- Kategori
- Gündelik Yaşam
Sıradan bir insanın yani benim hayatımdan

Ben İstanbul’ u ilk 1966 yılının yazında gördüm. Cevizli semti, Tamirhane durağı, Kartal’dan minibüs dolmuşlar ile yaklaşık beş veya on dakika.
Rahmetli dayım Malatya Sümerbank’ taki puantörlük görevinden istifa edip, İstanbul’ a taşı toprağı altın kente altın aramaya gelmişti. Cevizli Tamirhane durağında bir apartman dairesi satın almış, belki de kiraydı.
Dayım künk, briket imal ediyordu, ayrıca bir yazlık sinema kiralamış işletiyordu. Oturduğu evin balkonu ile sinemanın perdesi karşı karşıya idi, adeta sinemanın balkonu gibiydi. İki yaz sinemada film alıcı, biletçi ve reklamcı olarak çalıştım. Filmler Pazartesi ve Perşembe günü değişirdi. Rekabet nedeniyle iki film oynatılırdı. Yabancı filmlerin kirası üç günlük üçyüz, Türk filmlerinin ise yüzelli liraydı. Biletleri bir liradan satardık. Sinema yaklaşık beş yüz kişilik idi.
Filmlerin değişeceği sabahlar ben, makinist ve yer gösterici film rulolarını kutularına, kutuları çuvallara koyar dolmuş, vapur, tünel yoluyla Yeşilçam’a giderdik.
Bu her Pazartesi ve Perşembe Beyoğlu’nda sabah duble işkembe çorbası içmek demekti bol sirke, sarımsak ve acılı. Sonra Yeşilçam içinde sıralı film şirketlerinden birine filmleri bırakır ya aynı yerden veya başka bir şirketten yeni filmlerimizi alırdık. ‘ Fragman’ denilen gelecek filmlerin parçalarını ve çizgi filmler alırdık.
O sıralar Fenerbahçeli futbolcu Abanoz Osman da filmcilik yapardı. Koyu Fenerli olduğum için, Osman’dan film almak hoşuma giderdi.
Beyoğlu, Yeşilçam Kırıkkale’ye döndüğümde okulda arkadaşlarıma hava atarak anlatacağım rüya yerlerdi o zaman. Artistler kahvesinde Necip Tekçe, Danyal Topatan, Erol Taş, Bilal İnci’yi karşımda canlı canlı görünce ne şaşırmıştım. Hele bir gün Tanju Gürsu ile film aldığımız şirkette karşılaşınca ilk kez bir jön’ü bu kadar yakından görme fırsatım olmuştu.
Tanju Gürsu o yılların ünlülerindendi. Tığ gibi, renkli gözlü çok yakışıklı idi.
Beyoğlu’nda işimizi bitirip sinemaya geri döndüğümüzde saat akşamın dördü olurdu. Makinist Murat film rulolarını büyük rulo haline getirmeye, yer gösterici Mesut sinemayı süpürüp yıkamaya başlardı. Ben ise megafonu elime alıp, afiş asılı ilan tahtası sırtımda reklama çıkardım. Tamirhane durağının deniz kıyısında kamplar ve yazlık evler vardı, ilk reklama oradan başlardım.
‘ Dikkat dikkat
Bu gece sinemamızda
Senenin en muhteşem iki filmi…
Gece saat dokuzda
Başrollerde …..’
Noktalı yerlere giren film ve artist isimleri dışında aynı laflarla reklama girerdim.
Her film senenin en muazzam filmi idi. En çok Yılmaz Güney’li filmler müşteri çekerdi, sinema doldururdu. Reklam işi saat akşam yedisine kadar sürerdi. Megafon ve ilan tahtasını sinemaya bırakır, hemen üst kata eve yemeğe çıkardım. Annem, kardeşlerim, yengem, anneannem, dedem, dayım sinemanın balkonunda yemeklerimizi yerdik. Yemek biter bitmez aşağıya bilet satma hazırlıkları için inerdim.
İlk sattığım gün numaraları sıra ile yazmaya başladım, arka sıralardan itibaren. O gün herhalde yalnızca otuz kişi vardı sinemada ve otuzu da bomboş sinemada yan yana oturuyordu.
Dayım rahmetli,
‘ Oğlum bilet verirken dağıt insanları da
sinema dolu görünsün’ demişti.
Film başladıktan sonra belediye zabıtası gelir,ona bir tutanakla sinemada kaş kişi olduğunu gösteren form doldurarak verilir, cebine on lira sıkıştırılırdı. Adamın beş sineması varmış, böyle kontrole gittiği, her gece elli lira otuz günde binbeşyüz lira.
Yeni yetmelik zamanımın, ilk çarpıcı gerçek hayat görüntüleriydi, çocukluk döneminin bitmeye başlamasının işaretiydi.
Ortanca kardeşim de bazen kapıda bilet kesmeye çalışırdı. Onbir, oniki yaşlarındaydı. Sonradan söylüyor ‘ annem onun kapıda bilet kontrolüne üzülürmüş’.
Film gösterimi ile para kazanmak mümkün değildi. Üç günde filmlere verilen toplam dörtyüzelli lira ya çıkar ya çıkmazdı. En fazla yüz, yüzelli lira kâr edilirdi. En büyük kar, hayır dernekleri yararına toplu sünnet düğünü programlarıydı. Bu programlarda sünnet çocuklarının ailelerine biletler baştan satılır, hayır derneği payını aldıktan sonra bize iyi bir kâr kalırdı.
Bu düğünlerde blok programlar uygulanırdı. Bir assolist, bir uvertür, bir oryantal ve bir kukla ya da komedyen. Assolistin adına göre programın fiyatı değişirdi. Yanlış hatırlamıyor isem ‘ Eyüp Uyanıkoğlu ve altı için toplam altıbinbeşyüz lira öderdik. Elli liradan 500 bilet satışı ile alınan yirmibeşbin liradan yaklaşık beşbin lira kâr kalırdı.
Çok iyi paraydı.
Bilet satışı ve reklam olmadığı için ben o günler çok rahat olurdum, evin balkonuna geçer, keyifle programı izlerdim.
Fakat ertesi gün yine her şey aynı başlardı.
Bu gece sinemamızda…’
O sıralar yazlık evlerde , yaz geçiren bir kız vardı , esmer güzeli çok hoş bir kızdı, onu görünce reklam için daha fazla oyalanırdım. Sinemaya geldikleri gecelerde onu ve ailesini benim balkondan göreceğim bir yere oturturdum. Sık sık göz göze gelmeye çalışırdım. Kız farkına vardı mı bilmiyordum.
Aradan zaman geçti üniversiteye başladım, bir gün sınıftayız ve en sevgili arkadaşım Vural ébak bugün benim kız gelecek seni tanıştırayım” dedi. Öğle yemeği sırası kız geldi, ve kız o sinemada en görünür yere oturttuğum kız. Ben afalladım, ama içimden “nasıl olsa tanımaz “ dedim. Vural bizi tanıştırıp kızla birlikte gittiler. Ertesi gün Vural gülerek “sen bizim kıza asılmışsın yazlıkta” dedi.
Rahmetli anneannem iyi tahsil görmüş bir kadındı, İdadi’den (lise) Alül’ âlâ (pekiyi)derecesi ile mezun olmuş, dünya ve Türkiye sorunları ile yakından ilgilenirdi. Bindokuzyüzlü yılların başında bir kadın için kolay bir şey değilmiş bu durum.
İlk kocası binbaşı iken cephede şehit düşmüş, ikinci kocası dedem İstanbul’da polislik yaptığı için cepheye gitmemişti.
Yaşamımın otuzdokuz yılında anneannem ile birlikte idim. Babam ben doğar doğmaz askere gittiği için iki yaşım bitinceye kadar beni anneannem büyütmüş.
Hayatımım beynime çizdiği ilk resim, Malatya Sümerbank Fabrikasının duvarları üstünde yürümeye çalışırken anneannem yoldan geçen askerleri göstererek,
- Bak Hasan’lar geçiyor, derken ağzıma bir lokma yiyecek vermesidir.
Anneannem evde hep başına beyaz bir tülbent takardı, sokağa çıkarken de siyah bir başörtüsü.
Annem onun yanında beni hiç azarlayamazdı, hemen beni sahiplenirdi.
- Bu çocuğun üzerinde benim de hakkım var derdi. Annem bir şey söyleyemez susardı.
Anneannemi namaz kılarken ilk gördüğümde ne yaptığını merak edip şaşırmıştım. Sorunca,
- Allah’a sizler için dua ediyorum, demişti.
- Dua nedir anneanne?
- Eğer Allah’tan bir isteğin varsa ellerini açıp ona seslenirsen, eğer o isterse dileğini yerine getirir.
- Bana da öğretir misin?
O günden sonra, anneannem bizimle iken birlikte namaz kılardık. Önceleri onu taklit ederek yatar, kalkardım. Bana bildiğim tüm duaları anneannem öğretmiştir. Hatta diğer iki kardeşime de. Bizlere,
- Bu öğrettiğim duaları, ölünce mezarımda benim için okursunuz, derdi
Ortanca kardeşim, bu dua konusundan öylesine etkilenmişti ki, her gece yatmadan önce üç ihlas bir fatihayı üç kere okuduktan sonra, üç kere tüm aile fertlerinin iyiliklerini dilerdi. Bu yaklaşık yarım saat sürerdi. Aynı odada onunla birlikte uyumak imkansızdı. Çünkü fısıltı ile okuduğu dualar, her dua sonunda eline yüzüne sürmesi, gecenin sessizliği içinde gümbür gümbür duyulurdu. Çoğunlukla O’nu hepimizden kırkbeş dakika önce yatmaya gönderirdik. Anneannem bile onunla birlikte aynı odada yatamaz olmuştu nerdeyse.
Yıllar yılları kovalarken, anneannemin bizim için duaları hiç eksilmedi. Hacca gittiğinde bizi gönlünde oralara götürmüştü biliyorum.
Doksandokuzluk tesbihi ile seccade üzerinde kımıldayan dudaklarında Tanrı’dan bizim için iyi şeyler dilediğini hala duyar gibi gibiyim.
Şimdi o cennet gibi mezarında uyuyor, öğrettiği duaları başında onun için okudum. Eminim çok mutlu olmuştur. Sesimi duyduğunu hissettim.
O ve onun gibi insanlar kültür taşıyıcıları idi. Sayıları çok fazla kalmadı şimdi. İyiliği öğretirken, görev gibi anlatmazlardı. İnsan duygularının güzelliği içinde naklederlerdi.
Ağızlarından kan gelse, kızılcık şurubu içtim derlerdi. Dirençliydiler, destek verici idiler. Rahmetli,
- Otu çekin, köküne bakın derdi.
Kökü iyi ise neslin kötü olmayacağına inanırdı. Ve bu doğru bir inanç olarak kalmıştır bende.
Nur içinde yatsın. Şimdi dualarım onunla.