- Kategori
- Ben Bildiriyorum
Sırf yazmış olmak için...

Ne kaleme ne klavyeye elim varmıyor bir süredir. İçimde acayip bir karanlık. Bir türlü silkeleyip atamıyorum. Bazen oluyor bu. Hava karanlık ben karanlık. Neşe Karaböcek dinlemek istiyorum böyle günlerde. Özellikle Murathan Mungan'ın Otel Odaları'nı. Ya da Münir Nurettin Selçuk. Her söylediği uyuyor bana. Güzel, içli bir ses eşlik etsin, sinematografik olsun istiyorum bu karanlık anlar hiç olmazsa.
Seviyorum bu karanlık hallerimi. Başkaları sevmiyor pek. İş arkadaşlarım, beni pek yakından tanımayan ahbaplar sıkılıyorlar bu halimden. Oysa yakından tanıyanlar biliyor. Karanlık iyi geliyor bana böyle arasıra. Sakin ve dengede kalmamı sağlıyor. Hayatın acayipliklerine ve acılarına göğüs germemi sağlayan o güç bu karanlık anların bana hediyesi. Yılın tamamına yakınını gülerek geçiriyorsam bu bu karanlık anlar sayesinde oluyor. Karanlık olmadan aydınlanmıyor benim için gün.
Böyle karanlık günlerde bir tek yer var sığındığım. M.C. Escher'in resimleri. Çok kişi görmüştür resimlerini. Hani şu neyin nerde başlayıp nerde bittiğini anlayamadığınız karışık ama süprizli resimler. Ne zaman o karanlık denize dalsam çıkarıyorum Escher resimlerimi, dalıyorum içine. Özellikle karanlık, kara kalem yapılmış resimleri alıp götürüyor beni. Gotik çağrışımlı kemerli koridorlar. Üzerime kapanan ağaçlar. Birbirine geçip kaybolmuş kertenkeleler ve kurbağalar. Niyeyse kurbağalar cezbediyor beni en çok.
Sonra kitaplığımın derinliklerinden Michael Ende'nin Özgürlük Hapisanesi'ni çıkarıyorum. Kapağında Escher'in resimlerine benzeyen bir çizim var. Başlıyorum en sevdiğim öykülerini okumaya. Özellikle hiç bulunamamış ev üzerine yazılmış olan bir öykü var. Ait olmak üzerine. Dalıp gidiyorum ona ve kendini ait hissedeceğin bir ev hissinin peşinden, hayalimdeki o resmin içine dalıp yüzüyorum derinliklerinde.
M.C.Escher benim kült ressamım. Merak eden çıkarsa bir gün onu da anlatırım buralarda.