) sınıfın kapısında belirdi. Gözgöze geldik. "SEN" dedi bana, sonra diğerlerine de tek tek "sen, sen, sen, sen" dedi. Odasına davet etti bizi, bir çay ısmarlayacak değildi tabi.

"Oğlum şimdiye kadar çok tuhaf şeyler gördüm" dedi bana. İyi de neden bana diyordu? Odada beş kişiydik. Daha önce yaşadığımız bazı tatsız deneyimler sebebiyle mesulün ben olduğumu düşünmekte haklıydı. Ama bu benim takımım, benim organizasyonum değildi. Her neyse. Ben yumuşak "oğlum" girişinden ötürü mutluydum. Demek ki şimşek tokatları yerine bizi insan yerine koyup (ne büyük hata) güzel güzel laf anlatmayı deneyecekti. Böyle zamanlarda çok pişman gözüp çok hak vermek gerekir karş tarafa ki potansiyel dayakçı oradan karanlık tarafa geçmesin.

"Niye yapıyorsunu oğlum böyle?" Diye sorunca "ben affedin, hayvanlık ettik" deyip de ekibi de bu işten sıyrıksız alacaktım ki bir tanesi panik olup "hocam vallahi billahi ben bir şey yapmadım!" dedi.

Ulan geri zekalı seni, şimdi inkarın vakti mi? Her şeyi kabul edecektik oysa. Adam sakindi. Celalettin (Kemalettin?) Bey bir anda kaşlarını çattı. "Ulan ben başından beri izledim sizi daha sıranın üstünde zıpladığınız andan beri!" dedi. "Hocam vallahi billahi ben yoktum annem babam ölsün ki" dedi Talip (Salim?)

Kemallettin (Celalettin?) Bey hışımla ayağa kalktı. Ben biliyordum tabi (tecübeyle), Salim (Talip)'in kendi kurtarma telaşı hepimize birden patlayacaktı. Son anda haklısınız hocam affedin diye bağırıp, "hani durun siz kardeşsiniz, evlenemezsiniz" diyen film son dakikacıları gibi, kaderimi değiştirmek istediysem de ok yaydan çıkmıştı. Yalnız Talip (?)'in hıyarlığına rağmen ilk tokatı (ki en şiddetlisidir) yiyen yine ben oldum. Neyseki ilk tokattan sonra yere düşüp yüzümü iki kolumun arasına sıkıştıracak kadar da bilgiliyim (elbetteki tectübe). Bu sayede ilk tokatı yiyen bendimse de, en çok tokatı ben yemedim.

Odadan çıktığımızda "neden ben yapmadım diyorsun lan?" diye sordun Salim (?)'e. "Ne bilim belki yırtarım diye düşündüm" dedi. Oğlum, dedim. Dayak, yenecekse hep beraber yenir. "Yırtacaksak da yine hep beraber yırtabilirdik." dedim. "Haklısın" dedi Talip (?)

"Ama bak şimdi ne olacak" dedim. "Şimdi senin yüzünden hepimiz dayak yedik. Sen birey olarak yırtmayı düşünüp arkadaşlarını sattığın için, üstüne bir tane de arkadaşlarından yiyeceksin, iyi mi oldu yani?" Dedim.

Salim (?) gözlüklerini çıkardı. "Çok sert vurmayın ama" dedi.

Artık vahşileşmek için bir sebebimiz vardı.

Büyüyorduk.

K.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 295
Toplam yorum
: 3950
Toplam mesaj
: 280
Ort. okunma sayısı
: 730
Kayıt tarihi
: 28.09.06
 
 

Bugün ölseniz mesela, ya da hafifletelim biraz hadi, bu giriş çok karamsar oldu. Bugün ortadan kay..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster