Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Mayıs '07

 
Kategori
Aşk - Evlilik
 

Siz aşka geç mi kaldığınızı sanıyordunuz?

Siz aşka geç mi kaldığınızı sanıyordunuz?
 

Huzurevinin yeni binasında ilk aylardı. Kapı her açıldığında herkesle beraber benimde içim tarifi mümkün olmayan bir duygu kaplıyordu. Yaşlılar yeni bir dost gözü ile bakarken ben daha ziyade ortama alışamamanın verdiği toylukla ve diğer tüm yaşlılardan dinlediğim hayat gerçekleriyle yeni bir hikaye, e tabi mesleğimin icraatı açısından da yeni bir hasta gözüyle bakıyordum. Kapı tekrar tekrar açılıyor, ellerinde bavullarla yeni sakinler geliyordu. Herkes yerleşmiş ve odalar neredeyse dolmak üzereydi.

Yeni binamızın 3. haftasında, akşam yemeği için herkes yemek salonuna geçmişti. Ve yine kapı açıldı. Sabah son oda için kayıtlar arasından sırası gelmiş olan Hasan bey gelmişti(sırası gelmiş diyorum çünkü; talep çok fazlaydı ve talep ettikleri tarihe göre sıraya alınıyorlardı). İçeri girmesiyle donakaldı. Henüz anlayamamışken birden merdivenlerden bir ses geldi. Süreyya Hanım teyzeydi bu, merdivenlerden düşmek üzereydi. Tırabzanlara sımsıkı tutunmuş, gözlerini Hasan beyin üzerinde bırakmıştı. Hasan beyde kötü görünüyordu anlayamamıştım olanları, hemen tekerlekli bir sandalyeye alıp müşahedeye aldık Süreyya hanım teyzeyi, Tansiyon çıkmıştı. İyimisiniz? diyorum. ‘Çok iyiyim, aşağı inmek istiyorum’ diyor. ‘Hayır biraz dinlemeniz gerek’. Israrla aşağı inmek istiyor. Onu dinlenmeye zor ikna etmiştim. Aşağı indiğimde Hasan beyin odasına gidip kendimi tanıttım, nasıl olduğunu sordum. ‘Çok iyi değilim’ dedi. ‘merakımı affedin, tanışıyor musunuz Süreyya hanımla’ dedim. Zorlukla yutkundu ve kısık, neşelimi hüzünlümü anlamlandıramadığım bir ses tonuyla ‘ismi Süreyya mı?’ dedi gülümseyerek. ‘Sadece benzettiğimi sanıyordum, ama şimdi ismini de duyunca…’ Ben sormadan içler acısı Aşk hikayelerini anlatmaya başladı.

Süreyya ile aynı mahallede oturuyorduk. Ben ortaokul 3.sınıftaydım, o 2.sınıfta, birbirimizi çok seviyorduk. Okula beraber gider beraber dönerdik. Çocukluk aşkı değildi bu, akran olduğumuz hiçbir çocukta yoktu böylesi bir aşk. Daha çok küçük olduğumuz için ailelerimiz bu şekilde görüşmemizi istemiyor diye gizli gizli buluşurduk. Bütün gün ellerini tutar, gözlerine bakardım, onu bir daha görmeme düşüncesi bile keskin bir hançer gibi yüreğimi dağlıyordu. Onunla birlikte olunca mevsimler değişiyor, her yer çiçek açıyordu. Rüya gibi güzel, gözlerimizi açınca her şey bitecekmiş gibi de tehlikeliydi.

Benim Babam Subay, annem Öğretmendi. Onun ailesi kapıcıydı. Ve bir tek bu sebepten görüşmemizi istememişti ailem. Ben o yaşta bunun bir yanlış olduğunu düşünmüş ve aileme Süreyya’yı nasıl sevdiğimi anlatmaya çalıştım. Ama ne yapsam değiştiremiyordum düşüncelerini, Diktatörlerdi. Hayatımı yönetmek istiyor, duygularımı, isteklerimi hep yanlış olduğunu savunuyorlardı.

Bir akşam Annemle babam tüm eşyaları sessizce toplamış sabah bana ‘hadi hazırlan araba kapıda gidiyoruz’ demişlerdi. İstanbul’u çok seven ailem ‘nereye olursa olsun gideriz’ diye tayinlerini istemişlerdi. Bu onlar için ayrılmamıza kesin bir çözümdü. Şimdi ben nasıl giderim, Süreyya’mı nasıl bırakırım, onsuz ne yaparım diye evin içinde hıçkıra hıçkıra ağlıyor, gitmemek için elimden geleni yapıyordum. Ama nafile onlar benim için doğru olanı bulmuşlardı. Tüm eşyalar arabaya yüklenmişti. ‘Babacım ne olur izin verin bir veda edeyim’ diye yalvarsam da nafile kaçırır gibi arabaya bindirip Nevşehir’e doğru yol almıştık. Ben tüm yol boyunca yaklaşık 10 saat hıçkıra hıçkıra ağlamıştım. Bunu nasıl yapardı benim ailem, sırf kapıcı kızı diye aşkımıza nasıl bu kadar katı bir şekilde engel olurdu. Hala bunu düşünürüm. Yıllarca onun acısını içimde kavrulan aşkın alevleriyle yaşadım. Hayatımı istedikleri gibi yönetip, yönlendirdiler ama yüreğimi unuttular, benim yüreğimde Süreyya’mın adı yazıyordu. Bu ayrılıkla silinebilir bir yazgı değildi, bunu göremediler.

Ancak Yıllar sonra İstanbul’a gelip onu arayabilmiştim. Okula, mahalleye gittim, ortak arkadaşlarımızı bulmaya çalıştım ama tek bir kişi bile bulamadım onu sormak için, kimse tanımıyordu. . Neredeyse tüm zamanımı onu bulmak için harcıyordum. Onu bulamıyordum. Kahroluyordum. Her gün anne ve babama daha çok kinim artıyordu. Nasıl olurda bunu çocuklarına yaparlardı. Yaşımızın küçüklüğünü görmüşlerdi oysa aşkımız yaşımızdan çok büyüktü fark etmemişlerdi. Günler, haftalar, aylar geçmişti… Ümidimi yitirmiştim. Aşkımı benden uzaklaştırmışlardı… Nereye, ne kadar uzaklıkta bilmediğim bir yerlere…

Hayata müdahale edemiyordum ve hayat devam ediyordu. Evlendim 2 çocuğum var…Bir kızım olsaydı ismini Süreyya’mın adını koyacaktım. Karıma her baktığımda Süreyya’mı görüyordum. Ona her dokunduğumda içim kanıyor, Ruhum acıyordu. 50 yıllık bir evlilik hayatımızda karım geçirdiği bir rahatsızlık yüzünden ölmüştü. 5 yıl boyunca yalnız yaşadım ve işte buradayım. Kapıdan girdiğimde onu görünce, çok şaşırmıştım, sadece benzettim sanıyordum. Ama gözleri gözlerime değdiği an, yüreğimin titremesinden anlamıştım benzerlikten öte bir şeydi bu. Üzerinden 65 yıl geçmiş olsa dahi o gözler yüreğimde yazılı, bakışları gözlerimi her yumduğumda gözlerimdeydi.

Süreyya Hanım teyze bu yaşadıkları aşkı ve nasıl acıya dönüştürdüklerini bildiğimden haberi yoktu. Arada onun odasına gidiyordum, odada geçmişin acısı, gözlerinde hüzün vardı. Bunu çok rahat yaşıyordum. Hiç konuşmak istemiyor, gözlerini penceren ayırmıyordu. Hasan bey amcanın odası daha ziyade mutluluk, şaşkınlık doluydu. Sevdiğine kavuşmak için sabahı zor eden genç bir delikanlı gibi yerinde duramıyordu. Sık sık düşüncelere dalıyor, ayaklarını sallıyor, parmaklarını çıtlatıyordu. Üçümüzde de heyecanın farklı halleri vardı. Ama en tuhaf olan bendeydi. İkisinin heyecanı ve bende ki heyecan. Sabahı zor etmiştim. Onlar için bir sürprizim vardı. Kahvaltı sonrası onları oturma odasında buluşturdum.

Odada uzunca bir süre yalnız kaldılar. Bir ara yürekleri bu heyecana dayanamayabilir endişesiyle içeri girdim. El ele diz dizelerdi. Tıpkı gençliğinde oldukları gibi Hasan bey amca Süreyya’sının gözlerinin içinde ve aşkının güzelliğinde, Süreyya hanım teyze kayıp gitmesini engellemeye çalışır gibi ellerini sımsıkı tutmuştu.

Aşkları tüm huzurevini sarmıştı. Herkesin ruh hali değişmişti. Daha iyimser, yaşam dolu, aşk dolu bir psikolojideydi herkes. Ellerini hiç bırakmazlardı. Gecelere kadar oturup, sabah erken kalkarlardı. Onlara bakınca genç bir kız genç bir adam görüyorduk. Günün her saati beraberlerdi. Leyla ile Mecnun derdik onlara. Hasan amca hemen tepki verirdi ‘biz Leyla ile Mecnun değiliz onlar hep ayrı kaldılar, biz geç de olsa birbirimize kavuştuk. Biz ‘’Hasan ile Süreyya’yız’’ derdi.


Birbirini izleyen günlerde beraber sinemalara, tiyatrolara, gezilere gitmiştik. Gerçek bir Türk filminin içindeymişim gibi hissediyordum. Hiçbir şey yapmama rağmen bana aşkımızın 2. mimarı diyorlardı.

Bir gün yanıma geldiler Süreyya hanım teyze ‘canım kızım biz artık flört dönemimizi çoktan geçtik’ dedi gülümseyerek. ‘Onun için burada olan iki evimi de satıp Süreyya’mla’ (gözleri ışıldayarak, kelimeleri titreyerek ‘aşk yuvamızı kuracağız’ dedi Hasan bey amca. Çok üzülmüştüm gidecek olmalarını aşkın en güzelini onlarla burada yaşamak büyük bir şans, mutluluktu benim/bizim için. Birkaç gün internetten, emlakçılardan ev baktık beraber. Sonunda istedikleri evi Kadıköy modada bulmuştuk. İkisinin de en sevdiği yerdi Moda. Hiç düşünmeden evi hemen satın aldılar. 20 yaşında evliliğe hazırlanan bir çifti heyecanıyla evi düzenlediler. Her şeyin en güzelini, en pembesini, en yeşilini aldılar. Huzur ve sevgi dolu bir ev oldu aşk yuvaları.

Şimdi ben onların ‘vefasız ilk bahar mimarları’ oldum. Onlarda benim ‘aşk öğretmenlerim’.

Duyduğum, gördüğüm, bildiğim en büyük aşktı bu. Gözlerim dolu dolu dinlemiş ve yaşamıştım. Gerçek aşk bir gün, bir yerde mutlaka birleştirir. Büyük aşkları onları hayatlarının ikinci baharında huzurevinde birleştirmişti. Şimdi ilkbaharlarını yaşıyorlar. En yeşilini, en mavisini, en yenisini, en güzelini…

Çektikleri acıları, bir araya gelememenin vermiş olduğu, bir tarafı eksik olmayı tüm bunları hatırlamıyorlardı. Şimdi kendi renkleriyle dolu yepyeni bir sayfa açtılar. Yaşanamamışlıkları yaşamak adına, sevgilerine doymak adına, hayata en güzel açıdan bakmak adına. Her hallerini doyasıya yaşıyorlar. Aşkın geç gelişinden değil aşklarını geç yaşamaktan, yaşamak için çok zamanları olmamaktı tek korkuları.

Not: Süreyya ile Hasan gerçek isimleridir. Kim böyle bir aşkı yaşayıp da teşhir edilmek istemez ki?

 
Toplam blog
: 26
: 906
Kayıt tarihi
: 31.01.07
 
 

Hayata yayılarak yaşamayı düşlerken, zamana sıkıştığımı fark ettim, tek sebebini çalışma şartları..